Üç Soru ve Üç Cevap

Sayı : 63 / Mayıs 2017, Konu Başlığı : Masal Annesi

Anadolu’da İslamiyet hızla yayılıyordu. Bu sırada bir kısım inkârcı filozoflar bu dinle nasıl mücadele edeceklerini düşündüler. İçlerinden biri kendi aklını çok beğeniyordu.

- Ben Müslümanların âlimlerine gidip öyle sorular soracağım ki cevap veremeyecekler. Böylece de halk onların etrafından dağılıp gidecek, diyordu.

Gerçekten de adam laf cambazıydı. Kendini haklı göstermekte ustaydı. Sorduğu sorularla halkın aklını bulandırıyordu. Bu hali görünce kendine güveni artmıştı.

Selçuklu’nun başşehri Konya’ya gidip âlimlerle münazara yapmaya karar verdi. Etrafına da bir sürü yandaş topladı. Yola çıktılar. Onlar gelmeden şöhretleri Konya’ya ulaşmıştı. Devrin Selçuklu Sultanı bunların fitne çıkarmasını istemiyordu. Bu yüzden devrin alimlerine,

- Bunların sorularına etkili şekilde cevap verin ki halkın aklını bulandırmasınlar, diye görev verdi.

O devrin âlimlerinden biri de Mevlana Celaleddin Rumi idi. Kendisine bu mesele arz edilince hiç telaşlanmadı.

- Gelsinler, Şems-i Tebrizi onlarla ilgilenir, dedi.

Şehre gelen inkârcı ile yandaşlarını alıp, Şems’in yanına götürdüler. O sırada Şems yanındaki talebelere teyemmüm almayı tarif ediyordu. Bunun için sınıfa bir kerpiç, yani evleri inşa ederken kullanılan kurumuş toprak getirmişti.

Kibirli adamın ihtişamlı bir şekilde gelişine pek aldırmayan Şems, yanında bir yer gösterdi ve:

- Buyurun, oturun. Sorularınız neyse sorun, dedi.

Adam bilgiç bir edayla ilk sorusunu sordu:

- Sizler insanları Allah'a inanmaya davet ediyorsunuz. Ama biz Allah'ı göremiyoruz. Neden görmediğimiz halde inanacakmışız? Dedi.

Şems sakince;

- Başka sorun yok mu? dedi. İnkarcı adam,

- Evet var, mesela siz insanları ahirete inanmaya davet ediyorsunuz. Allah insanları hesaba çekecek, azab edecek, diyerek canlarının istediği gibi yaşamasına engel oluyorsunuz. Oysa herkes özgürdür, istediği gibi yaşar. Neden insan yaptıklarından hesaba çekilecekmiş?

Şems;

- Başka sorun varsa onu da sor, hepsini birden cevap vereyim, dedi. İnkarcı adam kendinden emin bir şekilde:

- İnanmamızı istediğiniz bir şey de, şeytanın varlığı… Hem Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, hem de cehennemde ona azâb edilecek dersiniz. Madem ateştendir, neden cehennem ateşi ona azab etsin ki?

Şems bu soru üzerine önünde durmakta olan kerpici alıp, adamın başına vurdu. İnkarcı adam birden şaşırdı ve sonra da vaveylaya başladı.

- Bakın gördünüz mü? Sorularıma cevap veremeyince bana vurdu. Onu şikayet edeceğim, nerede bu şehrin kadısı? Burada adalet yok mu? Demeye başladı.

Derken o devrin kadısının huzuruna gittiler.

- Bu kişiden davacıyım, sorularıma cevap vermek yerine başıma kerpiçle vurdu, dedi.

Şems-i Tebrîzî sakince;

- Hayır, ben ona öfkeyle vurmadım, kerpici, sorularına cevap olarak vurdum, dedi. Sonra da açıklamaya başladı:

İlk sorusunda, Allah-u Zülcelâl’i gösteremediğimiz halde inanmamızı istiyorsunuz, diyordu. Ben de ona misal verdim, şimdi o başının ağrısını gösterebilir mi? Ama bizden inanmamızı istiyor. İnkarcı:

- Ama ağrı görünmez ki, deyince Şems-i Tebrîzî;

- Demek ki görünmediği halde var olan bazı şeyler de olabiliyor. İşte Allah Teâlâ da vardır, fakat görünmüyor. İkinci sorusunda da ahirette hesabın olmaması gerektiğini, herkesin özgür olduğunu, istediği gibi yaşayabileceğini söylüyordu. Madem öyledir, beni niye dava ediyorsun, canım istedi vurdum, dedi. İnkarcı şaşırmıştı.

- Ama sen başkasına zarar veriyorsun, öyle olur mu?

- Demek ki herkes canının istediğini yapamaz. Bunun dünyada bir hesabı olduğu gibi, dünyada görülmeyen hesaplar için de ahiret hesabı var. Bir de sen şeytan ateşten olduğu halde cehennemde nasıl azâb edileceğini sormuştun. Şimdi ben sana topraktan yapılmış kerpiçle vurdum. Toprak senin canını acıttı. Hâlbuki sen de topraktan yaratılmışsın ama topraktan olan bir şeyden canın yandı. İşte şeytan da böyle cehennem ateşinden azab görecek, dedi. İnkarcı adam diyecek söz bulamadı, avanesini de toplayıp çekti gitti.


Sayı : 63
Büyük Kapak