“Allah-u Zülcelâl Kadın Kullarına Çok Merhamet Etmiştir.” I

Sayı : 56 / Ekim 2016, Konu Başlığı : Röportaj

Seydam, evvela size hanım kardeşlerimizin selamlarını bildirmek istiyoruz. Hepsi, Allah-u Zülcelâl’in size uzun ömür ve hizmetlerinize kuvvet vermesi ve bizlere nasip ettiği bu yoldan son nefesimize kadar ayırmaması için dua ediyorlar. Seydam, hanımlar Allah-u Zülcelâl’in kulu olmak bakımından aynı şekilde ibadetlerden sorumlu oldukları için, bilmeleri gereken hususlar vardır. Kendilerine düşen dini mesuliyetler noktasında hanım kardeşlerimize ne söylemek istersiniz?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri:
Bismillahirrahmanirrahim. Ve aleykum selam. Allah hepsinden razı olsun.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede buyuruyor ki:

“Erkek ve kadın, mü’min olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfâtlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeliyle veririz." (Nahl, 97)

Bu ayet-i kerimeden de anlıyoruz ki, kadınlar da erkekler gibi, Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerine uymakla, amel-i salih işlemekle, Allah'ın rızasına kavuşacaklar, cennet-i âlâya girecekler ve orada hiç bitmeyecek, ebedül ebed, güzel bir hayat yaşayacaklardır.

Allah-u Zülcelâl kadın kullarına çok merhamet etmiştir. Cahiliyye devrinde kadınların durumu çok kötüydü. İnsanlar kız evlatlarını diri diri toprağa gömüp öldürüyorlardı. Allah-u Zülcelal Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gönderdiği kitaplar ile kadınların haklarını vermiştir.

Kur’an-ı Kerim’de “Nisa” (Kadınlar) isimli uzun bir sure vardır. Allah-u Zülcelâl muhtereme Hz. Meryem annemizin isminden de Kuran-ı Kerimde bahsetmiştir, onu öven ayetler nazil etmiştir. Bundan başka, Nur, Ahzab, Mümtehine, Tahrim ve Talak surelerinde de kadınlarla ilgili, çeşitli konulardan bahsedilir. Çeşitli ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde kadınların haklarından ve vazifelerinden bahsedilmiştir.

Kadın olsun erkek olsun, her mümin kişi, Allah-u Zülcelâl’in kulluğunu, gayretle, ihlasla ve samimiyetle yaptığı zaman mükafatına kavuşacaktır. Nitekim, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e en ilk iman eden kişi bir kadındı. Hz. Hatice annemiz, malını mülkünü Allah yolunda harcamıştı.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Allah-u Teala bana Hatice’den daha hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdik etmiş; insanlar benden kaçarken o beni malı ile desteklemiştir. Ve Allah-u Teala bana ondan çocuk ihsan etmiştir.” (İbn Hacer)

Demek ki, kadın olsun erkek olsun her insan bu dünyada bir imtihan gayesi ile bulunmaktadır. Allah-u Zülcelâl insanı başıboş bırakıvermek için değil, bir takım emanet ve yükümlülüklerle sorumlu tutup güzelce emanete riayet edenlere mükafatını vermek için yaratmıştır.

Her zaman söylüyorum, dünya insanlar için, ahiret maişetini kazanma yeridir. Ömür çok kıymetli bir sermayedir. Bu sermayeyi daima Allah-u Zülcelâl’in razı olacağı ameller için harcarsak o zaman ahirette felaha kavuşacağız.
Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat; 56)

Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığına göre Allah-u Zülcelal insanı asıl ibadet etmesi için yaratmıştır. Bu dünyada bazı ihtiyaçlar için çalışmak, ev işleri yapmak mecburiyeti de vardır ama onlar asıl gaye değildir. Bu sebeple mümin hanımların, dünya işlerini bitirdikleri zaman vakitlerini Allah'ın razı olacağı, ilim öğrenmek, ibadet etmek, Allah-u Zülcelâl’in dinine hizmet etmek gibi salih ameller için kullanmaları lazımdır.

Kadın da erkek gibi, kendisine verilen imkanlarla iyilik veya kötülük yapabilme kudretine sahiptir. Allah-u Zülcelal herkese bu dünyada gücü yettiği kadar vazife yüklemiştir. Kadınlara geçim yükü gibi ağır vazifeler yüklenmemiştir ki, evinde huzur içinde otursun, evlatlarını yetiştirsin ve asıl yaratılış gayesiyle yani ibadetle meşgul olsun.

Enes bin Malik radıyallahuanh’tan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Bir kadın, beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, kocasına itaat eder ve iffetini korursa cennete girer.” (Ahmed bin Hanbel)

Seydam, malum olduğu gibi zamanımızda dünya nimetlerine ve ziynetlerine düşkünlük çoğu insanlara Allah'ı ve ahiret hazırlığını unutturuyor. Bilhassa hanım kardeşlerimiz, ev işlerini yaparken, yemek hazırlarken, çoluk çocuğun ihtiyacı için alışveriş yaparken dünyaya meyletme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar. Çarşılarda çok dolaşınca ihtiyaç ile sınırlı kalmayıp fazlasına özeniyorlar. Bu hareketin bir sofi hanımın kalbî durumuna tesiri ne şekilde olur? Tasavvuf yoluna girmiş bir hanımın dünyaya karşı tavrı nasıl olmalı? Bu hususta hanımlara ne tavsiye edersiniz?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri:
Bu ahirzamanda Allah-u Zülcelal’in nimetleri çoğalmış, bu nimetlere şükretmek yerine insanoğlu maalesef kulluk yapmaktan uzaklaşmıştır. Sokaklar ve çarşılar, sanki günah denizi gibi olduğu için çok dikkatli olmak lazımdır.

Bir insan denize düştüğü halde “Ben ıslanmadım” diyebilir mi? Her kim olursa olsun sabahtan akşama kadar, bu günah denizinin içine girmişse ıslanacaktır, kirlenecektir. O halde daima tevbe halinde olmalı, özellikle hanım kardeşlerimiz ellerinden geldiği kadar çarşılardan, gezmelerden, dünyaya meyletmekten uzak durmalıdır.

Hanım sofilerimize tavsiyem şudur ki, evlerinden ihtiyaç kadar çıksınlar, boşu boşuna gezmek için dolaşmasınlar. Dışarıya çıkma ihtiyacı olduğunda da ağırbaşlı ve ciddi olsunlar, hayâ ve edeblerini hiçbir zaman kaybetmesinler. Mümin bir hanım, evinde istediği gibi rahat olabilir ama dışarıya çıkınca yürümesinde, konuşmasında, bakışlarında ve bütün davranışlarında çok ciddi olmalıdır. Yürürken dahi dikkat çekici şekilde yürümemelidir. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"Kadınlar ziynetlerinin bilinmemesi ve erkeklerin dikkatlerini üzerlerine çekmemeleri için ayaklarını yere sert vurarak çalımlı ve hareketli yürümesinler." (Nur; 31)

Bununla beraber hanım kardeşlerimiz dünya ziynetlerine düşkün ve esir olmamalıdır. Çünkü Allah-u Zülcelal’in yanında dünyanın hiçbir değeri yoktur. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Elbette Allah’tan korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır.”(En’am; 32)

Dünya malının sevgisi, bütün günahların başıdır. Onun için Şeyh Abdulkadir Geylani şöyle demiştir:

“Dünya kalpte değil, elde olmalı.”

İnsan, dünya ve dünyanın muhabbetini kalbine koymadığı müddetçe, dünya malı insana bir zarar veremez. Onun için akıllı olan kimse, ahirete meraklı olup, daima ahireti için çalışmalı, adi olan bu fani dünyanın muhabbetini kalbinden söküp atmalıdır.

Netice olarak insan, dünyada kendisini geçici olarak görüp, ebedi olarak kalacağı ahiret hayatı için çalışmalıdır. Bu dünyada bir takım zahmet ve meşakkatlere katlanıp, ahiretteki rahatlık ve bol nimetleri kazanabilmek için gayret göstermelidir. İnsana yarayacak olan budur.

Unutulmamalıdır ki:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar sadece dünya hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise, Allah’ın katındadır.

De ki: “Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’tan korkanlar için Rabbleri katında, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kullarını çok iyi görür.”(Al-i İmran; 14-15)

Bu ayet-i kerime akıl sahibi her insana yetiyor.

Seydam, hanımların ailedeki vazifeleri nelerdir? Bir hanımın kocasına karşı hal ve davranışları nasıl olmalıdır? Kocasının rızasını kazanmanın bir hanımın manevi hayatındaki ehemmiyeti nedir?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri:
Hiç şüphe yok ki Allah-u Zülcelâl masiyet yani günah olan şeyler dışında, kocası hakkı olan her neyi emrederse hanımının ona itaat etmesini farz kılmıştır. Allah-u Zülcelâl mümin hanımlara kocasına itaatinden dolayı da büyük sevap verileceği vaad edilmiştir. Bu konuyla ilgili birçok hadis-i şerif vardır.

Allah-u Zülcelâl Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

“Erkekler, kadın üzerine idareci ve hâkimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkâr olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır.” (Nisa; 34)

Bakın, ayet-i kerimede iyi kadınlar, kocasına itaat edenlerdir, buyruluyor. Demek ki kadının iyi olması için kocasına itaat etmesi gerekiyor. Kocasına itaat eden kadın hakkında Peygamber aleyhisselam bir hadis-i şerifinde: "O kadın cennetin kapılarından hangisinden dilerse girsin" buyurmaktadır.

Ancak şu gerçeği de unutmamamız gerekir ki; kadının kocasına olan itaati sınırlıdır. Kadının kocasına meşru olan isteklerine itaat etmek zorundadır. Yoksa meşru olmayan, dinen yasak ve günah olan işlerde kocasının isteğine uymak zorunda değildir. Çünkü Allah’a isyan olan yerde kula itaat edilmez. Bir kadın meşru konularda kocasına itaat ederse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu müjdesine nail olur:

"Hangi kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse, o kadın cennete girer." (Tirmizi, İbni Mace)

Kocasının rızasını kazanmak kadınlar için cennete girmenin anahtarıdır. Mümin bir kadın, kocasının olmadığı yerlerde dahi onun razı olmayacağı bir şey yapmaz. Kendisini, malını, mülkünü, şeref ve haysiyetini korur. Bunları yapmakla kadın en büyük dini görevini yerine getirmiş olur

Zevcelik vazifeleri noktasında kadının kocasına mutlaka itaat etmesi lazımdır. Böyle davrandığı zaman ailede huzur olur, erkek karısını sever ve saadeti kendi yuvasında arar. Kadın kocasına karşı vazifesini tam ve gönüllüce yaptığı vakit erkekler harama bakmaktan daha kolay sakınırlar. Böylece iki dünyaları da cennet olur, inşaallah.

Seydam, zamanımızda evliliklerde çok anlaşmazlık ve çekişmeler oluyor. Bir evlilikte karı kocanın birbirine karşı merhameti ve affediciliği nasıl olmalıdır?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri:
Evliliklerde anlaşmazlık ve çekişmelerin sebebi eşlerin birbirine kötü ahlakla davranmasıdır. Halbuki kötü ahlak cehenneme girmeye sebep olan günahların başında gelir. Güzel ahlak ise sahibini cennete götürür.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Mü’min, güzel ahlakı sebebiyle; gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadet için ayakta bulunan kimsenin derecesine ulaşır.” (Ebu Davud)

Aile bireylerinin birbirlerine karşı güzel ahlakla ve yumuşak davranması, ailede huzur için çok mühimdir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse yumuşak huylu olmaktan mahrum ise, hayrın tamamından mahrumdur.” (Müslim)

“Yumuşak huylu olunuz. Çünkü Allah-u Teâlâ bir aileye hayır dilediği zaman onlara birbirlerine karşı halim davranmayı ihsan eder.” (Ahmed bin Hanbel)

Buradan anlaşıldığına göre, Allah-u Teâlâ herhangi bir kimseye hayır dilerse, ona yumuşak huy, güzel ahlak ve Salih amel işlemeyi nasip ediyor. Bir kimseye de şer dilerse, ona da katı davranma, kötü ahlak ve kötü amel işlemeyi nasip ediyor.

Buna göre, insan kendisine bakıp durumunu anlayabilir. Eğer karı koca birbirlerine karşı halim ve yumuşak davranıyorsa, demek ki Allah-u Zülcelâl onlara hayır kapılarını açmıştır. Şayet birbirlerine sert ve katı kalpli davranıyorlarsa, Allah-u Zülcelâl onlara şer kapılarını açmış demektir. Bundan Allah-u Zülcelal’e sığınırız.

....


Sayı : 56
Büyük Kapak