Ailede Huzur Sorumlu Eşlerle Mümkün

Sayı : 49 / Mart 2016, Konu Başlığı : Saadethane

Son yıllarda boşanmaların hızla arttığını görüyor veya duyuyoruz. Zamanımızda bazı evliliklerin yürümemesinin sebeplerinden biri de, yeni neslin tembel, sorumsuz, zevk düşkünü kişiler olarak yetişmesi. Ne yazık ki fiziki açıdan bir yetişkin gibi görünen ama ailedeki rolünün gerektirdiği görevleri yerine getirmeyen birçok kişi çevremizde. Bilhassa erkeklerin ailenin reisi olarak yerine getirmesi gereken görevleri umursamaması, kadınlar için evliliğin adeta bir yük haline gelmesine yol açıyor.

Bir genç hanım anlatıyor: “Altı yıldır evliyim. Aileme ait bir dairede kira ödemeden oturuyoruz. Evliliğimizin ilk gününden beri eşim evin geçimini tam olarak yüklenmedi. Şu anda ise evin geçimini neredeyse tamamen ben tek başıma çalışarak sağlıyorum. Bir çocuğumuz var, ben işteyken onunla annem ve kız kardeşim ilgileniyor. Bütün sıkıntılarımızla annem babam ilgileniyor. Eşim kısa süreliğine birkaç işte çalıştı. İşyerlerinde de sorumluluklarını yerine getirmediği için geçinemedi, işten çıkarıldı.

Şimdilerde iyiden iyiye internet bağımlısı oldu. Bu durum karşısında benim de ona karşı hiç saygım ve sevgim kalmadı. ‘Bu ne zamana kadar böyle devam edecek?’ diye düşünmeden edemiyorum. Çocuğumun da babası gibi yetişmesini istemiyorum. Artık kendini toparlamasını bekliyorum. Ama ne zaman ondan beklentilerimi dile getirsem kavga çıkarıp evden çıkıp gidiyor ve bizden daha da uzaklaşıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Boşanmayı istemiyorum. Çocuğumu yalnız başına büyütmek ve ona boşanmanın acısını hissettirmek istemiyorum ama ne yapacağımı da bilemiyorum.”

Bazen de yeni evli hanımlar hakkında şikâyetler duyuyoruz: “Gelinim öğlene doğru yataktan kalkıyor. Oğlum sabah evden çıkarken ne kahvaltı hazırlayan var, ne de giyecek temiz ve ütülü bir gömlek bulabiliyor. Torunumun ihmale uğramaktan altı pişik olmuş.

Buzdolabında yemek artıkları kokuşmuş, sebzeler, meyveler çürümeye yüz tutmuş… Çamaşır sepeti lekeli kıyafetlerle dolmuş. Ama gelinime biraz kendini toplamasını söyleyince ya küsüyor veya bana cevap yetiştiriyor. Oğlum da ne yapacağını şaşırdı.”

Elbette ki ailede eşlerden biri üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğinde, diğer eşin şikâyet etmesi ve sonuçta evde huzursuzluk çıkması kaçınılmaz olur. Şikâyet etmese bile mutsuzluğunu içine atacak ve evliliği hakkında olumsuz düşünceler taşımaya başlayacaktır. Çünkü eşinin hal ve gidişatı, geleceğe dair endişe duymaya sebep olacaktır. Eğer eşi onun bu endişelerini gideremezse mutsuz olan tarafın evlilikten gitgide uzaklaşmasının önüne geçilemez. Bu sebeple evlilikte herkesin vazifesini bilip yerine getirmesi şarttır.

Son zamanlarda böyle sorumsuz kişilerin çoğalmasının bir nedeni, ailelerin çocuklarını küçük yaştan itibaren korumacı bir şekilde yetiştirmesi, hayata hazırlamamasıdır. Eski zamanlarda dar imkânlara ve çok çocuğa sahip aileler, çocuklarına küçük yaştan itibaren sorumluluk veriyor, ev işlerine ve geçimine katkı yapmasını bekliyorlardı. Şimdilerde insanlar az sayıda çocuk sahibi oluyor ve onları rahata alıştırıyorlar. Çocuklar ileri yaşlara kadar evdeki hiçbir işe yardımcı olmuyor.

Hatta bazı anneler çocuklarının kişisel bakım ve temizliklerini bile yapıyor. Kaç yaşına geldiği halde tek başına banyo yapıp, kıyafetlerini ütüleyip, giyinip hazırlanamayan kızlar var. Bazı anne babalar çocuklarının okul ödevlerini bile yapıyor. Bu durumda da çocuğa televizyon seyretmekten, internette oyun oynamaktan, cep telefonuyla mesajlaşmaktan başka iş kalmıyor.

Hâlbuki babalar erkek çocuklarını yanına alıp arabanın yıkanması, alış verişin yapılması, faturaların ödenmesi, aile bütçesinin hesaplanması gibi işlere alıştırmalıdır. Anneler de kızlarına yaşına uygun işler yaptırarak evi çekip çevirecek şekilde yetiştirmelidir.

Bunu yapan aileler çocuklarına en büyük iyiliği yapmış olurlar. Çünkü sorumluluklarını yerine getiren, hayatını yönetebilen insanın kendisine saygısı ve özgüveni olur. Böyle bir insan hem dünyevi hayatında hem ahiret hazırlığında başarılı olur.

Çalışkanlık Fazilettir

Çalışkanlık aslında üstün şahsiyetin ve güzel ahlakın önemli bir unsurudur. Bir kişi tembel olursa, nefsi onu faziletli davranışlar için gayret göstermekten alıkoyar. Halbuki birçok fazilet çalışkan olmayı icab ettirir.

Çalışkan insan, hem bu dünya maişeti için çalışır, helalinden kazanır, kimseye muhtaç olmaz. Hem de kazandığından bakımını üstlendiği yakınlarının nafakasını verir, diğer yoksullara sadaka verir, böylece ahiret maişetini kazanır.

Helal lokma yemek dinimizin en çok ehemmiyet verdiği meselelerdendir. Kişinin yediği lokma helal değilse amelleri kabul olmaz. Helal lokma kazanmak için ise gücü yettiği kadar çalışmak gerekir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

"Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek asla yememiştir. Allah'ın Peygamberi Dâvud aleyhisselam da elinin emeğini yerdi." (Buhârî, Büyü: 15)

Hadisde bilhassa Hz. Davud’ un zikredilmesinin sebebi şudur; o Kur'ân'ı Kerimde bildirildiğine göre, hükümdar peygamberlerdendi. (Sa'd, 26) Fakat o dahi demirden zırh imal eder, bununla geçimini sağlardı.

Diğer Peygamberler de el emeğiyle geçinmişlerdir. Hz. Âdem çiftçilikle geçinmiş, Hz. Nuh marangozluk yaparak, Hz. İdris terzilik, Hz. Musa aleyhimüsselam da çobanlık yaparak geçinmişlerdir.(Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir, 1, 67-68)

Çalışmanın çeşitli faydaları vardır. Her şeyden önce kişinin yorucu işlerde çalışarak nefsini yorması, nefsiyle baş başa kalıp kuruntulara dalmasından daha hayırlıdır. Allah-u Zülcelâl ailesine helal lokma kazanmak için ter döken kullarını seviyor.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz yetim olarak dünyaya geldi, yoksul amcasının yanında yetişti. Onun geçimine yardım etmek için gençlik çağı boyunca çalıştı. Yeni yetmelik çağlarında Mekkelilerin koyunlarını güttüğünü şöyle bildirmiştir:

Allah Resulü aleyhisselatuvesselam bir gün:

“Allâh Teâlâ’nın gönderdiği her peygamber, mutlakâ koyun gütmüştür.” buyurdu.
Sordular: “Siz de mi koyun güttünüz, yâ Rasûlallâh?”
“Evet, ücret karşılığında Mekkelilerin koyunlarını güderdim.” buyurdu. (Buhârî, İcâre, 2,)

Mekke’de koyun veya deve sürülerini otlatma işini de daha çok yetişme çağındaki gençlere yaptırıyorlardı. Çünkü çobanlık yapmak yetişme çağındaki çocukların mesuliyet duygularını geliştiriyor ve başka birçok vasıf kazandırıyordu.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Hz. Musa ve Hz. Davud aleyhisselamın da koyun güttüğünü bildirmiştir.(İbn-i Sa’d, I, 126)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam gençlik çağından itibaren amcalarıyla beraber ticaret seferlerine de katılmıştır. Ticaret ortaklığı yaparken, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın dürüstlüğü ve çalışkanlığının Hz. Hatice radıyallahu anhâ’nın dikkatini çektiğini görüyoruz.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam kendisine risalet vazifesi verildikten sonra rızık temini için çalışma imkânı kalmadı. Ama o kendi işini kendisi görürdü, hizmetçi edinmezdi. Müminlerin işlerini ise büyük bir mesuliyet duygusuyla takip ederdi.

Müminler mescidin inşasında ve hendek kazılmasında çalışırken Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam da onlarla beraber çalışırdı.

Hendek kazarken müminler, gerçekten de büyük zorluklarla karşılaşmışlardı. Her bir sahabeye belirli uzunluktaki bir yeri kazmaları emredilmişti. Münafıklar aynı şehrin vatandaşı oldukları halde Hendek kazma işinden kaytarıyorlardı. Allah-u Teâlâ onlarla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

"Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O´nun buyruğuna aykırı davrananlar, başlarına bir belanın gelmesinden veya acı bir azaba uğramaktan sakınsınlar." (Nur, 63)

Onların üzerlerine aldıkları işi yapmayıp çekip gitmeleri, müminlerin güçlerini zayıflatıyordu. Fakat Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, mübarek vücudu toz toprak altında kalıncaya kadar çalışıyordu. Sahabe i kiram: “Sen çalışma ey Allah’ın Resulü biz senin yerine çalışırız" demelerini de kabul etmiyor, müminlerin her birinden daha fazla çalışıyordu.

Hz. Peygamber ashabının şevkini artırmak için okudukları şiirlerin nakaratına katılıyor, müminleri harekete getirecek sözler söylüyordu.

Peygamberimizin Çalışmayı Öven Hadisleri

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam ashabını ve ehlibeytini daima çalışmaya teşvik ederdi. Hz Ali, çocuklarının nafakası için kova başına bir hurma almak üzere kuyudan su çekiyordu.

Bir gün peygamberimizin bulunduğu bir yerde güçlü-kuvvetli birisi erkenden kalmış elinde kazma kürek çalışıyordu. Ashaptan bazıları: “Ya Resulallah, ne olurdu şu genç burada sohbette bulunsa da Allah yolunda mesai sarf etmiş olsa” dediler. Resulullah bunun üzerine şöyle buyurdu: “Böyle söylemeyin, eğer bu genç insanlara el açmamak, onlardan müstağni olmak, çoluk-çocuğunun nafakasını kazanmak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı ve zayıf düşmüş anne ve babasına yardımcı olmak, onların ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa Allah yolundadır.” (Beyhaki, Sünen, VII, 479)

Peygamberimiz insanlara yük olmayı ve dilenciliği yasaklamıştır. Hele acil ihtiyacı olmadığı halde isteyenleri şöyle uyarmıştır: “Her kim malını çoğaltmak için insanlardan mallarını isterse, o ancak ve ancak ateş parçası ister. Artık bunun ister azını, isterse çoğunu ister.” (Müslim, Zekât: 35)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam “Dilenmek ancak şu üç kişiye caizdir: Toprağa yapıştıran fakirliğe uğrayana (son derece yoksul düşene.)Altından kalkamayacak derecede borç altına girene veya kan parası yüklenen kimseye. Elim bir hastalığa yakalanan kimse, ihtiyacı kadar isteyebilir.” (Ebû Dâvud, Zekât; 26)

Hem dünya hem ahirette rahatlık ancak çalışıp kazanmakla mümkündür. Ayet-i kerimede:

“İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm; 53, 39) buyrulmuştur.

Bir mümin için iki dünya saadetinin anahtarı, çalışkan, sorumlu ve gayretli olmaktır. Öyleyse bizler de çocuklarımızı zevk düşkünlüğü ve tembellikten koruyup sorumlu ve çalışkan kişiler olarak yetiştirmeliyiz.

Hatta bir Müslüman sadece kendisi ve ailesi için değil bütün ümmetin saadeti için çalışmalı, fazladan gayret göstermelidir. Her bir Müslüman, sanki duvarda bir tuğla gibi mümin kardeşleriyle yan yana, işbirliği içinde olarak başka Müslümanların derdiyle dertlenmeli, gücü yettiği ölçüde onların derdine ilaç olmalıdır.

Müminler, bilhassa tasavvuf yoluna girip, Allah'ı zikreden ve onun razı olduğu gibi bir kul olma yoluna baş koyan sufiler, insanlara yararlı olmak için daha fazla gayret göstermeli, insanlara hizmette son derece fedakâr olmalıdır.

Başta ailesi olmak üzere müminlerin ihtiyaçlarını gidermeyi Allah'ın nasip ettiği bir sevap kazanma fırsatı olarak görmeli, kendini iyiliğe adamalıdır. Cüneyd-i Bağdadi rahmetullahi aleyhinin dediği gibi;

“Tasavvuf ehli, içine her türlü pislik atıldığı halde ondan hep güzel şeyler çıkan toprak gibi olmalıdır. Tasavvuf ehli bulut gibi olmalıdır ki, herkesi gölgelendirsin. Tasavvuf ehli yağmur gibi olmalıdır ki, herkes ondan istifade etsin.”

İşte kendimizi ve evlatlarımızı böyle faydalı insanlar olarak yetiştirirsek bu ümmet yükselecektir. Bunun için zamanımızda çoğalan televizyon ve internet bağımlılığı gibi tuzaklara karşı çok daha uyanık olmalıyız.


Sayı : 49
Büyük Kapak