Akdeniz’de Mülteci Faciaları

Sayı : 40 / Haziran 2015, Konu Başlığı : Medya Gündem

Gün geçmiyor ki, haberlerde Akdeniz’de mültecileri taşıyan bir geminin battığı ve yüzlerce erkeğin, kadının, çocuğun hayatını kaybettiği, haberlerini duymayalım. Sadece geçtiğimiz haftalarda iki teknenin batması sonucu 1100 kişi hayatını kaybetti. Ne acıdır ki, hayatını kaybedenlerin birçoğu da bizim din kardeşlerimiz. Savaş ve iç karışıklığın devam ettiği Suriye, Eritre ve Afganistanlı mülteciler. Ne yazık ki, Afrika’dan, Asya’dan yığınla insan Avrupa’ya, Amerika’ya göçmek için sırada bekliyor.

Peki, bu insanlar neden kaçak gemilerle, feribotlarla, böyle güvensiz bir yolculuğa kalkışıyorlar? Elbette umut için…

Bu insanlar, kendi ülkelerinde hayata tutunma şansı kalmadığı için, başka bir diyarda kendilerine yeni bir hayat kurma umuduyla bu yolculuğa çıkıyorlar. Doğup büyüdükleri ülkelerinde evlerine ekmek getirme imkânı kalmamış. Çocuklarını okutup iyi bir gelecek sunmak bir yana, hastalanınca tedavi ettirmek, hatta içecek temiz su bulmaktan bile ümitlerini kesmişler. Dahası yaşadıkları diyarda çıkan iç savaşlar sebebiyle asayiş ve güven kalmamış. Evleri bombalanmış, şehirleri harabeye dönmüş. Zaten can, namus ve mal güvenliklerini korumaktan ümitlerini kestikleri için, böyle bir tehlikeyi göze almaktan başka çıkış yolları kalmamış.

Aslında gittikleri yerde de iyi karşılanmayacaklarını bilmez değiller. Avrupa ülkelerinde git gide tırmanan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve bilhassa islamofobiye kurban gidebileceklerini de pekala biliyorlar. Oralarda geçerli tahsilleri yok, dil bilmezler, dinlerini ve kimliklerini korumaları çok zor…

Ancak kendi vatanlarındaki tehlikeler o kadar büyük ve çözüm umudu o kadar az ki, düşman coğrafyalara gitmek bile bir umut gibi görünüyor. Bu yüzden çoluk çocuk doluşuyorlar, iptidai teknelere ve hiç tanımadıkları insan kaçakçılarına canlarını teslim ediyorlar.

Peki, bu insanların ülkelerini sömüren, siyasi sorunları körükleyen, hiçbir yardım yapmayan ve çözüm bulmak şöyle dursun, çözüm şansını olabildiğince engelleyen Avrupa ülkeleri ne yapıyor?

Zavallı göçmenleri buraya getiren sebepler üzerinde biraz olsun düşünüyor mu? Bu konuda kendi sorumluluğunu göz önüne getirip, bu çaresiz insanların acılarını çözmeye çalışıyor mu? Hayır!

Batının tek düşündüğü, kendi konforunun ve ekonomik düzeninin bozulmaması… Bunun için de tek yaptığı, sınırlarına dayanan bu mültecileri uzak tutmak için çareler aramaktan ibaret…

Batı’nın Çözümü: “Göçmen Teknelerini Batırmak”

47 Avrupa ülkesinin parlamenterlerinden oluşan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) mülteci sorunuyla ilgili bir rapor hazırladı.

“Akdeniz’de İnsan Trajedisi: Acil Eylem Gerekli” başlıklı raporda Akdeniz’in bir ölüm denizi haline geldiğine dikkat çekildi. Ne yazık ki raporda, bu göçmenlerin kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalışlarının asıl nedenine hiç değinilmezken bütün fatura, insan kaçakçılığı yapan teknelere kesildi.

İnsan kaçakçılığıyla etkili mücadele edebilmek adına, arama kurtarma faaliyetleri yerine, insan kaçakçılığı yapan tekne ve botları tespit edip batırmak gibi çözüm (!) yollarını da içeren, “Avrupa’nın sınırlarını koruma faaliyetlerine daha fazla kaynak aktarılmasına” karar verildi.

Görüşmeler esnasında, insan hakları üstüne ahkam kesmeyi kimseye kaptırmayan İngiltere, diğer göçmenleri teşvik ettiği gerekçesiyle, "Mülteci kurtarma operasyonlarına son verilsin" diyebildi. İtalya ise, “Mültecileri Kuzey Afrika'da kuracağımız merkezlerde toplayıp seçerek kabul edelim” diyerek, çaresiz insanları toplama kamplarına doldurmayı teklif etti.

Raporda, “AB ülkelerine arama ve kurtarma operasyonlarını yoğunlaştırma, insan ticareti yapanlarla ortak mücadele, alternatif yasal göçü kolaylaştırma, göçmenlerin geldiği ve transit geçtiği ülkelerde insani yardım ve kalkınma projelerini artırma, bu ülkelerle idari ve hukuki işbirliğini genişletme ve uluslararası korumaya muhtaç kişilere iltica hakkı tanıma,” çağrısında bulundu.

Ancak her zaman bildiğimiz bir gerçek vardır, bu çağrılar sadece toplantıların dilek ve temenni bölümünü oluşturur, hiçbir zaman uygulamaya geçirilmez. Yine öyle olacağından hiç kuşkumuz yok. Bu sebeple İslam ülkeleri olarak batıdan ümidimizi kesip kendi dindaşlarımıza el uzatmak için işbirliği içinde hareket etmemiz gerekiyor.

Din Kardeşlerimize El Uzatalım!

Geçtiğimiz aylarda Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Uğur Yıldırım konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. “2000 ile 2014 yılları arasında Akdeniz havzasında 40 bin kişinin yaşamını yitirdiğini,” belirten Yıldırım; batının insan hakları konusundaki ikiyüzlülüğüne dikkat çekti.

Yıldırım, batılı liderleri “Özgürlükten ve insan haklarından bahsetmeyin, uygulayın!” derken, asıl çağrıyı islam ülkelerinin liderlerine ve halklarına yaptı:

“Ve bilhassa Müslüman hükümetlere sesleniyoruz, Müslüman idarecilere sesleniyoruz, batıyı suçlamakla sorumluluğunuzu atamazsınız. Birinci derecede sorumlu sizlersiniz.

Mültecilerin çoğu İslam ülkelerinden gidiyorlar. Ve bunlar siz evinizi düzeltmediğiniz için gidiyorlar. Haklarını vermediğiniz için gidiyorlar. Hayatlarını korumadığınız için gidiyorlar. Gittikleri yerde itilip kakıldığı için, kabul edilmeyip denizde boğuldukları için kendinizi temize çıkarabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?

Ve Müslüman halklar, sizler de Medine’nin ensarları gibi olun. Evinizi paylaşın, yuvanızı paylaşın ekmeğinizi paylaşın… Size el uzatanın ellerini geri çevirmeyin.

Oralarda ayrı dinlerden, farklı ırklardan, farklı etnisitelerde olmaları sebebiyle ayrımcılık görebilirler. Bizim dinimiz bir kişiyi kurtarmanın bütün insanlığı kurtarmakla aynı manaya geldiğini söylemektedir. Kimse sorumluluktan kaçmamalı, üzerine düşeni yapmalıdır.”


Sayı : 40
Büyük Kapak