Allah İçin Olan Hiçbir Amel Küçük Değildir

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Goncagül

Allah-u Zülcelâl insan dünyada ne yaptı ise hepsini kulun önüne açacak ve ona gösterecektir. Ahirette önüne ne gelecekse kullarına dünyada beyan ediyor. İyilik yaparsa iyiliği, kötülük yaparsa da karşısına kötülüğü çıkacaktır. Ancak yaptığı günahtan samimi bir şekilde tevbe ederse Allah-u Zülcelâl Settar’dır, onun ayıbını ve günahlarını örter, Kendisi biliyor ama başka insanlara kıyamet gününde göstermez.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor ki;
“Erkek olsun, kadın olsun, kim imanlı olarak salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl, 97)

Allah öyle beyan etmiş ki bize, “Kadın olsun erkek olsun mümin olarak ameli salih yapmış olarak benim huzuruma gelirse ben onu bağışlayacağım.” Yani kıyamet gününe, ahiret gününe inanıyorum diyerek ameli salih yaparsa, Allah-u Zülcelâl hem dünyada hem ahrette ona güzel bir hayat inşa edeceğiz ve nasip edeceğiz buyuruyor.

Görüyoruz değil mi, bazı kişiler Allah-u Zülcelâl’den hep gafildir. Buna vuruyor, bunu kırıyor, Dünya hayatında katil oluyor, hırsız oluyor, Allah-u Zülcelâl ona güzel bir hayat nasip etmiyor. Bir kişi de tevbe edip Allah-u Zülcelal’e layık bir kul oluyor, Allah-u Zülcelâl de onu ölünceye kadar selametli olarak yaşatıyor. Kıyamet gününde de, dünyadaki hayatı gibi saadet ve selamet veriyor ve güzel bir hayat nasip ediyor. Öbürü de cana kıymış, kan dökmüş, günahlara bulaşmış, birisi de onun kanını dökecek. Onun için ne ahiret vardır, ne dünya. İşte ameli salih böyledir.

Allah-u Zülcelâl bir kişiye amel-i salih nasip ettiyse o kişi ferahlansın, çok şükretsin, kıymetini bilsin. Allah ona hizmetle ikram etmiş ve O’nun için çalışmayı ona nasip etmiş. Allah bu lütfu ondan aldı mı, gazaba geldi mi, korkmak lazımdır. Allah'ın gözünden düşmeyelim.

Allah-u Zülcelâl’i ne kadar anlatsam anlatamıyorum. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam “Ya Rabbi! Ben seni medh etmekten acizim, Sen kendini nasıl medh ettiysen öylesin!” buyuruyor.

Allah-u Zülcelal şu an hepimizin kalbinden geçeni, niyetini biliyor. Biz Allah'a karşı değiştiğimiz zaman Allah-u Zülcelâl de bize karşı değişiyor. Kalbimizdeki niyet iyi olduğu zaman Allah-u Zülcelâl de iyi oluyor bize karşı.

Süleyman aleyhisselam, bir gün seyahat ediyordu. Rüzgâr onun tahtasıydı, uçak gibi istediği yere götürüyor onu. Bir ara kalbine geliyor, “Allah bana bu saltanatı vermiş, rüzgâr benim emrimde” diye. O sırada rüzgâr ile elbisesi açılıyor Hz. Süleyman rüzgâra emrediyor “Elbisemi yerine getir-düzelt,” diye, rüzgâr da ona “Sen de kalbini düzelt- yerine getir” diyor.

İşte böyle Allah-u Zülcelâl kalbimizi biliyor; kibirdir, ucubdür, hayırdır, iyidir, kötüdür, hepsini biliyor. Bir kişi, “Ben hırsızlığa gideceğim” diyorsa, onu Allah biliyor. “Ben camiye gideceğim, dergâha gideceğim,” diye niyet edip kalbinden geçiriyorsun, bunların hepsini Allah biliyor. Gidemesen de gitmişsin gibi mükâfatını veriyor. Ama sen kötü bir şey yapmayı kalbinden geçiriyorsun, Allah bunu da biliyor ama aklından geçirdiğin kötü şeyi yapana kadar da sana günah yazmıyor. Allah öyle merhamet sahibidir bize karşı. Kendimize bir bakalım, biz ne kadar vicdansızız Allah'a karşı. O ise ne kadar merhametlidir bize karşı.

Bakın bir günah işlemeye niyet ettiğimiz zaman Allah yazmıyor. Eğer onu işlersen bir günah yazıyor. Tevbe edersen de affediyor. Sevap işlemeye niyet etsen de, işleyemezsen onu yazıyor. İşlersen ona on kattan yedi yüz misline kadar sevap yazıyor. İşte daima bize karşı merhametle muamele ediyor. Öyleyse biz de Allah'a karşı kendimizi düzeltelim.

Bunu yaparsak da kendimiz için yapmış oluyoruz. Allah-u Zülcelal’e amel-i salih yaparsak da kendimiz içindir. Ona bir menfaat vermiyoruz, menfaati kendimizedir.

Allah-u Zülcelal buyuruyor;
“Kim salih amel yaparsa, kendisi içindir. Ve kim kötülük yaparsa, o da onun aleyhinedir. Ve senin Rabbin kullarına zulmedici değildir.”(Fussilet; 46)

Allah Korkusu

Allah-u Zülcelâl ne kadar bize karşı merhametlidir, geçmişe baktığımız zaman bunu görüyoruz. Zamanında bir kişi vardı, biraz âlimlerden uzak bir kişi idi. Hayır yapmasını bilmiyordu. Çoban mıydı, dağlarda mı yaşıyordu, neydi, cahil olduğu için önüne ne gelmişse yapmış, günah da işlemiş, hayır işlemeyi de öğrenmediği için hiçbir hayır yapmamıştı.

Ömrünün sonuna yaklaşınca oğlunu çağırdı ve dedi ki; “Oğlum ben hayatım boyunca hiçbir hayır hasenat yapmadım ömrümü boş geçirdim, şimdi ömrümün son demlerindeyim ve öyle çok korkuyorum ki. Allah bana hiç kimseye etmediği kadar azap edecek.

Bu sebeple çok Allah’tan korkuyorum. Bu sebeple size vasiyet ediyorum, ben öldüğüm zaman benim vücudumu yakın, küllerimi de çok rüzgarlı, fırtınalı bir günde denize savurun. Ben Allah'ın huzuruna gitmeyeyim.”

Öldükten sonra oğlu vasiyetini yerine getirdi. Allah toprağa emretti “O kulumun zerrelerini toplayın, benim huzuruma hazır edin” Toprak o adamın vücudunu tekrar meydana getirdi, hazır etti.

Allah-u Zülcelal adama sordu “Neden böyle yaptın ey kulum? Adam cevap verdi “Allah’ım ben senden çok korktuğum için böyle yaptırdım. Bilmiyordum, o yüzden sana salih amel yapmadım, günahlardan kaçınmadım, sana asi geldim, akıbetimden korktuğum için böyle yaptım.”

Allah-u Zülcelâl “Madem benden korktuğun için böyle yaptın, Ben de seni affettim,” buyurmuştur.

Bakın, Allah-u Zülcelal böyledir. Sen O’nu bir kere sev, O’ndan bir kere kork, O’nun için bir kere amel işle, Allah onu senin karşına çıkaracaktır.

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür.” (Zilzal, 7-8),

Allahtan korkmak, Allah'ın yanında çok kıymetlidir. Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhum, anlatıyor:
“Biz bir gün ya Medine-i Münevvere’den Şam’a gidiyorduk veya Şam’dan Medine-i Münevvere’ye dönüyorduk. Ben kervanın arka tarafındaydım. Bir ara baktım, kervanın ön tarafında insanlar kalabalık olmuş, telaş içinde konuşuyorlar, sağa sola gidip geliyorlar. Yanlarına gittim, “Ne oldu?” dedim. Dediler ki “Bir aslan önümüze çıktı, bize hücum ediyor.”
Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anhum, “Durun siz” dedim, kervanın önüne gittim. Baktım ki aslan kervanın yoluna oturmuş, insanlar o yoldan geçmek isterse saldırıyor. Ben ilerledim, yanına kadar gittim bana saldırmadı. Sanki sahibini görmüş bir kedi veya köpek gibi, sakin durdu. Böylece ben geçip gidince diğer insanlar da arkamdan geçip gittiler. Peygamber Efendimizin hadis-i şerifi geldi aklıma, “Kim Allah'tan korkarsa her şey ondan korkar.” Ben Allah'tan korktuğum için bu hayvan da benden korktu.

Allah'tan korkmak lazım, başka hiçbir şeyden korkmamak lazım… Eğer insan aklıyla düşünürse Allah'tan başka hiçbir şeyi seçmemesi lazım. Çünkü dünya ve ahirette kurtuluşumuz Allah'ın elindedir. O’nun için Allah'ı seçmemiz lazım. Bunu akıl bize mecbur ediyor, düşünmemiz lazım.

Eğer biz akli dengesi bozuk, deli olsaydık, Allah akıl vermediği kişileri sorumlu tutmuyor. Ama akıl verdiği kişileri sorumlu tutuyor. Öyleyse düşünmemiz lazımdır.

Salih Ameli Küçük Görmeyin

Şimdi düşünelim, bugün geçti değil mi? Sabah kalktık, işte akşam oldu; bugün geçti. Bir daha gelecek mi bugün? Gelmeyecek. Ömrümüzden bir gün gitti mi? Gitti. Ömrümüz bir sermayedir.

Misal olarak, diyelim ki elindeki parayı ateşe attın, para yandı. Sen elini o ateşe sokuyorsun, paran senin elini yakıyor. Ömrümüz de böyledir. Onun içinde günah yapmışsak o sermaye bizi yakacak.

Ömrümüzün her günü bir sandık gibi önümüze gelecek ahirette. O sandığı açacağız, onun içinde güzel amel varsa amel-i salih yapmışsak, o sandıktaki nur şarkı ve garbı aydınlatacak. Eğer cehennem ehli o sandıktan çıkan nura bakarlarsa onların azapları hafifleyecek. O nur o kadar güzeldir. Her günün ameli bir sandık olarak önümüze gelecek. Allah’ın dini için bir şey yapmışsak, ameli salih zikir yapmışsak o sandık nurla dolacak. Cehennem ehlinin azabını bile hafifletecek.

Neuzubillah eğer o sandık günahla doluysa pis bir koku, bir zulmet ondan yayılacak. Cennet ehli o sandıktan çıkan zulmete baktıkları zaman cennet nimetlerinden vazgeçecekler. O kadar günlerimiz kıymetlidir. O biten, geçici olan neye yarıyor? Ama amel-i salih Allah’ın yanında kıymetlidir, bakidir.

Allah sana verirse ebedül ebed, baki olarak onunla yaşayacaksın; kötü olursa kötü, iyi olursa da iyi yaşayacaksın. Ben yetmiş yıldan fazladır yaşıyorum vallahi sanki daha dünyaya gelmemişim. “Niye ben aklımı çalıştırmayayım, bu kalan ömrüm de öyledir.

O zaman ben her şeyde Rabbimi seçeceğim, O’nun rızasını kazanmakla uğraşıp bunun için ruhumu, canımı feda edeceğim,” demek lazımdır.

Şeytan, nefis, dünya bizimle oynadığı zaman hemen tevbe etmeliyiz. “Ya Rabbi ben seni istiyorum,” dememiz lazım. Ama bu neyle oluyor? Amel-i salihle. Ne kadar yaparsak hem dünya, hem şeytan, hem nefs, hepsi esir olacaklar inşallah.

Her ne yapıyorsak Allah rızası için yapalım, niyetimiz hep Allah rızası olsun. Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazanmayı, amel-i salih yapmayı tehir etmemek gerekiyor. Amel i salih Allah'ın rızasına kavuşturuyor, Allah'a yakın ediyor. Hiçbir zaman amel-i salihi ufak görmeyelim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Adamın biri yolda yürürken, yol üstünde gördüğü bir diken dalını kaldırıp bir kenara attığı için, Allah onu mükâfatlandırdı ve onu bağışladı.”(Buharî, Ezan, 32).

Hz. Peygamber aleyhisselam, bu adamı bu amelinden dolayı cennette dolaşırken gördüğünü söylemiştir. Sanki önemli bir şey değil gibi görünüyor, bizim için çok ufak değersiz bir şey gibi. Allah rızası için yapılan her şey onun katında çok makbul oluyor.

Elimizden geldiği kadar hep Allah için amel yapalım. Dünyada amel-i salih için ne kadar eziyet görürsek de, yine de sonunun bizim için menfaatli olduğunu bilelim.

Cüneyd-i Bağdadî gözünden hastalandı. Hekim ona dedi ki, “Eğer gözüne su değerse kör olursun, su kullanmayacaksın.” Hekim gidince o kalktı güzelce abdestini aldı, namazını kıldı. Sonra hekim tekrar ziyaretine geldi, “Ne yaptın?” diye sordu. Dedi “Abdest aldım,”

Bir hitab geldi Cüneyd-i Bağdadî’ye, “Sen gözünü benim rızam için feda ettin. Bu kasıtla, niyetle, ‘Ya Rabbi! Ben gözümü sana feda ediyorum, sen tüm dünyanın günahını affet!’ diye dua etsen, Ben kabul ederim.”

Bak Allah ne kadar cömerttir. Allah kendisi için bir şey yapıldığı zaman ne kadar çok seviyor. Mesela virde oturduğumuz zaman, nefsimiz istemiyor ama sırf Allah'ın rızası için oturalım, o zaman Allah bize kuvvet de verecek.

Allah-u Zülcelâl’in kudret ve azametini bilmemiz ve ona karşı ne kadar zayıf ve aciz olduğumuzu idrak etmemiz lazım. Böyle bilirsek kolay kolay günah yapmayız. Ama sanki iman etmiyor muşsun gibi, Allah'ın kudret ve azametini bilmiyorsun gibi, böyle olduğu zaman günahtan da daha tehlikelidir.

Eğer günahı, inanmayıp yapıyorsak küfürdür, inanıp yapıyorsak o da akılsızlıktır, çocuk gibi.

“Yalnız Allah'ı İstiyorum”

Bir kişi, bir Allah dostunun yanına gelmiş “Bana dünyalık bir şeyler ver,” demiş. “Tamam” demiş, vermiş. Sonra bu defalarca tekrar etmiş, adam hep bir şeyler istemek için gelmiş.

“Tamam, sen ne kadar istiyorsan vereceğim yalnız ben de senden bir şey istiyorum. Bir miktar benim sana dediğim gibi ibadet yapacaksın, sonra benden ne istiyorsan ben sana vereceğim. Yalnız Allah için yapacaksın, benim için değil, o para için de değil.

Allah rızası için söylediğim zamana kadar ibadet yapacaksın. Namaz, oruç, taat, zikir, Allah'ın razı olacağı şekilde yapacaksın, ondan sonra bana gel.”

Adam dediği gibi kendini Allah'a ibadete vermiş. Zamanı bitince gelmiş Allah dostunun yanına. O evliya demiş ki, “Git falan kuyudan bana bir kova su getir,”

Adam dediği kuyuya gitmiş, kovayı daldırmış çıkarmış ki, kova altınla dolu. Getirmiş Evliyanın yanına. “İşte ne kadar istersen sana vereyim dedim ya, al” deyince, adam demiş “Şimdi benim bir kılım dahi dünyayı istemiyor. Hep Allah-u Zülcelâl’i ve onun ibadetini istiyor.”

O evliya demiş ki, “Ben sana bunun için bu tavsiyede bulundum. Her gün gelip dünyalık istemektense tedavi olmanı istedim, Allah-u Zülcelâl’in ibadetiyle ona yaklaşmanı istedim.”

Nefisle ne kadar mücadele edersek, bu şekilde Allah kuvvet verecek, her şey kolay olacak, yeter ki Allah-u Zülcelâl’in rızası için bir şeyler yapalım. O zaman Allah sevgisi kalbimize yerleşecek.

O zaman dünya sevgisi kalbe girmez dünya hep önünde durur ama kalbe girmez. İnsan devamlı dünya ile meşgul olursa ne kadar ibadet yaparsa yapsın beceremiyor, daima dünyanın üzerine gidiyor. Ondan sonra günaha giriyor bunalıma giriyor dünya sevgisinin kalbe yerleşmemesi lazımdır.

Allah rızası için bir şey yaparsak Allah da bize yardımcı olacak. Allah ile Allah’a gidelim. Nefsimizle Allah'a gidemiyoruz bu mümkün değil, nefis zayıf yaratılmış, yaramazdır. Allah ile Allah’a gidelim o zaman işimiz kolay olacaktır.

Bazı dualar var size bazen söylüyorum bakıyorum ezberlememişler, bu dualardan yardım alalım. Allah'ın yardımı hazine gibidir, bir kulun yapacağı yardıma benzemez. Senin gözlerine, ellerine, ayaklarına yardımcı oluyor, senin ruhuna, kalbine, her şeyine Allah yardımcı oluyor.

Kalkıyorsun gece namazını kılıyorsun, zikrini yapıyorsun, oturuyorsun, kalkıyorsun, bunlar da Allah'ın yardımıyladır. Allah-u Zülcelâl hepimize razı olacağı amel nasip etsin.


Sayı : 42
Büyük Kapak