Alime Hanımların Öncüsü Hz. Âişe -r.anha-

Sayı : 70 / Aralık 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hz. Âişe radıyallahu anha Resulullah’ın bâkire olarak evlendiği ilk ve tek hanımıdır. Sadık dostu ve halifesi olacak olan Hz. Ebubekir’in kızıdır.

Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh efendimiz de, cahiliyye devrinde bile kötülüklerden uzak durmasıyla bilinirdi. İslamiyette de Peygamberimizin en büyük destekçisi oldu. Rasulullah efendimiz Mekke devrinde müşriklerin zulümlerinden bunaldığı zamanlarda Hz. Ebu Bekir’in evine uğrar, sohbet edip ferahlardı.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ile Hz. Ebubekir radıyallahu anh kardeşlik olmuşlardı. Cahiliyye devrinde iki kişi kardeşlik olduğu zaman gerçek kardeş gibi birbirlerinin yakınlarıyla evlenemezlerdi. Bu sebeple Hz. Peygamber kızı Aişe’ye talip olunca kardeşlikten vaz geçmiş olmasından endişe etti. Allah Resulü ise Hz. Ebû Bekir'in gönlündeki endişeleri şöylece giderdi:

- Benim sana kardeş oluşum ancak din kardeşliğidir. Din kardeşliği ise nesep ve sütkardeşliği gibi değildir.

Hz. Ebu Bekir bunu duyunca ferahladı ve Peygamber Efendimizle hısım olacağına çok sevindi.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam henüz nişanlılık döneminde bile Ebû Bekir’e uğrar ve onun hanımı Ümmü Ruman’a, kızı Âişe’yi emanet bilip ona göre muamele etmelerini tembih ederdi.

Hz. Ebu Bekir’in Peygamber sallallahu aleyhi veselleme karşı o kadar büyük bir muhabbeti vardı ki, hicret esnasında da ona yoldaş olmuş, malı ve evlatlarıyla ona hizmet etmişti. Sevr mağarasında Allah Resulü ona kalp zikrini öğretmişti.

İki dost, Medine'ye hicret ederken ailelerini Mekke'de bırakmışlardı. Onları Medine'ye yerleşip Mescid-i Nebeviyi ve hücreleri inşa ettikten sonra getirdiler.

Hz. Âişe, annesi ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin kızlarıyla beraber yolculuk yapmıştı. Yani nasıl ki, babası Ebubekir, Şanlı Nebinin hicret yoldaşı olduysa Hz. Âişe de Peygamber aleyhisselatu vesselamın ailesinin yol arkadaşı oldu.

Hz. Âişe annemiz Medine’ye geldiği zaman ilk önce babasının evine yerleşti. Bu sırada Medine’de humma salgını meydana geldi. Allah yolunda evlerini bırakıp Medine’ye hicret eden Müslümanlar bu sefer de hastalıkla imtihan edildiler.

Hz. Âişe validemiz de hastalanmıştı. Hatta hastalığından dolayı zayıflamış ve saçları dökülmüştü.

“İstersen sana bir duâ öğreteyim. Onu okuduğun zaman Allah Teâlâ onu senden giderir,” buyurdu.

Hz. Âişe annemiz, Peygamber sallallahu aleyhi vesellemden öğrendiği duayı okuyunca humma geçti.

Medine de ticaret imkânları kısıtlıydı. Çoğu zaman yiyecekleri hurma idi. O da fazla yiyince ciğerlerini yakıyordu.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, Hz. Âişe’nin annesi Ümmü Ruman’a; “Hurmayı salatalık ile beraber yiyin. Onun serinliği da bunun hararetini giderir,” diye tavsiye etmişti. O da kızının toparlanması için eldeki sebzelerle ve hurma ile kızını besleyip tekrar sağlığına kavuşmasını sağlamaya çalışıyordu. İşte Mekke’nin varlıklı bir ailesi, hicret ile böyle sıkıntılara katlanmış oluyorlardı.

Hz. Âişe’nin Çeyizi

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Medine’ye yerleştiği halde Hz. Âişe annemizle ile düğün yapamıyordu. Bunun sebebi düğün ve mehir için harcayacak maddi imkânının olmamasıydı.

Hz. Ebu Bekir ise kızının Peygamber aleyhisselatu vesselamın iki dünyada da hanımı olacağına o kadar seviniyordu ki düğünün gecikmesine üzülüyordu. Peygamberimizin maddi sıkıntı sebebiyle geciktirdiğini öğrenince mehir ve düğün masrafını borç olarak gönderdi.

Hz. Âişe’nin annesi ve sahabe hanımları Hz. Aişe’ye beş dirhem değerinde, bulabildikleri iyi bir elbiseyi giydirdiler.

Hz. Âişe’nin çeyizi ise şunlardan ibaretti: İçi hurma lifi ile doldurulmuş deriden bir minder, birer adet sedir, hasır, yatak, kilim, yünden bir perde, birer adet çanak, maşraba, su kırbası ve bir deve.

Hz. Âişe de bazen bütün hanımların yaptığı gibi evini süslemek isterdi. Bir seferinde üzerinde tasvirler işlenmiş bir perdeyi asarak odanın bir kısmını yüklük haline getirmişti. Hz. Peygamber bunu görünce, Hz. Âişe’ye:

“Şu perdeyi karşımdan kaldır; üzerindeki tasvirler namazda iken hep bana görünüp duruyor,” demiştir. (Buhârî, “Libâs”, 93)

Hücre-i Saadeti

Mescid-i Nebevi yapılırken, Peygamberimizin ikamet etmesi için güney tarafına iki oda yapılmıştı. İnşaat süresince ensardan, Ebu Eyyub el Ensarinin evinde misafir kalan Peygamberimiz inşaat tamamlanınca bu odalara taşındı.

Bu odalar, Medinelilerin âdeti üzere, hurma dalından inşa edilmişti. Kerpiçten yapılmış olanı da vardı. Tavanlarının yüksekliği, orta boylu insan boyundan bir karış fazla idi. Her birinin genişliği 3-3,5 arşın, uzunluğu 5 arşındı. Arşın yarım metre kadardır, yani odaların genişliği iki metreden azdı.

Tavanları kıldan keçe ile örtülüydü ve kapılarında perde asılıydı. Çoğunun kapısı mescide açılırdı. Sonradan bu odalara ilaveler yapıldı, sayısı dokuza kadar çıktı. Hz. Fâtıma ile Hz. Âişe’nin odaları arasında kapı vardı.

Şimdi Peygamberimizin yattığı yer Hz. Âişe annemizin odasıydı. Efendimiz Hz. Âişe’nin odasında vefat etti ve Hücre-i Saadeti burası oldu. Hz. Ebu Bekir ve Hz Ömer de buraya defnedildi. Hz. Âişe’nin vefatından sonra, mescidin genişletilmesi sırasında hücreler yıkılıp mescide katıldı.

Peygamberimizin hücre-i saadeti ile minberinin arası Ravza-ı Mutahhara diye anılır. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: “Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havuzumun üzerindedir.” Buyurmuştur.

Allah Resulü itikâfa çekildiklerinde, bu kısımdaki sütunun yanında kalırdı. Sütunun yan tarafı ise Hz. Âişe’nin odası idi.

Mescid-i Nebevi’de Hz. Âişe Sütunu diye anılan, onu teheccüd namazını kıldığı yer vardır. Sahabeler Hz. Âişe’nin burada namaz kıldığını gördüklerinden dolayı, aynı yerde namaz kılmak için gayret gösterirlerdi.

İşte Hz. Âişe’nin Peygamberimizin evindeki hayatını bunlardan anlamak mümkündür. O, insanların devamlı gelip ibadet ettiği, ilim öğrendiği, siyasi meselelerin ve davaların görüşüldüğü bir mescidin bitişiğinde yaşamaktadır. Elbette pek çok şeye şahit olmasının sebebi budur.

Hz. Âişe’nin Kıyafeti ve Süslenmesi

Hz. Âişe annemiz, Peygamberimizin sevgisini kazanmak için giyimine, kuşamına, temizliğine, kullandığı ziynete ve kokusuna çok dikkat ederdi.

Hz. Âişe’nin yanına giren kadınlar, onun üzerine açık kırmızı bir elbise gördüklerini bildirmişlerdir. Fakat bunun için fazla masraf etmezdi.

Peygamberimizin sevmediği kokulardan sakınırdı. Mesela kına kokusu sevmediği için kullanmadığını bildirmiştir. Sürme ve güzel kokularla ziynetlenirdi.

Hz. Aişe’nin Zühdü Ve Takvası

Peygamberimizin yakınları olmak, onu sevmek, onun tarafından sevilmek kolay elde edilen bir makam değildir. Her şerefin bir bedeli olduğu gibi böyle yüksek bir şerefin de yüksek bir bedeli oluyordu.

İşte bütün Muhacirler, bilhassa Allah Resulünün ehl-i beyti ve yakın ashabın durumu böyleydi. Onlar ateş üzerine konup kızdırılan ve sonra dövüle dövüle pırıl pırıl hale gelen bir demir gibi, adeta belalarla çelikleniyorlardı. Çünkü onlar çok büyük bir hizmete hazırlanıyorlardı.

“Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”(Ahzab, 33) ayetinin işaret ettiği gibi, o büyük vazifeye layık olmak için tertemiz olmak lazım geliyordu.

Hz. Âişe Peygamber Efendimizin sevgisini kazanmak ve kaybetmemek için çok fedakarlık yapardı. O kadar ki, zengin bir ailenin kızı olduğu halde, Peygamberimizin evinde yokluk içinde yaşamaya razı oluyordu.

Sahabelerden birisi, Aişe validemize bir gün:

- Efendimiz zamanında evinizde ne yer ne içerdiniz? diye sormuştu. Aişe Annemiz şu ibretlik cevabı vermişti:

- Evimizde bazen iki üç ay geçerdi de ateş yanmazdı, hurma yiyip su içerdik." (Buhari, Hibe,1)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam yokluk döneminde böyle sıkıntılara uğradığı gibi, daha sonra eline çok ganimet malları geçtiği zaman da basit bir hayatı tercih etti. Hatta sahabeye bol bol mallar dağıtıldığı halde Peygamberin evlerindeki yoksulluk aynen devam ediyordu.

Bu durum müminlerin annelerinin biraz zoruna gitti. Peygamberimize naz edip, artık kendisinin ve hanımlarının da rahat etmesini ve dünya ziynetlerinden faydalanmayı talep ettiler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin etrafında halka olup, hepsi aynı şeyi istediler. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam ise hayatını değiştirmek istemiyordu. Bu dünyaya en ufak bir rağbet bile göstermek istemiyordu. Hanımlarının da ümmetin kadınlarına sadelikle örnek olmasını istiyordu.

Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hanımlarından bir ay ayrı durdu. Arkadan şu ayet nazil oldu.

"Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: "Eğer dünya hayatını ve zevkini istiyorsanız, gelin boşanma bedelini verip sizi güzellikle serbest bırakayım. Eğer Allah'ı, Resulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz ki, sizden iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlar için Allah pek büyük bir mükafaat hazırlamıştır" (Ahzab 28-29)

Hz. Cabir devamla der ki: "Bunun üzerine Resulullah aleyhisselatuvesselam Hz. Âişe annemizden başlayarak şöyle dedi:

- Ben sana bir husus arzedeceğim. Cevap vermede acele etmemeni dilerim, ebeveyninle de istişare ettikten sonra cevap ver. Hz. Aişe:

- O husus nedir ey Allah'ın Resulü? diye sorunca, Aleyhissalatu vesselam ayeti okudu. Bunun üzerine Hz. Aişe hemen:

- Yani sizi tercih meselesinde mi ailemle istişare edeceğim? Asla! Ben Allah'ı ve Resulü'nü ve ahiret yurdunu tercih ediyorum. Senden ricam, kadınlarından hiçbirine benim şu söylediğimi haber vermemendir!" dedi. Aleyhissalatu vesselam:

- Onlardan biri sormaya görsün, ben hemen cevap veririm. Zira Allah; beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı olarak değil, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi! buyurdular. (Müslim, Talak 29)

Hizmetleri ve Cihadı

Hz. Âişe validemiz Medine’de Resûlullah ile birlikte diğer Sahâbî hâtûnları gibi seferlere katılıp, yaralıların tedavisi ve onların bakımıyla meşgul olmuş, büyük hizmetler görmüştür. Meselâ Uhud günü Hz. Peygamber müşriklerin attığı taşla mübârek yüzünden yaralanmıştı. O gün Hz. Âişe validemiz de sırtında yiyecek ve içecek su taşıyarak Uhud’a gelmişti. Enes bin Mâlik radıyallahu anhu diyor ki:

“Uhud gazasında müslümanlar bozulup, Resûlullahın yanından dağıldıkları zaman, Hz. Âişe ile Ümmü Süleym bint-i Milhân’ı gördüm. Arkalarında kırbalarla koşa koşa su taşıyorlar, yaralıların ağızlarına boşaltıyorlardı. Kırbaları boşaldıkça koşarak gidiyor doldurunca koşarak geliyor yine yaralılara su veriyorlardı.”

Hakiki Muhabbet

Hz. Âişe, Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin hem talebesi, hem sevdiği idi. Aralarında manevi bir muhabbet vardı. Zaten ruhlar arasında kuvvetli muhabbet olduğu zaman bedenlerin uzaklığı ve farklılığı değerini yitirir. Hatta muhabbet bedenlere de sirayet eder. Nitekim Hz. Âişe’nin manevi sevgisi onun bütün varlığını kaplamıştı. Bütün güzellikleri kendisinde toplamış olan Allah Resulüne bütün kalbiyle âşık olmuştu.

Kendisi şöyle anlatmıştır:

“Bir gün Resulullah efendimiz, nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de ay ışığında iplik eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter damlıyordu. Ter damlasını nur saçıyor, gözlerimi kamaştırıyor gördüm. Kendimden geçmiştim. Bana doğru bakarak buyurdular ki:

- Sana ne oldu ki, böyle dalgın duruyorsun?

Ben de, "Ya Resulallah! Mübarek yüzünüzdeki nurların parlaklığına ve mübarek alnınızdaki ter tanelerinin saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim.

Bunun üzerine, Resulullah efendimiz kalkıp yanıma geldi, alnımdan öptü ve buyurdular ki:

- Ya Âişe! Allah sana hayır versin! Beni sevindirdiğin gibi, seni sevindiremedim.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de Âişe Annemizi çok severdi. Bunu söylemekten de çekinmezdi.

Bir gün Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, bir sefer esnasında, askeri tecrübesi sebebiyle Amr ibn-i As’ı çok değerli ashabının başına komutan olarak tayin etmişti. O da “Acaba Peygamberimiz beni herkesten çok sevdiği için mi vazifelendirdi?” diye ümitlenmişti. Rasulullah Efendimize gelip

- Ya Rasulallah en çok kimi seviyorsun? Diye sordu. Allah Resulü:

- Âişe'yi buyurdular.

- Ben sorarken onu kastetmedim. Erkeklerden kimi seviyorsun? Diye tekrar sordu. Efendimiz buyurdu ki:

- Âişe'nin babasını (yani, Hz. Ebu Bekir'i)

Bir gün Hz. Aişe Rasulullah Efendimize sordu:

- Ey Allah’ın Resulü, beni seviyor musun?

- Evet, Ya Âişe seviyorum!

Aişe Annemiz Peygamberimizin sevgisinden emin olmak istiyordu:

- Beni nasıl seviyorsun? Diye tekrar sordu. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam kısa, özlü bir şekilde sevgisini tarif etti:

-Kördüğüm gibi.

Hz. Âişe Annemiz bu cevaba çok sevindi. O kadar sevindi ki, zaman zaman aynı cevabı duymak için sorardı:

- Ey Allah’in Resulü, kördüğüm ne alemde?

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam da Hz. Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi:

-İlk günkü gibi…

Hz. Aişe annemiz Peygamberimizin en sevdiği hanımı olmaktan ötürü çok çetin imtihanlara uğramıştır. Allah Resulünün düşmanları olan münafıklar, temiz bir hanıma yapılabilecek en çirkin iftirayı yaparak hem onu, hem İslam’ın en büyük destekçisi olan babası Hz. Ebubekir radıyallahu anhı, hem de esas Peygamberimizi incitmeye çalışmışlardır. Ama Allah Azimüşşan ayetler ile onu temize çıkarmıştır.

İlim Pınarı

Neden Peygamberimizin Aişe’yle evlenmesi önemlidir?


Birincisi, Peygamberimizin Âişe’yle evliliğinin İslami ilimlerin sağlamca nakledilmesi hususunda büyük faydası olmuştur. Bilhassa peygamberimizin ibadet hayatı, aile yaşantısı, ailesine anlattığı kıssalar ve cereyan eden vakıalar hep ondan öğrenilmiştir. Peygamberimizden sonra uzun bir ömür yaşaması sayesinde de bunları sahabe ve tabiin alimlerine nakletmiştir.

Çünkü Hz. Âişe çok gençti. Evlendiği sıradaki yaşı hususunda münakaşalar olsa da özet olarak evlenebilecek yaşta, ama çok gençti. Genç olması sayesinde hafızası kuvvetliydi. Allah Resulünden duyduğu her şeyi sanki bir kaset gibi kaydederdi. Hem sadece ezberlemekle kalmaz, hikmetlerini sorar, iyice kavrar, incelikleriyle beraber öğrenirdi.

Hz. Aişe’nin duyduğu meseleleri anlamasında bir başka amil de, İslâm'ı öğrenme konusunda büyük bir aşk ve şevke sahip olmasıydı. Allah Resûlü konuşurken dikkatle dinler, onun mübarek ağzından çıkan her şeyi hafızasına nakşederdi. Anlamadığı bir yönü varsa hemen sorar, doğru anlamaya gayret gösterirdi. Onun dini meseleleri kavrayışındaki üstünlüğü Efendimizin pek hoşuna giderdi. Bu sebepten ona ayrı bir sevgi gösterir ve bir İslâm muallimesi olarak ona, diğer hanımlarından daha fazla değer verirdi. Onu dâima ilme teşvik ederdi. Âişe annemiz de bu fırsattan yararlanarak Efendimize çok soru sorar, İslâm'ı öğrenmeğe çalışırdı.

Hz. Âişe’nin ilmi öğrenmekteki bir üstünlüğü de, dil ilimlerini çok iyi bilmesiydi. Babası Hz. Ebu Bekir’in edebiyata düşkünlüğü sebebiyle evlerinde edebiyat toplantıları tertiplenirdi.

Dil bilgisine hâkimiyeti sebebiyle lafızlardan doğru manayı elde etme hususunda üstün bir kabiliyeti vardı. Hz. Âişe annemiz çok şiir bilirdi ve bir durum hakkında hemen bir beyit söyleyebilirdi.

Peygamberimizin güzelliği hususunda da şiir söylemiştir.

Sahabeden bir zat da şöyle demiştir:

- Hazret-i Aişe'den daha fasih, düzgün konuşanı görmedim. Resulullahı metheden şu manada bir şiir söylemiştir:

Manası: “Mısırdakiler, Onun yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı, Yusuf aleyhisselamın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Yani, bütün mallarını, Onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zeliha'yı kötüleyen kadınlar, Onun parlak alnını görselerdi, ellerinin yerine kalblerini keserlerdi de acısını duymazlardı.”

Hz. Âişe annemiz, Allah Resulünün ahirete göçmesinden sonra, Efendimize muhabbetini aynen muhafaza etti. Onun sağlığındaki zühd ve takva hayatını devam ettirdi.

Hz. Âişe Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer radıyallahu anhuma devirlerinde hadis rivayet etti, ayetlerin tefsiri ve fıkıh ilmine müşahedelerini anlatarak katkıda bulundu. Böylece bereketli bir ömür sürdü.

Mevlamız bizlere de hisse almayı nasip eylesin ve ahirette şefaatlerine nail eylesin.


Sayı : 70
Büyük Kapak