Ahiret Yolunun En Hayırlı Yoldaşı

Sayı : 61 / Mart 2017, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün ashabı kirama buyurdular ki:

"Dünya tatlı ve hoştur. Allah sizi ona vâris kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadından da sakının! Zira Beni İsrail'in ilk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır." (Müslim, Zikr 99)

Allah-u Zülcelâl’in yarattığı fıtrat gereği insanoğlu dünya nimetlerine hem maddi bakımdan muhtaçtır, hem de psikolojik açıdan dünya güzelliklerine karşı düşkünlük ve zaaf içindedir. İnsan, dünyada yaşayan canlıların en narini, en muhtacıdır. Birçok canlılar haftada bir iki defa yemek yerler hatta bütün bir kış boyunca aç kalabilen canlılar vardır. Çoğunun yediği gıda da birkaç çeşitten ibarettir. Ama insan her gün belli bir kalitede gıda ile beslenmek zorundadır. Hem gıdasının, temiz, hazmı kolay ve besleyici olması gerekir.

Bunun yanında insan giyinmek zorundadır. Diğer canlıların sırtında kürk, tüy veya kabuk varken insan kendisine giyecek temin etmelidir. Ayrıca insanoğlu kışın soğuğa, yazın şiddetli sıcağa dayanamaz, korunaklı bir meskene, ev eşyasına, ısınmaya ihtiyaç duyar. Hayvanların çoğunun yuvası çerçöpten, toprak içindeki bir oyuktan ibaret iken insan kendisine binalar inşa eder, yalıtım yapar, dekore eder…

Kısacası insan bu dünyaya değil cennete ayarlı, narin bir fıtrat üzere yaratılmıştır, bu sebeple dünyevi ihtiyaçları çoktur. Hem insan sadece bugünkü rızkını düşünmez, yarın için de endişelenir. Dahası çocuklarının hatta torunlarının geleceğini düşünür. Bu duygu ve düşüncelerin de tesiriyle insanların dünyevi imkânlara karşı hırsı adeta sınırsızdır.

Fakat birçok kişiler dünya nimetlerinden ölçüyle faydalanmayıp aşırıya kaçarlar. Helal haram demeden mal toplarlar. Zenginleştikçe dünya düşkünlükleri daha da artar ve kalpleri de iyice katılaşır. Kendilerine ne kadar nasihat edilse kibirleri ve isyanları o kadar artar. İşte dünya sevgisi böyle kişilerin felaketi olmuştur. Bu sebeple Rabbimiz dünya sevgisi konusunda kullarını daima ikaz etmiştir.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor: “Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının kısa süreli bir geçimidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise, daha hayırlı ve daha devamlıdır. Bu mükâfat iman edenler ve Rablerine tevekkül edip güvenenler içindir.” (Şûrâ: 36)

Allah'ın verdiği imkânlarla hayır hasenat yapanlar, keselerini hep ahiret çarşısında kâr getiren sevaplarla doldurmuş olur. Bizim asıl yerleşip kalacağımız yurdumuz ahiret olduğu için de fani nimetleri boşa harcamayıp ebedi hayat için yatırım yapanlar büyük kâr elde etmiş olacaklardır.

Dünya nimetleri birer tadımlıktır. Tattığı nimetlere şükrederek Allah'ın razı olacağı ameller işleyen kullara, bu nimetlerden çok daha üstün nimetler verilecektir. Cennetliklere verilecek nimetlerin yanı sıra bilhassa Allah'ın rızası ve cemali gibi manevi nimetlerin yanında, bu dünyada tattıklarımız ancak yolcu azığı gibi kalacaktır.

Dünyada kendisine nasip olan nimetleri hep dünya hayatının konfor ve süsüne sarf edenler ise iki türlü pişmanlık çekerler. Birinci pişmanlık dünya nimetlerine alıştıkça dünyayı sevmeleri ve ölüm vakti gelince bu nimetlerden ayrılmak istemeyip elem çekmeleridir. İkinci pişmanlık ise, ellerindeki sermayeyi dünya yolculuğunda harcayıp tükettikleri için ahirete hazırlık yapamamalarıdır. Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki: “Kim benim zikrimden yüz çevirirse, onun hakkı da dar bir geçimdir.” (Tâhâ; 124)

En Hayırlı Nimet: Saliha Eş

Dünya nimetleri herkes için tatlıdır ama bilhassa kadınlar daha hassas yaratılışlı oldukları için yokluğa ve sıkıntılara karşı daha sabırsız olabilmektedirler. Ekseriyetle kadınlar kocalarını bolca dünyalık elde etmesi için yönlendirir ve nihayet haram yollara düşmesine sebep olabilirler. Bu sebeple Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kadınların bu halini göz önünde bulundurarak onların duygusal ve aceleci yönlendirmelerine kapılmamaları için erkekleri uyarmıştır.

Kadınlar dünya konfor ve rahatlığına düşkün oldukları gibi erkekler de kadınlara düşkündürler. Çoğu zaman erkekler genç ve güzel bir kadınla evlenmek için zengin olmayı arzu ederler ve bu yolda ahiret hazırlığını ihmal ederler.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Dünya bir faydalanma (imkânı) dır. Dünyanın en hayırlı nimeti de sâliha kadındır,” (1 Müslim, rada' 64) buyurarak, mümin erkeklere kadınların saliha ve takvalı olanlarıyla evlenmeyi tercih etmelerini tavsiye etmiştir.
Çünkü dünyaya düşkün olmayan saliha bir hanım, ahiret yolunda en güzel yardımcıdır. Allah-u Zülcelâl böyle saliha hanımları şu ayet-i kerime ile methetmiştir:

“Mümin erkekler ve kadınlar birbirlerinin velîleridirler… Allah'ın emrettiği güzel şeyleri emrederler, Allah'ın sevmediği şeylerden de birbirlerini alıkoyarlar. Namazı kılarlar, zekâtı verirler; Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah, rahmet edecektir.” (Tevbe; 71)

Allah-u Zülcelâl “birbirlerinin velisidir” buyurarak kadın ve erkeklerin birbirlerinin dostluğuna ve desteğine muhtaçlığına dikkat çekmiştir. Malum olduğu gibi, vahyin ilk günlerinde Hz. Hatice annemizin Peygamberimize olan desteği onun o zor günlerinde en büyük tesellisi olmuştur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Hatice annemizin malıyla, hizmetiyle, moral takviyesi yapan konuşmalarıyla verdiği desteğini yıllar sonra minnetle anmıştır.

Her mümine hanımın da vazifesi, Hz. Hatice annemiz gibi vefalı bir hayat arkadaşı olmak, zor zamanlarda metanetini kaybetmemektir. Eşinin Allah yolunda yaptığı hayır ve hizmetleri teşvik etmesi, bu uğurda çektikleri darlık ve sıkıntılara tahammül etmesiyle saliha bir kadın kocasının en sadık dostudur.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ashabına baktığımız zaman erkek sahabelerin Allah yolunda hizmet ve fedakarlıkta yarıştığı gibi, sahabe hanımların da ellerinden geldiği kadarıyla, Allah yolunda hizmet ve destek yarışına katıldığını görüyoruz. Ne zaman Allah'ın Resulü aleyhisselatu vesselam kadınlara sadaka vermeleri için çağrıda bulunsa, kulaklarından küpeleri, kollarından bilezikleri çıkarıp sadaka örtüsünün üzerine atıyorlardı.

Her Fedakârlığın Mükafatı Var

İslam dini kadın olsun erkek olsun her insanın, Allah rızasını gözeterek verdiği kararlarıyla, yaptığı tercihleriyle ve bilhassa nefsinin isteklerinden yaptığı fedakârlıklarıyla sevap kazanacağını bildirmiştir.

Her ne kadar erkekler, sahip oldukları güç ve imkânları daha fazla olduğu için, bunları İslam yolunda kullandıkları takdirde daha büyük mükâfatlar kazanabilecek olsalar da, kadınlar da sabırlı ve fedakâr davranarak ufak da olsa bir hayır yaptığı zaman, nefsine ağır geldiği oranda mükâfat kazanabilmektedir.

Çünkü Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerime de, kadın ve erkekler arasında yetenek ve görev farkı olsa da, her birinin kendi imkânlarıyla yaptıkları hizmetlerin karşılığını alacağını vaad etmektedir:

“Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.” (Nisa; 32)

Öyleyse hanımlar kendi çabalarıyla yapabildikleri küçük tasarrufları ve hizmetleri küçümsememeli, Allah katında asıl kıymetli olan amelin ihlâslı amel olduğunu unutmamalıdırlar.

Sahabe hanımları evlatlarını İslam'a hizmet yolunda güzelce terbiye edip, zorluklara dayanıklı olacak şekilde yetiştirmiş ve onlara saygı ve itaati öğretmiştir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde;

"Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes'ulsünüz. İmam çobandır ve sürüsünden (toplumdan) mes'ûldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve onlardan mes'uldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da mes'ûldür…” (Buhârî, Ahkâm 1, Müslim, İmâret 20) buyuruyor. Bu hadisten anlıyoruz ki, erkekler ailenin reisi olmakla birlikte, kadınlar da çocukların terbiyesinde kocasının yardımcısıdır.

Sahabe hanımlarından bu yana her devirde mümine hanımlar onların bıraktığı örneği takip ederek hayır hasenatta bulunmuşlar, eşlerine karşı sadakatli ve sabırlı birer hayat arkadaşı olmaya çalışmışlardır. İslam tarihinde altın sayfalarını yazan kahramanların ardında bu ihlâs ve fazilet timsali isimsiz kadın kahramanların desteği vardır. Onlar aldatıcı dünya süslerine sırt çevirip Allah yolundaki ebedi mükâfatlara talip olmuş bahtiyar hanımlardır.

Asıl gayesi ahiret olan mümine hanıma, dünyada kanaatkâr olmak zor gelmez. Bazen şeytan insanların kalbine şöyle vesvese verir: “Senden daha zengin ve imkân sahibi kişiler var. Neden sen fedakârlık yapacakmışsın ki? Sen zaten zengin de değilsin.”
Hâlbuki bu düşünce aldatıcıdır. İnsanların birçoğunun dünya nimetlerine dalıp ahireti unutmuş olması onların kendi akılsızlığıdır. Bizim böyle kişileri kendimize örnek almamız veya bahane yapmamız uygun değildir. Allah yolunda hizmet etmek Allah'ın bir kula nasip ettiği en büyük nimettir, bunun kıymetini bilmek gerekir.

Bazen de yapılan hizmetler ve fedakârlıkların kıymetinin bilinmemesi bu fedakârlıkları yapan hanımları bıkkınlık ve gevşekliğe sürükleyebilmektedir. O zamanlar da Allah-u Zülcelâl’in her şeyi gördüğünü ve bildiğini, bizi böyle çeşitli hallerle imtihandan geçirdiğini unutmamak lazımdır.

Rabbimiz buyuruyor: “(Ey müminler) Sakın gevşemeyin! Üzülmeyin; eğer gerçekten müminler iseniz muhakkak en üstün sizlersiniz.” (Âl-i İmrân, 139)

Allah’a hakiki olarak iman eden kişi hiçbir zaman usanmaz ve ümitsizliğe düşmez. Zira bilir ki Allah’ın va’di haktır. Allah-u Zülcelâl, kendi rızası uğruna nefsiyle mücadele eden kullarının yardımcısıdır. Bu sebeple hiç kimse fedakârlıklarımızın kıymetini bilmese de Allah-u Zülcelâl’e tam bir teslimiyetle yönelmeli, mükâfatı da sadece Allah’tan beklemelidir.

Elbette dünyevi fedakârlıklar yapmak, dünyadan el etek çekmeyi gerektirmez. Allah-u Zülcelâl, Hz. Musa aleyhisselamın kıssasında, onun ümmetinden gelen bir zengini, yani Karun’u örnek vererek onun şahsında bütün imkân sahiplerine şöyle diyor: “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde fesat çıkarmağa çalışma. Allah fesat çıkaranları sevmez.” (Kasas, 77)

Bu ayet-i kerimeye dikkat edersek, Allah-u Zülcelâl’in “dünyadaki nasibini unutma” diyerek helal daire içinde nefsinin hakkını eda etmeyi, çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını gidermeyi meşru kıldığını görüyoruz. Ancak dikkat edersek Rabbimiz öncelikle “Allah'ın sana verdiğinden ahiret yurdunu iste,” buyurarak, evvela ahireti zikrediyor. Böylece Allah'ın verdiği nimetlere öncelikle bir ahiret sermayesi nazarıyla bakmasını hatırlatıyor.

Sonra “dünyadaki nasibini unutma” sözüyle de, “Dünyada Allah'ın nasip ettiği nimetlerden helal dairesi içinde tadıp şükretmesini,” istiyor. Bundan sonra “Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et.” diyerek biriktirme hırsına kapılmayıp muhtaçların imdadına koşmayı emrediyor.

Allah-u Zülcelâl bizleri dünyaya aldanmayıp ahiret sermayesi yapan kullarından eylesin. Âmin.


Sayı : 61
Büyük Kapak