Aile Sırrı

Sayı : 48 / Şubat 2016, Konu Başlığı : Saadethane

Bundan birkaç yıl önceydi, gazetelerde Yargıtay 2. Hukuk dairesinin bir kararı duyurulmuştu. Karar özetle, “Bir kadının televizyon programına çıkıp aile sırlarını anlatması boşanma sebebidir” diyordu. Gazeteler de haberi “Kadın programları yuva yıktı” diye vermişlerdi.

Ne bekleniyor ki?

Destan gibi uzun uzun anlatılan, yüz kızartıcı detaylarıyla tasvir edilen o hayat, insanların mahrem hayatı. O hayatı paylaşan taraflar halen yaşıyor, insan içine çıkıyor. Kim ister ki, birisi herkesin içinde çıksın, olayları kendini mağdur gösterecek şekilde tek yanlı olarak anlatsın…

Velev ki anlatılanlar doğru olsa bile, bir kişinin bu derece ulu orta ifşa edilmesi onu intihara kadar götürebilecek çok ağır bir darbe olmaz mı? Eğer dertliysen, çare arıyorsan veya danışmak istiyorsan derdini ancak ailenizin sırrını saklayabilecek birisine paylaşabilirsin. Ve bu sır da ona emanettir, ifşa edemez.

Doktorlar, psikologlar ve bunun gibi birçok meslek erbabı, hizmet verdikleri kişilerin sırlarını saklayacaklarına dair yemin ederler. Sır saklamak için illa bu meslekleri icra etmek gerekmez, bir mümin “aramızda kalsın” denilerek paylaşılan sırrı saklamak mecburiyetindedir.

Mümin erkekler ve kadınlar birbirinin sırdaşıdır; perdesidir. Birbirinin kusurlarını gizlemelidir. Hem birbirimizi, lüzumsuz bir meraklılıkla aile sırlarını ifşaya da teşvik etmemeliyiz. Aksine genç ve tecrübesiz kardeşlerimiz sonradan pişman olabileceği bir şeyler anlatıyorsa, dinlememeli, onlara aile sırrını saklama meziyetini öğretmeliyiz.

Ne acıdır ki, insanları aile sırlarını ifşaya teşvik eden tek şey o televizyon programları da değil. Günümüzde çıkarılan bazı yasalar da ailede yaşanan ufak tefek bir problemin hemen hukuk kanallarına yansımasını teşvik edebiliyor. Bunların sonuçları ne yazık ki çok acı olabiliyor.

Yakın zamanda genç bir çiftin başından geçen bir hadiseyi duydum, çok üzüldüm. Genç hanım bir seyahat için kocasından izin istemiş ama alamamış. Sonuçlarını pek düşünmeden işi inada bindirmiş;

- Sen izin versen de vermesen de gideceğim, diyerek kocasını iyice öfkelendirmiş.

Kocası da bu durum karşısında soğuk kanlı olamamış, karısına birkaç tokat atmış. İşe giderken de karısını eve kilitlemiş. Kadın, komşularına seslenip,

- Polisi arayın. Kocam bana şiddet uyguladı ve beni eve kilitledi, diye seslenince polis çağırılmış, “özgürlüğü engellenen ve şiddete uğrayan mağdur kadını” kurtarmışlar. Genç kadın, başına toplanan kişilerin de dolduruşuyla kocası hakkında şikayette bulununca polisler kocayı göz altına alıp, bazı ceza-i müeyyideler uygulamışlar.

Güya kadın, koca baskısı ve zulmünden kurtarılmış!

Ama olayın ilk anı geçip, kadının aklı başına gelince çok pişman olmuş elbette. Ailesinden aklı eren kişiler de kocasıyla inatlaşmasının hata olduğunu, böyle kışkırtmasının doğru olmadığını söylemişler. Ancak pişmanlık fayda etmemiş. Çünkü genç adam karısına o kadar kinlenmiş ki, “Bir daha onu görmek bile istemiyorum. Beni rezil etti. Artık bundan sonra avukatlarımız görüşür” diye kestirip atmış.

Genç kadın kendini affettirmek için ne kadar dil döktüyse de kocasını ikna edememiş. Üstelik kadının bazı eksik ve kusurları da bu vesileyle ortaya dökülmüş, araya büyük bir düşmanlık girmiş.

Kadını korumak adına çıkarılan yasalardan sonra bu gibi hadiselerin gittikçe artmasından endişe ediliyor. Çünkü aile içi meselelere hemen hukukun müdahale etmesi; bir anlık hataların neticesinde yuvaların yıkılmasını beraberinde getiriyor.

Kim hatasız olabilir ki?

Dünyada ağzından uygunsuz bir laf kaçırmayan bir kadın var mıdır? Veya öfkesinin kontrolünü hiç kaybetmemiş bir erkek...

Hanelerin duvarları, nice nice sırlar örter. Hiç kimse kusursuz değildir. Kendisi mükemmelmiş gibi başkalarına nasihat eden psikologlar, pedagoglar vesaire zevat dahi zayıf bir anında veya kışkırtıldığında kınanan bir davranışı sergileyebilir.

Karşımızdaki insan hata yapabildiği gibi biz de hata yapabiliriz. Biz onunkini ifşa edersek onun da kızıp bizim hatalarımızı ortaya dökmesine nasıl mani olabiliriz ki? Bu durumda kendi kendimizi rezil etmiş olmayacak mıyız?

Eşinin hatalarını perdeleyen bir kişi aslında kendi izzet ve şerefini de korumuş olmaktadır. Bu sebeple unuttuğumuz değerlerimizden, “Aile sırlarını saklamak, hata ve kusurları örtmek” gibi ahlaki hasletlerimizi yeni yetişen nesillere öğretmemiz gerekiyor.

Çünkü gençlerin çoğu hayat tecrübelerinin azlığından dolayı, hayata çok mükemmeliyetçi bir nazarla bakıp, insanların ya siyah ya beyaz olduğunu zannedebiliyor. Eşinin bir kabahatini görünce hemen yaftalayıp “Bu nasıl bir insan” diye önüne gelene şikayet etmeye başlayabiliyor. Pek hiç kendine bakıyor mu?

Halbuki her insanın içinde biri simsiyah biri bembeyaz bir cevher olan, nefis ve ruh bulunuyor ve birbiriyle mücadele ediyor. Elbette bu mücadelede bazen nefs ruha, bazen ruh nefse galip gelebiliyor. Bir anlık mağlubiyetinden dolayı bir insanı damgalamak ve hemen çürüğe çıkarmak doğru olur mu?

Peygamberler hariç hiç kimse hatasız olmadığı gibi hatta peygamberlerin dahi zelle denilen bir zerrecik hataları olabildiğini biliyoruz. Öyleyse hepimiz birbirimizi affetmeye ve kusurlarına perde olmaya hazır olmalıyız. Hukuk kanalının ancak aşırı şiddette ve sürekli, dayanılmaz boyutta bir zorbalık söz konusu olduğunda başvurulacak son çare olduğunu unutmamalıyız.


Sayı : 48
Büyük Kapak