Ali Özkanlı: “Gerçek Sevgi Çocuklarımızın İyiliğini İstemektir”

Sayı : 44 / Ekim 2015, Konu Başlığı : Röportaj

Çocuk yetiştirmek bir Müslümanın dünya ve ahiret açısından en önemli görevlerinden biri. Ancak günümüzde çocuklarımızı ideallerimize uygun bir şekilde yetiştirmek her geçen gün zorlaşıyor. Çocuklarımız okula başlayınca artık bizim etki alanımızdan çıkıyorlar. Emekli öğretmen, şair ve yazar Ali Özkanlı ile çocuklarla iletişimin önemi üzerine söyleştik.

Ali ÖZKANLI; 1956 yılında Kayseri'de dünyaya geldi. Kayseri Eğitim Enstitüsünden mezun olup 1979 yılında öğretmenlik hayatına başladım. Yurdumuzun değişik şehirlerinde 15 yıl sınıf öğretmenliği, 10 yıl Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmenliği yaptı. 2004 yılında emekli oldu. Değişik edebiyat sitelerinde makale, deneme, hatıra ve şiirlerini paylaşmakta, Seminer, söyleşi, imza günleri, radyo ve şiir programlarıyla çalışmalarına devam etmektedir. Yayınlanmış eserleri arasında Gönül Bahçem, Beni de Götür, Elini Ver Öğretmenim, Gülistan Çiçekleri, Çocuklarla Doğru ve Etkili İletişim bulunmaktadır. Evli, iki çocuk babası, iki de torun sahibidir.

Öncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Ali Bey, Çocukla doğru ve etkili iletişim kurmak için nelere dikkat etmek gerekir?

Ali Özkanlı:
Bana bu imkânı verdiğiniz için asıl ben teşekkür ediyorum. Müslümanın dünya ve ahretini kurtaracak şey, Yaratanına hakiki kul olması yanında geleceğimiz olan biricik yavrularımızı en güzel şekilde Allah'a hakiki bir kul Efendimize hayırlı bir ümmet olarak yetiştirmektir. Bütün anne ve babalar çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek ister. İş uygulamaya gelince durum değişir. Bazı aileler çocuğuna ne kadar çok maddi imkân sağlarsa onların o oranda mutlu olacaklarını zannederler. Oysa gerçek biraz farklıdır. Çocuklarımızın mutluluğu onlar için harcadığımız para ile değil, onlarla birlikte geçirdiğimiz zamanla doğru orantılıdır. Onlarla geçireceğimiz zamanı artırıp parayı azaltmakla işe başlayabiliriz.
Ailede gereken sevgiyi vermezsek çocuğumuz bu eksikliği başka yerlerde arar. Uygun olmayan yer ve kişilerde bulmaya çalışır ki asıl felaket bu zaman başlar. Elimizden bir kuş gibi uçup giderler. Ah vah eyvah deriz ama artık iş işten geçmiş olur.
Hemen hemen herkesin söylediği bir söz vardır: “Eğitim ailede başlar.” Aile içinde çocuğumuza birçok beceri kazandırmak için çalışıp çabalıyoruz. Ama bunu nasıl yapıyoruz? Her anne-babanın hayali çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmektir. Çocuklarımızın başarılı olmasını isteriz. Aslında başarı her şey değildir. Önemli olan çocuğun içinde yaşadığı dönemi nasıl yaşadığı ve nasıl bir kişiliğe sahip olacağıdır.
Anne-babaların çocuklarına karşı çok önemli görevleri vardır: Doğumunda onları sevinçle karşılamak, hazırlıklı olmak, bize çocuk verdiği için Allah’a şükretmek gibi. Anne-baba olmak kolay iş değildir. Çok ağır sorumlulukların yüklenilmesini gerektirir. Anne-babada sevgi, şefkat, hoşgörü, fedakârlık, sabır, yol gösterme, destek olma gibi özellikler bulunmalıdır.
Sevgi bir başkasının iyiliğini en yüce değer olarak görmek, onun iyiliğini, kendi iyiliğinden bile önemli görmek değil midir? Toplumdaki kültürel değerler anne ve babayı olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemektedir. Anne-baba olmaktan mutluluk duyan ve çocukları için ellerinden gelenin fazlasını yapmaya çalışanlarla çocuklarını nasıl yetiştireceğini bilemeyen, güvensiz anne-babaların davranışları çok farklı olmaktadır. Biri gayet olumlu davranırken diğeri olumsuz davranabilmektedir.
Çocuklara hep ideal davranışlar öğretildiğinde çocuk bu davranışları çevresinde göremediği zaman büyüklere olan güvenini kaybetmektedirler. Çocukların korkularını asla küçümsememeliyiz. Korumayı ve saygı görmeyi çocukların sevgisi sağlar. Büyüklerin çocuklara karşı davranışı çocuğun kişiliğinin gelişmesinde etkili olur.
Sevgi ve şefkatten mahrum yetişen çocuklar endişeli, korkulu ve kinci; yetişkin olunca da saldırgan bir kişiliğe sahip oluyor. İhtiyarlıklarında kolayca terk ediliyorlar. Bunun tersine çocuklar sevgi, ilgi ve şefkat ortamında yetişince iyi niyetli, mutlu ve fedakâr oluyor. Bunlar anne-babalarına bağlı oluyor, onlara karşı görevlerini bilerek yerine getiriyorlar.
Çocuklar ailesinden ne görürse aynen onu yansıtır. Tıpkı birer ayna gibi. Aile çocuğuyla iyi bir iletişim kuramazsa çatışmalar başlar. Sağlıklı bir eğitim vermek dolayısıyla da sağlıklı bir kişilik kazandırmak ilk hedef olmalıdır. Anne-babanın iyi niyetli olması yetmemektedir. Anne-baba yanlış yöntem kullanırsa bütün emekler boşa çıkacaktır. Sağlıklı iletişim kurmanın alfabesi çocuğu tanımak, ona ve ihtiyaçlarına saygı duymaktır. Etkili iletişim kurmak istiyorsak ona gereken değeri vermeli, çocukla aramızda sevgi köprüsü kurmalıyız. J. Jack RAUSSEAU, “Eğitime çocuğunuzu tanıyarak başlayınız.” diyor.
Çocukların bedensel ve duygusal gelişimleri göz önüne alınmadan yapılacak bir eğitimin yararı olmayacaktır. Çocukların ergenlik dönemi özelliklerini bilmeden, duygu dünyalarını tanımadan iletişim kurmak boşunadır. Empati yapmadan, yaşadıkları olaylara zamanla onların gözünden bakamıyorsak onları hangi oranda anlayıp sorunlarına yardımcı olacağız?
Aile fertlerinin birtakım temel ihtiyaçları vardır. Bunların başında değerli olma duygusu, güven ortamı, yakınlık ve dayanışma duygusu, sorumluluk duygusu, sıkıntılara karşı mücadele gücü, kendisinin değerli olduğunu bilmesinin verdiği mutluluk ve sağlıklı manevi bir yaşamın getirdiği sevgi ve saygıya dayalı bir ortamda yetişmesi gelmektedir.
Aile içi iletişimde vücut dilinin büyük önemi vardır. İletişimi engelleyen sebepleri ortadan kaldırmadığımız sürece boşa kürek çekeriz. Emir cümleleri, korkutmak, sadece öğüt vermek, yargılamak, suçlamak, eleştirmek, aşağılamak, lakap takmak, sorgulamak, konuyu saptırmak, alay etmek, sınamak iletişimi engeller. Bunlar yapıldığı zaman iletişim engellendiği gibi çocuğun kişiliği de zarar görür. Birçok olumsuz sonuç ortaya çıkar. Çocuk kavgacı olur ve saldırganlaşır, savunmaya geçer, kızar, küser, güven duygusu zayıflar, sevilmediği duygusuna kapılır.

Günümüzde insanların çoğu şehirde, apartman dairelerinde yaşıyor. Bu durumun getirdiği etkiler var. Oyun oynama ihtiyacının karşılanamaması gibi, internet bağımlılığı riski gibi… Aileler bu konuda nasıl çözümler geliştirebilir?

Ali Özkanlı:
Çocuğun beden ve ruh sağlığı için oyun olmazsa olmazların arasında gelir. Çocuğun tabiatla iç içe olması, hayvanları, bitkileri yeterince tanıması gerekir. Her şey ölçü dâhilinde olmak zorundadır. Çocuk tv izleyecek, internetten yararlanacak, günün teknolojik imkânlarından tabii ki faydalanacaktır. Ama bunlar anne babanın kontrolünde olmalı ve programlar birlikte izlenmeli, bunlara ayrılacak zamana çocuğumuzla beraber karar verilmelidir. Yasak her zaman ilgi doğurur. Yanlışın veya yapılmaması istenen şeyin neden yasaklandığı güzel bir üslupla anlatılmalıdır. Çocuğumuzla konuşmak, ona değer vermek, kararları birlikte alırsak problemler zaman içinde çözüme kavuşacaktır.
Duygusal gelişim özellikleri bilinmeden yapılmaya çalışılacak iletişim pek olumlu sonuç vermeyecektir. Gelecekle ilgili, sosyal yaşamla ilgili, aile ve arkadaş çevresiyle ilgili kaygılar bilinmediğinde ve de paylaşılmadığında kurulacak iletişim hüsranla bitecektir. Ergenler dönemi gereği itirazcı, eleştirici bir tutuma girebilir. Bu durumda anlayış, sabır, tatlı dil ve güler yüzle ikna metodu kullanılmalıdır.
Aileler çocuklarıyla sıkı bir ilişki içine girmeli, ergenlerin, gençlerin tepkili ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı kalabilmelidir. Başta kurallar birlikte konulmalıdır. Herkesin buna uyması gerektiği belirtilmelidir. Gencin her istediği yapılarak her şeyi alttan alma kısa süreli yararlı görünürse de bu tutum sakıncalıdır. Genç, bir yandan annem-babam her dediğimi yapsın dese de bir yandan da ailenin kendisini frenlenmesini, engellenmesini bekler. Burada anne ve babaların dikkat etmesi gereken önemli husus, konulacak kuralların uygulanabilir olmasıdır.

Şu güzel sözü hiç unutmayalım: “Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse.”

Gençler! Şunları da unutmayın:

* İsteklerinizin bir anda olmayacağını düşünün ve sabırlı olun.

* Büyüklerden öğreneceğiniz çok şey olduğunu kabul edin.

* Büyüklerinize karşı kırıcı ve sert olmayın.

* Her zaman ve her yerde ailenizin sizin yanınızda olacağını bilin.

Bilhassa çocukları okul çağında olan ailelerin yaşadığı sorunlar var. Çocukların gayretsizliği, sabırsızlığı… Siz de bir öğretmen olarak velilere neler tavsiye edersiniz? Çocuğun ilgisi olumlu yöne nasıl yönlendirilebilir?

Ali Özkanlı:
Çocuk anlaşılmak ister. Çok hoşuma giden güzel bir söz var. “Çocuklar sözlerinizi değil izlerinizi takip ederler” diye… Sabır gizemli bir silahtır. Kapalı kapıları açar. “Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır” Çocuklar yaşı gereği ısrarcı, inatçı olabilir. Sabırsız davranıp işinin bir an önce olmasını ister. Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren gaye vermek, hedef belirlemek zorundayız. Amacı olmayan genç başıboş bırakılmış mayın gibi tehlikelidir.
Veliler çocuklarını çok iyi tanımak zorunda. Onların bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarını bilirse ona göre davranırlar. Çözüme çocuklarıyla beraber ulaşmaya çalışsınlar. Onların fikirlerine değer versinler. Çocukların yaptıklarıyla alay edilmemeli, dışlayan, hor gören ifadeleri kesinlikle kullanmamalıdır.
Çocuğun konuşmasını istemediğimiz küfür, kötü söz, yapması hoş karşılanmayan davranışlar, tükürmek, el kol hareketleri vb. gibi hareketlerini görmezlikten gelmek yerine kesin bir dille, hiç yakışmadığını, onu çirkinleştirdiğini ikna ederek anlatmak son derece önemlidir.
Ceza, eğitimde önemli bir yere sahiptir. Ancak ödülün, istenilen davranışların kazanılmasında, cezadan daha etkili olduğu bilinmektedir. Ödül, ne sık verilerek doyumsuzluğa neden olacak ne de isteksizlik doğurtacak kadar az verilecektir. En iyisi beklenilmeyen zamanlarda çocuğun yaptığı iyi iş karşılığında verilmelidir. Ceza asla dayak, tehdit, korkutma olmamalı, örneğin oyun saatini iptal etme, sevdiği şeyden mahrum etme tarzında olmalıdır. Üstün zekâlı çocukların eğitiminde ikna metodu daha sık kullanılmalıdır.
Çocuklarımızla aramızda oluşan problemlerin temelinde, çocuğumuza uyguladığımız yanlış davranışlarımız ve hatalı yaklaşımlarımız olduğunu unutmayalım. Küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızın duygu ve düşüncelerini önemsediğimizde ileride karşımıza çıkacak problemleri önceden çözmüş oluruz. Eğer çocuk küçük yaşlarda anlamaya çalışılmaz, ona değer verilmezse kendine güvenemeyen, kaygılı, içine kapanık biri olur çıkar. Çocuk gençlik döneminde kendini ispatlamaya çalışırken gerek ailesi gerekse toplumca hoş karşılanmayan davranışlar sergileyecektir. Böyle olmasını istemeyenler önceden tedbirleri almak zorundadır.
Kendini ve yaptıklarını sorgulamayan, geleceğimiz olan gençleri iyi eğitemeyen milletlerin sonları hiç de iyi sonuçlanmıyor. Gençlerimizi iyiye, güzele, doğruya, yararlıya yöneltemiyorsak, gençlerdeki enerjiyi, yetenek ve becerilerini, duygularını geliştirmede onlara rehberlik yapamıyorsak toplu olarak hatayı kendimizde aramalı ve ben ne için yaşıyorum demeliyiz.
Ünlü Tıp Bilgini İBN-İ SİNA, “Gençliği doğru ve güzele sevk etmek, bütün insanlığı iyi ve güzele sevk etmektir.” derken, MEVLÂNA, “Gençlerini iyi idare edemeyen toplumlar harap olmayı göze almalıdır.” diyor.
Çocuğu eğiterek hayata hazırlamak çok önemli bir görev, değerli bir sanattır. Çocuğa güven duygusu vermek, sosyal yönlerini geliştirmek, sağlam kişilik kazandırmak her anne-babanın görevleri arasındadır. Anne-babalar sevgilerini göstermek zorundadır.
Velinin ilk yapacağı iş, çocuğuna özgüven kazandırmaktır. Kendine inanan ve güvenen çocuk hızla gelişir.
Çocuğa sık sık söz hakkı vermek, onun değerli olduğunu hissettirmek, fikirlerine saygı duymak, başarısında takdir etmek, başkalarıyla kıyaslamamak, sık sık sevdiğinizi söylemek, onlara yeteri kadar zaman ayırmak, birlikte iş yapmak, sosyal ve sportif çalışmalara katılmalarını sağlamak çocukta özgüven oluşturur.
Anne-baba çocuğundaki korku ve güvensizliği kaldırmalıdır. Çocuğumuza mutlaka zaman ayırmalı, onunla konuşmalıyız. Çocuğumuzda sağlam bir kişilik oluşsun istiyorsak, korku ve endişelerine saygılı olmak zorundayız. Büyükler için küçük olan bir şey, çocuk için büyük olabilmektedir. Çocuk, babam bana bunda ağlayacak ne var ki? Diyor. Babam için ağlanacak bir şey olmayabilir ama benim için ağlanacak bir durum vardır, diye düşünebilir. Büyükler için normal görülen bir olay, çocuk için ürkütücü, hatta korkutucu olabilir. Çocuk problemle karşılaşınca anne-babanın görevi, çocuğunu bunun üstesinden geleceğine inandırmak, her zaman yanlarında olduklarını söylemek ve onlara destek olmaktır.

Çocuklar küçükken annenin bakım ve korumasına daha fazla ihtiyaç duyuyor. Ancak büyüdükçe babanın örnekliği ve denetimi de önem kazanıyor sanırım. Babaların çocukla ilişkisi nasıl olmalı? Bilhassa çocuğun manevi terbiyesindeki vazifeleri nelerdir?

Ali Özkanlı:
Özellikle babalar yoğun iş temposundan kendini bir gün de olsa uzaklaştırarak haftanın mutlaka bir gününü birlikte geçirmelidir. Beraber camiye gitmeli, park veya mesire yerlerine giderek kaliteli zaman geçirmelidir. Davranışlarıyla örnek olmalı. Doğruluk, dürüstlük, inanç ve ibadet konusunda kendisi uygulayarak çocuğuna rehberlik etmelidir. Çocuk için baba en önemli rol modeldir. Asla yalan söylememeli, verdiği sözü tutmalı, hayır yapma, iyilik ve cömertlik konusunda çocuğuna yol göstermelidir. Babanın eve geliş saatlerinin erken olması, en azından hafta sonlarını ailece geçirmeleri özellikle erkek çocuklarının eğitimi için son derece önemlidir.
Çocuklar anne-babalarıyla ilgili değişik yaşlarda değişik düşüncede olurlar. Bu yaşlarının bir gereğidir. Okul öncesi eğitimdeki çocuğun gözünde anne-baba, her şeyi bilendir. İlköğretime başlayınca bu düşünce biraz değişir ve “Annem-babam çok şey bilir.” e dönüşür. Ortaöğretimde “Ben de onlar kadar biliyorum.” Yaş yirmilere gelince “Fazla bir bilgileri de yok.” Otuzlu yaşlarda “Fikirlerini sorsam iyi olur.” Kırklı yaşlarda “Bazı şeyleri biliyorlardı.” olur. Yaş kemale ermeye başlayınca tekrar eski düşüncelere dönüş başlar ve “Onlar her şeyi biliyor” yaş daha da ilerleyince “Ah! Anam-babam hayatta olsalar da onlara sorsaydım!” demeye başlarlar.
Anne ve babalar çocuklarına karşı söz ve davranışlarında çok dikkatli olmak zorundadır. Vicki LANSKY, “Çocuklarınızla nitelikli zaman geçirin, acı ve sevinçlerini paylaşın.” diyor ve şöyle devam ediyor. Çocuğunuza “Ben sana demiştim.” demek yerine, “Olmadığına üzüldüm canım.” “Bir keresinde bana da aynısı olmuştu.” ya da “Biliyorum bu senin için çok zor, hayatım.” gibi sözler söyleyin.
Çocuklar bizim dostlarımızdır. Onların her birinin ayrı düşüncesi, ayrı dünyaları, ayrı zevkleri olduğunu unutmayalım. Çocukların gerek söz gerek davranışlarından bir şeyler çıkarmaya çalışalım. Ben hem bir baba hem de bir öğretmen olarak çocuklardan çok şey öğrendim.
Söz ve davranışlarınızla çocuğunuz ailenin bir parçası olduğunu anlasın ki aile içindeki olayları sizinle rahatlıkla paylaşabilsin. Duygularını söylemesi için onları destekleyerek cevap verin. O teşekkür etmeden “İkimiz de sana teşekkür ederiz.” deyin.
Çocuğunuzun sevdiği şeyleri birlikte paylaşın. Birlikte iş yapın. Oynarken öğrenmelerine yardım edin.
Çocuklar bazen öyle güzel ve ilginç şeyler söylerler ki şaşırıp kalırız. Bunlardan anne-babalar olarak derslerin çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Birkaç örnek vermek istiyorum: Çocuğun hoşuna gider düşüncesiyle çok zor bir problemi çözen öğrenciye, “Tebrik ederim tatlım.” denilince; çocuk “Ben pasta değilim ki!” cevabını veriyor. Peki, “Sen nesin?” denildiğinde “Ben bir insanım.” diyerek insan olduğunun bilinmesini, büyüdüğünü ve kendisine değer verilmesi gerektiğini belirtiyor.
Çocuklara karşı söz ve davranışlarımız samimi olmalıdır. Yapmacık davranışlar, pohpohlama geri teper. Çocuklar sözlerinizde alay olup olmadığını hemen anlarlar. Bir kız çocuğuna nezaketen “Çok güzelsiniz.” denildiğinde, “Teşekkür ederim, belki bir gün gerçekten güzel olurum.” dedi. On yaşındaki bir erkek çocuğu başarılarından dolayı fazla övülmekten sıkılmıştı. Övme devam ediyordu ki çocuk birden, “Bu gereksiz lafları bırakalım artık.” dedi.

Günümüzde ailelerin maddi imkânları artarken manevi imkânları azalıyor. Çocukların sahip oldukları eşya, oyuncak ve iletişim araçları hızla çeşitleniyor. Mesela çocuklara vakit ayırmak, bilgece yol göstermek, rehberlik yapmak fırsatı ele geçmiyor.
Böyle bir ortamda çocuklara manevi değerleri nasıl kazandıracağız? Bu konuda nasıl bir yöntem izlemeliyiz?


Ali Özkanlı:
Manevi değerleri kendimiz kazandırma imkânı bulamıyorsak günümüzde değişik kurum ve kuruluşlarca açılan kurslar bizim için bir çaredir. Güvendiğimiz araştırdığımız bir yere götürüp bu imkânlardan yararlanabiliriz. Ama sadece o kuruma bırakmak çözüm değildir. Öğrendiklerini, neler yapıldığını sorarak bilgi sahibi olmak zorundayız. Ayrıca kitap, cd. vb araç gereçlerden yararlanmalı bunları birlikte izlemek yararlı olacaktır. Özellikle dua ve sureler birlikte okunmalı, ibadetler beraber yapılmalıdır.
Çocuklar hayatımızın süsü, vazgeçilmez çiçekleridir. Çocuklarımıza hayatın görünen ve görünmeyen güzelliklerini göstermeli, o tertemiz kalplerine nakış nakış güzellikleri işlemeliyiz. Dış âlemdeki güzellikler gibi iç âlemimizde de güzelliklerin olduğunu yüreklerinde hissettirmeliyiz.


Sayı : 44
Büyük Kapak