Ak Saçlı Öksüzler Yuvası: Dilruba Evleri Yardımlaşma Derneği

Sayı : 3 / Mayıs 2012, Konu Başlığı : Röportaj

Malum Mayıs ayı gelince TV ekranlarında “Anneler Günü” adı altında reklamlar dönmeye başlar. Hiçbir reklam sadece bir ürünün tanıtımı değildir aslında… Reklamlar bir zihniyetin seslenişidir. Mesela annelere alınacak hediyeliklerin reklamları, onları senenin bir gününde aldığınız bir hediye ile nasıl avutacağınızı öğretir. Peki, bu annelerin hediyeyle avutulamayacak düşkünlük döneminde ne yapacaksınız? İşte ondan hiç bahsedilmez. Bir zamanlar besleyip, doyurup temizleyen, hastalandığınızda başınızda sabahlayan anneniz bir gün bakıma muhtaç hale gelirse… İnsanların çoğu zamanın getirdiği değişimler sebebiyle umutsuzluğa düşüyor. “Bu zamanda karşılıksız iyilik yapan insan kalmamış. O fedakâr insanlar eski zamanlarda kaldı.” Diye düşünülüyor. Halbuki devir ne kadar değişirse değişsin yeryüzünden iyi insanlar eksik olmuyor. İşte ismini vermek istemediği için kendisinden kurduğu derneğin adıyla, ‘Dilruba ’diye bahsedeceğimiz hanım bunlardan biri. Dilruba’nın yaptığı çalışmayı duyduğum ilk andan beri kendisini görmek için yanıp tutuşuyorum. Nihayet bu röportaj vesilesiyle Bursa’ya gideceğim ve onunla konuşacağım için en başta kendi adıma çok seviniyorum. Osmanlı’nın insanlık tarihine çıktığı Bursa şehrinin, Osmanlı şuurunu yitirmemiş bir evladı, Dilruba. İnsanlar kendi anne babalarına bile bakmazken, o kendini terk edilmiş veya kimsesi kalmamış düşkünlere vakfetmiş. Onun hikâyesini kendisinden dinlemek için, Dilruba Evleri Yardımlaşma Derneğine misafir olduk ve onunla sizin için söyleştik.

İslamî Hayat: Dilruba Hanım, yaşlılara ilgi duymanız nasıl başladı?

Dilruba:
Benim çocukluğum, babamın öğretmenliği sebebiyle Anadolu’ da geçti. Kütahya’nın bir ilçesindeydik. Orada deprem olmuş. Devlet oradaki halk kalkınsın diye onları Almanya’ ya göndermiş. Almanya’ dan gelenler ellerindeki parayla dört beş katlı binalar yapıyorlar, oturuyorlardı. Fakat ne gariptir ki annelerini ancak odunluk olarak kullanılabilecek son derece eski evlerde oturtuyorlardı. Hem bunu ayıp görmüyorlardı. Ben o sırada ilkokula giden bir çocuğum ama bu hal benim garibime gidiyordu. Yaşlı bir teyze keşfetmiştim. Yalnız başına bir kulübede yaşıyordu. Ona annemin yaptığı pastalardan gizlice götürüyordum. Annem gitmeme kızıyordu. Çünkü gidince bitlenerek geliyordum. Teyze çöplük içinde bir yerde yaşıyordu. O kadar bakımsız ki. Elektrik yok, su yok… Arkadaşlarımı da organize ediyorum, biz o teyzeye su taşıyıp getiriyoruz. Hiç unutmam bir kandil günüydü. Biz arkadaşlarla bir araya geldik, teyzenin evinde ne kadar kapkacağı varsa çeşme başına çıkardık. Annem geldi beni kolumdan tuttuğu gibi eve götürdü. Hâlbuki annem de merhametli bir insandı. Belki yerleşmiş düşünceleri değiştirmek kolay olmadığından öyle davranmıştı. Şimdi benim çocuğum bunu yapsa ben çocuğumun bitini ayıklayacağıma o teyzeyi alır, onu temizlerim, olayı kökünden çözme yoluna giderim. Neyse annem benim elimi yüzümü yıkadı, kandil vesilesiyle verilen bir sohbete götürdü. Bir sürü iyi giyimli hanımlar oturmuşlardı. Allah (c.c.) kabul etsin, okuyorlardı. Ama ben o çocuk aklımla isyan ettim: “O teyze o halde dururken biz burada tesbihat yapıyoruz. Biz amel etmeyeceksek bu kitapları niye okuyoruz? Zikrin ve okumanın yanı sıra insanlar sahip oldukları imkânları da paylaşmalıydı,” diye düşünüyordum, âcizane... Bir kaç gün sonra duyduk ki, teyze evinde ölü bulunmuş. Bu bana çok dokundu. Ona söz vermiştim, evini temizleyecektim. Bu yarım kalan iyilik başka iyilikleri tetikledi. Hala her gördüğüm yaşlıda rahmetliyi görüyorum. Biran önce, onu da kaybetmeden ihtiyaçları karşılansın istiyorum. Hizmet öyle bir şey ki, ânı yakalayabilirsen güzel şeyler oluyor. Allah Resülü (s.a.v.) “Hayır işlerinde acele ediniz.” buyurmuyor mu? Düstur da bu olmalı... Elhamdulillah, Rabbim bu içimizdeki hizmet aşkını almamış ki, evlenirken eşimden mehir olarak “hizmet etmeme izin vermesini, engel olmamasını,” istedim. Allah razı olsun, o da kabul etti ama tabi işin buraya geleceğini biliyor muydu, bilemiyorum. İlk zamanlar problemler olmadı değil. Ama siz ısrar edince Rabbim kolaylaştırıyor.

İslamî Hayat: Birçok kişi kendi öz annesine bile bakmıyor, beyim izin vermiyor diye. Siz ise bahane etmediniz. İzin vermiyor demediniz, demek isteyince yapılıyor.

Dilruba: Kadınlar istedikten sonra her şeyi kabul ettirirler. Bu sebeple kadınların hayrı istemesi çok önemli. Toplumumuzu ancak kadınların hayırseverliği kurtarabilir. Kadın isterse kocasını seferber edebilir, herkesi seferber edebilir. Büyüklerimizin buyurduğu gibi; “Toplumun mimarı kadınlardır.”

İslamî Hayat: Peki bu huzurevi fikri nasıl doğdu?

Dilruba: İnsan neyi ararsa onu görür, onu bulur ya. Biz yeni evliyken mahallemizde yaşlı teyze vardı. Bodrum kat bir evde tek başına yaşıyordu. Onun muhtaç olduğunu fark ediyordum bir şeyler götürmeye çalıştığımda, herkesin yaklaşımı şu: “oğlu var, evlatları var, onlar düşünsün. Sana ne?” Bir de şöyle bir düşünce oturmuş bizde: “Yaşlılar böyle yaşar… Onlar gençlerin sahip olduklarından mahrumdurlar...” Bu nedenle bana biraz kızıyorlardı. Bir gün beyim görmüş, bu teyze sokakta başkasının düşürdüğü bir meyveyi alıp cebine koymuş, eşimin kırılma noktası o oldu. Dedi ki; “Muhtaçlık böyle bir şey.
Eğer buna muhtaç olmasa, yapmazdı. Çünkü arlı, hayâlı bir insandı. Kimse görmesin diye sağına soluna bakarak, utana sıkıla aldı. Demek ki muhtaç.” Bana hak verdi. O teyzeyle ve başka yaşlılarla eşim de yakınen ilgilenmeye başladı. Hizmetin lezzetini almaya başlayınca insan engel tanımaz. Şimdi eşim bizden daha sabırlı ve hizmette sınır tanımıyor. Allah kendisinden razı olsun. Artık eşimle bir ekip olmuştuk, insanlara daha faydalı ne yapabiliriz? Ramazan ayında malum yoksullara yardım olarak erzak verilir. Birçok kimsesiz yaşlının, evine bırakılan o erzakı pişirecek hali yoktur. Hatta para veriliyor o parayı çıkıp harcayacak imkânı dahi yok. Bir de şöyle bir durum oluyor, o hayırsız evlatlar, gelip, yardım olarak verilen paraları, erzakları alıp götürüyorlar. “Bu ne yapacak, parayı yardımı,” diye… İşte biz de “kuru erzak götürmek yerine sıcak yemek dağıtsak…” diye düşünürken bir ağabeyimiz “sizinle bu hizmete ben de varım. Neye ihtiyacınız varsa Allah’ın izniyle yanınızdayım,” dedi... Bunu söyleyebilmek çok önemli, size Allahın verdiği bütün imkanları yine onun yolunda seferber etmek. Bu bize ilaç gibi gelmişti. Ramazan ayına birkaç gün kalmıştı yemek pişirecek bir yemekhane bulmaya hiç vakit yoktu ama evimizin mutfağı vardı. Sağ olsun hayırsever ağabeyimiz bize araç ve şoför temin etti. Muhtarlıklardan aldığımız adresleri değerlendirdik, gördük ki geç bile kalınmış. Hiç unutmuyorum bir adrese gittik, teyze felçli amcada âmâ. Bu âmâ amca felçli hanımına hizmet ediyor. “Bu Ramazan size sıcak yemek getireceğiz,” deyince teyze ağlamaya başladı. “Biliyor musunuz ben günlerdir dua ediyorum, biri bir tas çorba getirse de oruçlarımız kalmasa.” Diye. Rabbim hiç bunaltmadı... Yavaş yavaş ekibimiz genişlemeye başladı. Bu hizmeti duyan eşimiz dostumuz ellerinden geleni yapıyorlardı. Sonra Ramazan bitti. Biz de düşündük, “sadece Ramazan’ da mı insanın karnı acıkır?” Hani bir büyüğümüz der ya, “ömrü Ramazan olanın Ahiri bayram olur.” Ramazanda başlattığımız bu iyilik hareketini diğer günlere de yaymaya karar verdik. Tabi her gün yapamıyoruz. Sonuçta ev orası, hem çok büyük bir ev de değildi. Mutfağımın o ufacık tezgâhında kocaman kazanları, tencereleri yıkıyorduk. Başka bir mekânımız yoktu. Şimdi düşünüyorum da bunu nasıl yaptık diye… Siz dilerseniz Rabbim mekanları genişletiyor.

İslamî Hayat: Huzurevi açmaya vesile olan ne oldu?

Dilruba: Bir kere başlayınca hizmet hizmeti açıyor. Tabi evlere yemek götürürken görüyorsunuz, öyle aciz yaşlılar var ki. Yemeğini önüne koysan bile ağzına götüremeyenler var. İlk olarak bakmaya başladığımız yaşlı; bir hoca efendiydi. Ramazanda yemek dağıtırken, Emir Sultan hazretlerinin orada, ara sokakta, iki ayağı kesik bir emekli hoca efendi yaşıyordu. Hanımı çok yaşlıydı ve çocukları dünya telaşına dalmışlardı. İnsanın acziyetinin ve muhtaçlığın son noktası... O kadar ki, kovaya giderdiği defi hacetini bir hayırseverin gelip temizlemesini bekliyordu. Hoca efendinin eşi Ramazandan sonra vefat edince mübarek yalnız kaldı. Dışarıdan ara sıra gitmek çözüm değil... Eşimle günlerce istişare yaptık, “evimize alsak, ona çocuğumuzmuş gibi baksak.” Rabbim onu bize ata, bizi ona evlat etti. 6 ay bizimle aynı evde yaşadı. Ama artık evimiz hem yemek yapıp dağıtmaya, hem de ihtiyacı olan bu yaşlıları toplamaya yeterli değildi. Ağabeylerin ve yardım severlerin desteğiyle bir ev tuttuk. Bu ev on beş yıldır kullanılmamış virane bir evdi. Fakat sebebini bilmediğimiz bir muhabbetle bu evde canla başla tadilat çalışmaları yapıyorduk. Sanki yıllardır o ev bizimdi. Bu ev o kadar teferruatlıydı ki sanki bu iş için inşa edilmişti. Bahçesinde kaynayan su kuyusu bile var. O küçücük mutfaktan sonra bu mekân bize o kadar geniş geliyordu ki, daha ne yapabiliriz diye koşturuyorduk. Sıcak yemek dağıtımını haftanın beş günü yapmaya başladık. Sefertaslarıyla sıcak yemeği evlere dağıtıyor, bu arada tek başına hayatını idame ettiremeyen yaşlıları evimize alıyorduk. Bir gün anıtlar kurulundan bir yazı geldi, o kadar şaşırdık ki, meğer bize bu aşkı veren mübareğin himmetiymiş. Çünkü burası yüzyıllar öncesinde de Emir Sultan hazretlerinin yaptırdığı aşeviymiş. Şimdilerde ise fakir fukaraya, garip gurabaya açılan sıcacık bir yuva oldu. Rabbim bize o kapıyı tekrar açmayı nasip etti.

İslamî Hayat: Zaten o maksatla yapılınca… Her şey aslına rücu eder, değil mi? Zamanında hayır için yapılmış.

Dilruba: Siz Rabbinize dilekçe yazın o size muhakkak dönüyor. Şimdi orasını istimlâk edecekler ve inşallah hayra vesile olacak. Bu ev öyle bir ev ki, Rabbim bütün hayırlarımıza burada başlamaya vesile etti. Önce üst katını kreş olarak, alt katı yemek hane olarak, geceleri de kreş odalarını yatakhane olarak kullandık. Rabbim gece gündüz bu binayı dolu dolu hizmet ettirdi. Bursa’ da yavaş yavaş hizmet evimiz duyulmaya başladı. Artık kocaman bir aile olduk. Demiştik ya, hizmet hizmeti açıyor diye, yemek dağıtırken gittiğimiz evlerde küçük çocuklar vardı. Anne babalar başlarına gelen bazı sebeplerden dolayı çocuklarını anneanneye, babaanneye bırakıp gitmişler. Yahut baba iflas etmiş iş bulmaya diye gitmiş, anne de gitmiş. Böyle mağdur çocuklar… Genelde babalar yok, anne çalışmak zorunda, kirası ve ihtiyaçları var. Anneler işe, çalışmaya gidince bu çocukları nereye bıraksın? Alacağı üç kuruşu da kreşe veremez ya. Bu insanların yükünü hafifletmek niyetiyle gündüz bakım ve eğitim verelim diye bir karar aldık. Sağ olsun çocuk gelişimci kardeşlerimiz bu işe el attılar. Bir sınıfla başladık iki sınıf olduk. Derken sayı iyice arttı. Hayırseverlerin yardımıyla arka sokakta bir kreş binası açtık. Şimdi çocuklarımız kendilerine ait tarihi bir binada ahlaki eğitimin yanı sıra merhametli eğitimciler tarafından şefkatle yoğrulmaktalar. Aşevimizde bu yıl her gün 300 kişilik yemek çıkıyor. Sayı arttıkça oradaki telaş da çoğaldı. Bu arada yaşlı sayımız da 17 oldu. Yaşlılar daha iyi bakılabilsinler diye geçtiğimiz aylarda yeni bir bina kiraladık. Bu bina daha bakımlı ve çok geniş. Bir de binanın bahçesindeki ek bina bize sanki bir ödül gibi oldu. Çünkü bize çocuklarıyla gelen anneler var. Eşlerinden ayrılmış ailevi sorunlarından dolayı gidecek yerleri yok.

İslamî Hayat: Kadın sığınma evi gibi mi?

H. Hanım: Sığınma evlerinde altı ay kalma süresi var. Bizde ise ihtiyaç sahibi kardeşlerimiz dilediği kadar misafirimiz olabilir ve bütün ihtiyaçları (sağlık, giyim, eğitim, öz bakım v.s.) hayırsever kardeşlerimiz tarafından giderilir. Orada 2 annemiz 6 tane kızlarımız var.

İslamî Hayat: Dilruba, dernek mi, vakıf mı?

Dilruba: İlk yıllarda bireysel bir hareket olan bu çalışma kısa sürede büyüyünce bir dernek kurduk. Fakat bizim yaptığımız işin prosedürde yeri olmadığı için sıkıntı yaşanmıyor değil. Bu konuda valimiz elinden geleni yapıyor, inşaallah prosedür problemimiz de kalmayacak. Yetkililerin bu konuda elinden geleni yaptığına inanıyoruz.

İslamî Hayat: Peki böyle bir yer var diye herkes yaşlısını buraya atmaya kalkmıyor mu? Maalesef böyle bir zamandayız çünkü.

Dilruba: Evet ne yazık ki her gün iki üç kişi arıyor. Tabi biz, bazı şartları taşıyan kişileri alıyoruz. Çünkü yerimiz sınırlı. “Önce resmi yolları deneyin.” Diyoruz. Mesela dün bir teyze geldi. Huzurevine yatıramamış evlatları. Unutkanlık ileri derecede, ne konuştuğunu ne konuşacağını dahi hatırlayamıyor. Elini tutmazsam korkuyor. Dün gece çok kötü geçti. Bugün daha iyi. Her geçen gün daha iyi olacak inşallah. Dünden bugüne kadar bile iletişiminde çok farklılıklar var. (O teyze hala Dilrubanın elini tutuyor ve sürekli gözünün içine bakıyor. Dilruba da zaman zaman çocuk sever gibi başını okşuyor.) Biliyor musun kardeşim, dün nörologla da konuşmuştuk, bu parmak uçlarımızda enerji varmış. Sevgi enerjisi. Herkes “Para verelim, erzak verelim, ama elimizi sürmeyelim,” diyor. Ama onların bu sevgiye ihtiyaçları var. Kendilerini güvende hissettiklerinde problem çıkartmıyorlar.

İslamî Hayat: Siz vaktinizi burada geçirince beyiniz razı oluyor mu? Aileniz ve onun ailesi ne diyor?

Dilruba: Sağ olsun anlayış gösteriyor. Bu bizim için bir hayat tarzı oldu. İlk zamanlar bazı şeyleri saklıyorduk ailelerimizden. Tabi şimdi öğrendiler. Zamanla kabulleniyorlar. Eğer vazgeçseydik ve eğer eşimin anlayışı, hoşgörüsü olmasaydı bu günlere gelemezdik. Allah (c.c.)ondan razı olsun… Ama ısrar etmek de gerekiyor.

İslamî Hayat: Bu kadar zamandır birçok kişiye baktınız, dikkatinizi çeken şeyleri bizimle paylaşır mısınız? İbret almamız manasında…

Dilruba: Bizim 106 yaşında bir Fatma ninemiz var. Evlatlarının biri ölmüş biri seksen yaşında, o da yaşlanmış. Geçtiğimiz aylarda onu umreye götürdük. Dili hiç durmaz zikreder. Kelime i tevhit çeker. İbadeti ve zikrin önemini anlıyoruz… Allah Resulü (s.a.v.) “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşr olunursunuz ” buyuruyor ya, Fatma ninemizde de bunu görüyoruz. Demek ki gençliğinde de zikreden bir insandı ki, bu gün bu yaşında fakat zekâsı gayet yerinde maşallah... Bir de şöyle bir şeye şahit oldum, iyilik yapana mutlaka mükâfatı veriliyor. Burada bulunanların hepsi geçmişte Allah (c.c.)’ın hoşuna gidecek güzel işler yapmışlar, şimdi de Rabbim onlara hizmet ettiriyor. Bize sokakta kalmış bir kadıncağız getirdiler. Bu insanın elbisesi etine yapışmıştı, zor temizledik. Bir buçuk ay sadece çorbasını içip kendini bilmez bir şekilde uyudu. Sonra kendine geldi. “Lailahe illallah” demeyi bile bilmiyordu. Bulgaristan göçmeni olduğunu sanıyoruz, kimsesi yok. Kimdir bilmiyoruz. Bir gün birileri bizi şikâyet etmiş, polisler geldi. Bu kadının durumunu onlardan öğrendik. Meğer bu kadın sokaklarda, o malum kötü hayatı yaşarken bile iyiliksevermiş. Eline geçen parayla sokak çocuklarına yiyecek alırmış.

İslamî Hayat: O iyilikleri sayesinde belki de Allah (c.c.) buraya gelmeyi nasip etti.

Dilruba: Şimdi elinde tespih, zikrediyor. Polisler de, ablayı böylesine değişmiş görünce çok memnun oldular. Şikâyet üzere gelmişlerdi, şimdi gönüllümüz oldular. Hz. Ali şöyle buyurur; “Hayatta iki şey bizi çok sevindirir, bir, İhtiyaç sahiplinin arayıp bizi bulması. İki onun ihtiyacının giderilmesine bizim sebep olmamız.” Bundan şunu anlıyoruz ki, bizim kapımıza bir şekilde gönderilen muhterem acizlerden biz nasipleniyoruz. Rabbim bir kuluna merhamet edecekse birilerini vesile kılıyor ve bu insanları o kadar çok sevdiriyor ki kaybedeceğiz diye korku duyuyoruz.

İslamî Hayat: Allah gücünüzü kuvvetinizi artırsın. Sizin gibi olmayı bize de nasip etsin inşallah.

Dilruba: Bu hizmetin görünen yüzü biz olabiliriz, ancak görünmeyen kahramanların emeği bizden çok fazla... Başladığımızda üç beş kişiyken şimdi ise, Elhamdülillah, bir sürü gönüllü dostumuz oldu. Herkes üzerine düşen görevi fazlasıyla yapıyor, önemli olan taşın altına elini koymak gerisi Allah’ın izniyle geliyor. Burada yaşananlar da buna en güzel örnek. Bize inanıp, zaman ve mekân sıkıntısı olmadan her an yanımızda olan kocaman yürekli dostlarımız var. Allah (c.c.)’ın izniyle onlar yanımızda olduğu müddetçe, daha çok güzel işler yapacağız, inşaallah. Şimdi üzerinde çalıştığımız bir yaşlı köyü projemiz var, inanıyoruz ki kısa sürede bu da olacak... İstiyoruz ki her ilde, her ilçede, hatta her mahallede bu ve buna benzer hizmet evleri olsun, hizmetin sınırı olmasın. Buna o kadar çok ihtiyaç var ki. Bize her türlü ihtiyacımızda hayır demeden bütün imkânlarını seferber eden sevgili eş, dost ve ailemize Rabbim iki cihanda merhamet etsin. Siz de duyarlılık gösterip ta İstanbul’dan gelip bizleri bulduğunuz için teşekkür ederiz.

İslamî Hayat: Asıl biz teşekkür ediyoruz, bu hayırlara öncülük ettiğiniz için ve meşguliyetleriniz arasında bize zaman ayırdığınız için


Sayı : 3
Büyük Kapak