Akrabalık İlişkilerinde Mahremiyet Ölçüleri

Sayı : 58 / Aralık 2016, Konu Başlığı : Saadethane

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashabına nasihatte bulunurken şöyle buyurmuştur:

“Kadınların yanına girmekten kaçının.” Bir adam:

“Kocasının (kardeş, amca, amca oğlu gibi) yakınları da mı?" diye sordu. Allah Rasulü aleyhissalâtu vesselâm:

“Hele yakını ölümdür." buyurdu.” (Tirmizî, Radâ, 16; Ahmed b. Hanbel, IV/149, 153)

Bu hadis-i şerif, bize akrabalarla görüşme konusunda bir ölçü vermektedir. erkekler bir eve gedikleri zaman kapıyı çalarlar, eğer içeriden “Evin erkeği evde yok” cevabını alırlarsa dönüp giderler. Kocası evde olmadığı sürece bir kadının yanına girmezler. Bilhassa kadın evde yalnızken, kocasının akrabası olsa da kadının yanına girmek uygun değildir.

Burada dikkat edilecek ölçü, kocasının yakını, diye açıklanan kısmın kimleri kapsadığı meselesidir. Bir kadın için, kocasının babası, dedesi ve oğlu, torunu gibi yakınlar mahremdir. Mahrem, evlenilmesi yasak olan yakınlar demektir. Bu yakınlar, gelinin yanına fitne korkusu olmadığı sürece girebilirler. Ancak yaşları birbirine yakın ise ve suizanna sebep olursa baş başa kalacak şekilde girmemeleri daha iyidir. Mesela orta yaşlı bir adam, genç bir kadınla evlenmiş ve evvelki eşinden olan oğlu da yetişmiş ise, caiz olsa da şüpheye mahal vermemek için baş başa kalmamaları daha iyidir.

Bunun dışında, kocanın kardeşi, dayısı, amcası, yeğeni, eniştesi ve benzeri diğer hısım akrabaları ise namahremdir. Namahrem, kadın dul olsa evlenmelerine mani olmayan, uzak akraba ve yabancılar demektir. Namahrem olan erkek akrabalar, ister kocasının akrabası olsun ister kadının kendi hısımı olsun, kadın evde yalnızken eve tek başına giremezler.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem çoğu zaman insanlar bu sayılan akrabalara karşı mahremiyet konusunda gevşeklik gösterildiği için daha şiddetli bir üslup kullanmıştır.

Namahrem akrabalar, kocasının evde olduğu zamanlarda eve gelirlerse de kadın onların yanına tesettürsüz çıkamaz. Kadının namahrem akrabaların yanında, el ve yüz hariç bütün bedenini güzelce örten, süslü de olmayan bir kıyafet giymesi gerekir. Zaruret olmadıkça ayrı odalarda, yani haremlik selamlık yapmak daha iyidir. Çünkü insanlar birlikte yiyip içip, oturup kalkınca ciddi bir şekilde durmak zor olur.

Halbuki namahrem erkeklerle bir arada bulunmak ve konuşmak icap ettiği zaman dahi kadınların ciddiyete dikkat etmeleri gerekir. Kuran-ı Kerim’de Rabbimiz, Hz. Musa aleyhisselam ile konuşmaya gelen Şuayb aleyhisselamın kızının hayalı bir şekilde konuştuğunu haber vermiş, bu davranışı bütün hanımlara örnek göstermiştir. (Kasas, 25)

Ayrıca birbirine namahrem olan erkek ve kadınların bir arada oldukları zaman bakışlarını kontrol altında tutmaları gerekir. Kadın da erkeklere lüzumsuz yere bakmaz veya gözüne çarptığı durumda bakışını uzatamaz. Ayet-i kerimelerde: "Mü'min erkeklere gözlerini haramdan sakınmalarım söyle." (Nur, 30) buyrulduğu gibi, “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar..." (Nur, 31) buyrulmuştur. Bilhassa göz göze bakışmak, lüzumsuz yere konuşmayı uzatıp sohbet etmek, arada sevgiye vesile olacak şakalaşmalar ve iltifatlaşmalar çok tehlikelidir.

Mü'mine kadınlar namahrem erkeklerle konuşurken ciddi ve ölçülü olmalıdır. Allah-u Zülcelal bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

“Yabancı erkeklere çekici bir eda ile konuşmayın sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.” (Ahzab,32)

Mümine bir kadının yürüyüşünün dahi ölçülü olması gerekir. Kıyafetinin tesettürlü olması kadar hal ve tavırlarının ağırbaşlı olması da gerekir. Ziynetlerini şıkırdatmak, salınmak, dikkat çekici bir eda içinde olmak caiz değildir. Ayet-i kerimede: "Kadınlar gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayakları yere vurarak yürümesinler." (Nur, 31) buyrulmuştur.

Bütün bunlara dikkat edilse bile kalpleri korumak için karışık oturmaktan kaçınmak en iyisidir. İslam dininin ölçüleri, bizi en ufak tehlike ve lekelerden dahi korumayı hedeflemektedir.

Ahiret hesabı zordur. “Bizim kalbimiz temiz, böyle kurallara gerek yok,” diye düşünerek kendilerini tehlikeye atmamalıdır. Allah-u Zülcelal yarattığı kulunu daha iyi bilir.

Allah'ın kanunları, sadece akıllı, duygularına ve iradesine hakim kişiler için değildir, her çeşit insan içindir. Yukarıdaki ayette geçen, “Kalplerinde hastalık olanlar” ifadesi, her çeşit insani durumu göz önüne almak gerektiğine dikkatimizi çekmektedir.

Velev ki gerçekten hiçbir fitne korkusu olmasa dahi, Allah'ın emir ve yasaklarına takva ölçüsü içinde uymanın sevabını kazanmaya çalışmak daha güzel olur. Çünkü hayatımızın her anı bizim için bir imtihan ve sevap-günah kazanma vesilesidir. Bunu unutmamak gerekir.

Sayı : 58
Büyük Kapak