Allah’ı Bulursan, Her Şeyi Bulursun

Sayı : 15 / Mayıs 2013, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl hazretleri, bir melek gibi, bir Peygamber gibi değildir. Allah azze ve celle bütün kâinattaki insanları, hayvanları, ufak bir pireyi bile, hatta karanlık gecede bir siyah karıncayı biliyor görüyor. Bütün yarattıklarının açlığını, acısını, hastalığını, derdini biliyor. Bütün dünyada…

Bakın, düşünürsek anlayacağız, Allah ne kadar büyüktür. Denizin dibindeki bütün hayvanları, her an, milim milim Allah biliyor, duyuyor, böyle büyüktür Allah azze ve celle…

Böyle olduğu için, kulunu da biliyor. İnsan on beş yaşına vardıktan ölünceye kadar her ne yapmışsa, hepsi onun katında kayıtlıdır ve biliyor Allah azze ve celle. Daha anamızdan doğmadan Allah-u Zülcelâl biliyordu ne yapacağımızı ve O’nun katında kayıtlıdır. Kıyamet gününde bu yaptığımız şeyler açığa çıkacaktır. Bütün Peygamberlerin huzurunda, Meleklerin huzurunda, Evliyaların huzurunda, bütün tanıdıklarımızın yanında bu amel defterimiz açılacak, teker teker, zerre kadar bir şey zayi olmamak suretiyle okunacaktır.

Allah azze ve celle kıyamet günü hakkında bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor. “Allah’a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.” (Bakara 281)

“Herkese hak ettiği verilecektir, zerre kadar eksik bırakılmayacaktır,” buyuruyor Allah azze ve celle. Her şey Allah'ın ilmindedir, hatta niyet de dâhil. Bir ameli yapmadıysak bile kalbimizde niyet etmişsek, eğer kötü eğer iyi, Allah onu da biliyor. Bahusus güzel niyetin de kıyamet gününde Allah mükâfatını verir.

Bir hayrı yapmak için niyet ettiğinde, mesela “Oruç tutacağım, tevbeye gideceğim, namaz kılacağım, zikir yapacağım, pişman oldum,” derse, kişi bunları yapmadan ölse bile eğer samimiyetle bunları yapmaya niyetlendiyse Allah bunların ecrini verecektir. Çünkü Allah biliyor ki o kişi yaşasaydı onu yapacak, yapamadan öldüğü halde o niyetinin mükâfatını veriyor.

Hayra Vesile Olalım

Her zaman söylüyorum, bu insan için kurtuluştur. Kıyamet gününde zengin olması için sebeptir.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki: “Kim İslâm’da iyi bir çığır açarsa bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.” (Müslim, Zekât, 69)

Bir insan güzel bir amele vesile olursa, onun arkasında gidenlerin sevabından da hisse alacaktır. O öldükten sonra da böyledir. O kabirdeyken de onun arkasından gidenlerin sevaplarına ortaktır. Ona uyanların sevabından da hiçbir şey eksik olmuyor. Niçin? Çünkü o kabirdeki insan onların sevabına sebep olmuş, onun tevbesine, namaz kılmasına hidayetine sebep olmuş, onun için bu dünyadan o kabirdeki şahsa sevap gidiyor.

Kıyamete kadar böyle. Kıyamete kadar, ne kadar insan onun yolundan, onun yaptığı hizmetlerden istifade ederse, onların sevaplarından o kabirdeki insana sevaplar gidiyor. Zincirleme şeklinde. O bir kişiye sebep olmuştu. O sebep olduğu şahıs da bir başkasına sebep oldu. Böyle kıyamete kadar onun sevabı, onun ticareti, çalışıyor onun için...

Onun için diyorum size, eve döndüğünüz zaman deyin ki “Ben bir kişiye sebep olayım” ve tevbeyi anlatalım mümin kardeşlerimize.

Neuzubillah, veyl olsun, yazıklar olsun o kişiye ki, o öldükten sonra günahları dünyada kalır, yani bir yol, adet haline gelir. Onun arkasından o günah işlendiği zaman, ona da böyle günahlar yazılır. Çünkü o sebep olmuş o insanlara, -günah işlemelerine.-

Yani yol açmış, birisini almış “Gel beraber içki içelim,” demiş. O kişiyi alıştıran şahıs onun günahına da ortaktır. Yazıklar olsun ona ki, o günahları bakidir, o öldükten sonra da kabre girmiş ama günahları daha dünyada çalışıyor, ona o kişilerin her günahında, ona da günah yazılıyor.

Henien, yani afiyet olsun ona ki, o toprağın altındayken onun ameliyle hidayet oluyorlar. Ona ne mutlu, öbürüne de yazıklar olsun.

İbadet İçin Yaratıldık

Dünyada kişinin karına ve zararına olan iki şey vardır. Birinin hidayetine vesile olmak kârına, dalaletine sebep olmak da zararınadır.

Kişi iyiyse, başkalarına da iyiliği dokunmuşsa, iyi yol öğretmişse, ölse bile onun ticareti çalışacaktır, yani sevap kazanmaya devam edecektir, kıyamete kadar. Neuzubillah, kötülüğü dokunursa, kötü yol öğretmişse onun da kıyamete kadar günah ona gidiyor. Biz de kardeşlerimizin hidayetine, tevbesine vesile olmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Öyleyse biz şu manzara için, bize nasip ettiği için Allah’a şükredelim, çünkü hep o veriyor. Dünyadaki maddi rızıklar için nasıl şükrediyorsak, soframıza gelen nimetler için nasıl “Allah’a şükür” diyorsak, bu iman için de, tevbe için de şükretmeliyiz, bu da Allah'ın bize nimetidir. “Bunu bana sena nasip ettin Ya Rabbi!” diye şükredelim.

Allah layıktır, bizim böyle şükretmemize. Nimetlerine dikkat edersek Allah-u Zülcelal’in, çok şükredilmeye layık olduğunu anlarız. Biz gafiliz, düşünmüyoruz, dikkat etmiyoruz, onun için -onu gereği gibi- sevmiyoruz.

Su toprağı besliyor, toprak da nebat çıkarıyor. Bu nebatı da hayvanlar yiyor, hayvanlar da insanlara hizmet ediyor. Bunların hepsini, suyu, toprağı, nebatı, hayvanı, Allah bizim için yaratmış. Biz ise Allah için yaratılmışız.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor: “Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)

Demek ki, Allah azze ve celle insanı kendisi için yaratmıştır. İnsan ibadet etmekle Cenab-ı Allah'ın rızasını kazanmış oluyor, gene de karşılık olarak ona cennet nimetlerini menfaat olarak verecektir.

Allah'ın Rızasına Talip Olun

Allah azze ve celle emrediyor: “Ya Benî Âdem, Ey Âdemoğlu, bana talip olun, beni bulacaksınız, bana rastlayacaksınız. Eğer sen Ben’i bulursan, sen her şeyi buldun.”

Bakın Allah azze ve celle bize ne güzel bir hedefi nasip etmiş, fakat biz o hedefi aramıyoruz. İstiyor ki kulu, tek kendi Zât’ını arasın, O’na gitsin, O’nu istesin. Ona gittiği zamana, O’nu bulduğun zaman, bütün kâinat senin için oldu, bütün dünyanın bahçeleri senin oldu, paralar, altınlar senin oldu, ahiretin cennetin nimetleri senin oldu, Allah'ın rızası senin oldu; Allah öyle diyor.

“Beni isteyin, bana talip olun, beni bulduğun zaman her şeyi buldun,” diyor Allah azze ve celle. Allah nasib etsin bize, yalnız Allah’a talip olalım. Allah buyuruyor, talip olun, isteyin.

Eğer kişi Allah'ı bulursa hiçbir şey kaybetmemiştir, ama eğer Allah’ı kaybederse her şeyi kaybetmiştir. İsterse bütün dünya onun olsun, Allah’ı kaybetmişse her şeyi kaybetmiştir. Niçin? Çünkü ölecek o, fanidir. Şimdi kaybetmediyse bir gün sonra, bir ay sonra bir yıl sonra kaybedecek.
Eğer Allah azze ve cellenin verdiği nimetlere karşı insan da Allah-u Zülcelal’i tanırsa Allah’ı sevecektir mutlaka. Kişi ne kadar Allah-u Zülcelal’i tanırsa o kadar muhabbeti fazla olacaktır. Tanımıyoruz onu iyice.

Muhabbetin yeri kalptir. Dilinle istersen yüz bin kere “Allah’ı seviyorum” de, olmaz. Kalbin içine yerleşecek o muhabbet, o aşk. Ne kadar kalbin içine yerleşirse o muhabbet, o kalp o kadar Allah’a yakın oluyor, o kadar kalbe yerleşiyor ve muhabbet fazlalaşıyor.

Allah-u Zülcelal’den uzak olmak da yine kalpledir. İbrahim Peygamber aleyhisselatuvesselam, “Ben Rabbime gidiyorum, O bana doğru yolu gösterir,”(Saffat,99) diyordu. O yürüyerek mi gidiyordu? Hayır. Kalple, ruh ile gidiyordu.

Bataklıkta Çırpınır Gibi Dua Edin

Allah-u Zülcelal’in herhangi bir şeyi icad etmesi “kün” iledir, kaf ile nun. Allah “kün” dediği zaman oluyor, “O, ol deyince oluverir.” (Nahl, 40)

Allah’ın yanında hiçbir şey değildir. Ama bizim için çok mühimdir. Çok mühimdir çünkü biz onun için dünyaya gelmişiz, Allah'ın rızasını kazanmak için dünyaya gelmişiz. Allah-u Zülcelal’in aşkını, muhabbetini kazanmak için dünyaya gelmişiz.

Bir kıyaslama yaparsak, bir baba kendi oğlunu bir şehre gönderdiği zaman, “Git oğlum filan yerde filan işi yap, şunu satın al, bunu getir, seni bunun için gönderiyorum,” dediği zaman, o oğlan giderse hiç babanın dediği bir şeyi yapmazsa, geri gelse o baba ona ne diyecek, o babasına ne diyecek? “Ben seni niye gönderdim oğlum? Niye gönderdim oraya?” demeyecek mi?

Allah azze ve celle de diyor “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”

Allah-u Zülcelâl buraya göndermiş bizi, O’nu tanımamız için, ibadet etmemiz için. İbadet yapmadan geri döndüğümüz zaman onun huzuruna, ne diyeceğiz O’na?

“Ben seni oraya gönderdim, bunun için, ey kulum, hani ne yaptın?” dediği zaman cevap vermemiz lazım. O zaman çok dua edelim.

Allah-u Zülcelal’in yanında hidayetimiz çok kolaydır, O’ndan isteyelim. “Nefsten, şeytandan ve dünyadan, Ya Rabbi, beni bunlardan kurtar Ya Rabbi! Ya Rabbi seni istiyorum, bunları istemem. Benim kalbimden bunların muhabbetini, sevgisini çıkar, Ya Rabbi! Beni bunlara teslim etme! Sen bana sahip çık.” diyelim.

Böyle Allah-u Zülcelal’den istediğimiz zaman, Allah da verecek inşaallah. Nasıl bir insan, bir bataklığa batıyor, onun gibi, pis kokulu bir yere batıyor gibi yalvarmak lazımdır, “Ya Rabbi beni bunlardan kurtar, kendi rızanın, mis gibi, bahçe gibi, olan senin rızanın içine koy Ya Rabbi! Bu pisliğin içinden, bu bataklığın içinden çıkar ya Rabbi, bu nefsin, şeytanın, dünyanın pisliğinden beni kurtar, kendi rızana, mis gibi, bağ bostan gibi kendi rızana beni götür, Ya Rabbi. ” diye Allah’tan istediğimiz zaman, Allah da bize verecek inşaallah.

“Bu benim için çok mühimdir, senin için de çok kolaydır, Ya Rabbi!” dediğimiz zaman, Allah da verecektir inşaallah.

Hüzün Gitti mi, Kalp Paslanır

Çok mühim bir şey var, herkes kendini kontrol etsin. Allah u Zülcelal’in rızası için muhabbeti için aşkı için mahzun olalım, meraklı olalım.

Allah azze ve celle kalbimize baktığında kalbimizde o hüznü, o merakı, onun katındaki ecirlere müşteri olduğumuzu görsün. Allah azze ve celle kendi katındaki rızasına, mükâfatlara müşteri arıyor.

Hüzün nasıldır biliyor musunuz? Bir evin içinde, daima ev sahibi her gün sabahleyin, tertemiz süpürüyor, temizliyor, o ev temiz görünecektir. Mahzun kalp de aynen öyledir, hüzün olduğu zaman kalp de Allah-u Zülcelal’e öyle tertemiz görünecektir.

Hüzün kalpten çıktığı zaman, sahipsiz ev, daima pislik toz duman içinde hiç kimse de onu temizlemezse, o kalp nasıl pis kokulu olacaktır. Kalpten hüzün çıktığı zaman, Allah rızası için hüzün ama… Allah rızasını kazanmak için hüzün çıktığı zaman, kalp paslanacaktır.

Bir örnek size söyleyeyim, bir caminin kapısı önünde bir kişi, öyle mahzun, öyle Allah'ın rızasına meraklı, öyle istekli, “Acaba ne yaparsam Allah benden razı olacak?” diye gidip geliyor. Allah azze ve celle onun kalbine muttali olduğu için, o zamanın Peygamberine vahyediyor ki, “Söyle ona, Ben onu sıddîklardan yazdım.”

Öyleyse biz de elimizden geldiği kadar, Allah rızasını kazanmak için, Allah'ın rızasının bize nasip olması için mahzun olalım, meraklı olalım ona… Allah razı olsun, siz buraya gelmişsiniz, O’nun rızası için gelmişsiniz, O sizi getirdi buraya.

O aşk getirdi, o muhabbet, O’nun rızasını kazanma merakı getirdi. O olmasaydı siz buraya gelemezdiniz. Bunu yapmayanlar, hüzün yoktur onların kalbinde. İstek yoktur, müşteri değildirler Allah'ın rızasına. Müşteri olanlar ise, işte Allah onlara böyle nasip ediyor. Tevbeyi de nasip ediyor, amel-i salih de nasip ediyor, daima iyi şeyleri nasip ediyor. Müşteri olmayanlara da nasip etmiyor.

Çünkü insanın kalbi Allah-u Zülcelal’in nazargâhıdır, onların kalbine bakıyor. Baktığı zaman rağbeti Allah için ise O da nasip ediyor onlara. Ne kadar Allah için olursa o kadar veriyor, Allah, bir de daha fazlasını veriyor.

Allah-u Zülcelal’in emir ve nehiylerine gayretli olalım, bizim yanımızda mühim olsun. Bazı evliyalar, “Allah azze ve celle rahmetini kimin üzerine taksim ediyor, Allah'ın dinine ehemmiyet verenlerin üzerine taksim ediyor.

Bir evliyaya demişler, “Allah'ın yolu nasıldır? Allah'ın rızasını nasıl kazanacağız?” Böyle deyince o evliya cevaben demiş ki, “Sana müjdeler olsun.” Adam soruyor, “Ben ne yaptım?” cevap veriyor ona, “Senin bu sorun Allah-u Zülcelal’in rızasını kazanmak için içinde bir istek olduğunu gösteriyor. Demek ki içinde bir istek var ki bunun yolunu soruyorsun. Demek ki ona meraklısın onun için sana müjdeler olsun, diyorum.”

İşte bizim de kalbimizde böyle bir istek olması lazımdır ki o istek bizi hayırlara teşvik edecek, Allah da bize nasip edecektir, inşaallah.

Allah-u Zülcelâl bizi nefsimize teslim etmesin, daima hayırlarda kullansın inşaallah. Âmin.


Sayı : 15
Büyük Kapak