"Allah-u Zulcelâl Kadın Kullarına Çok Merhamet Etmiştir." II

Sayı : 56 / Ekim 2016, Konu Başlığı : Röportaj

...
Seydam zamanımızda evliliklerin gecikmesi sebebiyle çok fitneler zuhur ediyor. Bazı aileler maddiyatçı düşüncelerle kızlarını dindar taliplerine vermiyorlar. Bu hususta dinimizin emirlerini anlatır mısınız?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri:
Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"İçinizden bekârları (kadın ve erkekleri) evlendirin." (Nur; 32)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'de hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Evlenen, dininin yarısını muhafaza altına almıştır. Diğer yarısında da Allah'tan korksun." (Taberani)

Evlilik insanı haram yollardan muhafaza ettiği için, bekar gençlerin evlenmesine yardım etmek lazımdır. Dünya süsleri için bu helal yolu zorlaştırmak büyük bir vebaldir.

Allah-u Zülcelal evlenecek kişilere, eşlerini seçerken, dindar ve güzel ahlaklı olanı seçmeyi emretmiştir. Böyle yapılırsa yuvanın huzuru için daha güzel olacaktır. Bilhassa evlenme çağına gelmiş kızı olan anne ve babalar, onu evlendireceği erkeğin salih müslüman olmasına, Ehl-i sünnet itikadında olmasına, namaz kılmasına, içki içmemesine yani İslamiyet’e uymasına ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olmasına dikkat etmelidir. Kızını bu vasıfta olan ile evlendirmeyen, evladını felakete sürüklemiş, cehenneme atmış olur.

Bir adam Hasen-i Basrî Hazretleri‘ne: “Birkaç kişi kızımı istedi, onu hangisiyle evlendireyim?” diye sorduğunda, o:

“Onu Allah‘tan korkan takva biriyle evlendir. Eğer onu severse kendisine ikram eder, sevmese de zulmetmez.” diye cevap vermiştir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kızını evlendirmek, onu elden çıkarmak demektir. O halde kızınızı evlendirirken nereye verdiğinize dikkat ediniz!” (Beyhaki)

Anne ve babalar, talip olan gençte bu vasıflar var ise, gençlerin evlenmesine mâni olmamalıdır. Evlenilecek erkek takva ve güzel ahlak sahibi ise maddi sebeplere takılmamak ve evlenmelerini geciktirmemek gerekir. Allah-u Zülcelal herkesin rızkını verir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

" Üç şeyde acele ediniz. Vakti giren namazı kılmak için, cenazeyi defnetmek için ve evlenme çağına gelen çocukları evlendirmek için.” (Tirmizi)

Seydam, zamanımızda boşanmalar çok arttı. İslam'a göre boşanmanın insanın manevi hayatına tesiri nasıldır? Buna karşı nasıl tedbirler almak gerekir?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri:
Boşanma, evlilik hayatının devamına imkân kalmadığı zaman başvurulacak son çaredir. Allah-u Zülcelal şiddetli geçimsizlik yüzünden başka bir felaket yaşanmaması için bir çıkış yolu olarak boşanmayı meşrû kılınmıştır. Ancak boşanmanın sonucunda bilhassa kadın ve çocuklar için birçok tehlike ve sıkıntılar vardır. Bu sebeple haklı bir sebep olmadıkça boşanmayı düşünmemek gerekir. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Kadınlar size itâat ederlerse, (boşanmak için bahane bulup) aleyhlerinde bir yol aramayın!" (Nisa; 34)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem boşamanın sevimsiz bir şey olduğu konusunda şöyle buyurmuştur: “Allah katında helallerin en sevimsizi boşamadır.” (Ebu Davud, İbnMace)

Haklı bir sebep olmadığı halde kadının, kocasından kendisini boşamasını istemesi de dinimizde hoş görülmemiştir. Kocalarından bu istekte bulunan kadınlar hakkında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şiddetli cezalar bulunduğunu beyân etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Hiçbir gerekçe yokken kocasından kendisini boşamasını isteyen herhangi bir kadına cennetin kokusu haramdır.” (Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce)

Nikâh akdi ile izdivaç kurmuş olan müslüman kadın ve erkek bir vücut gibidirler. Birbirlerine karşı riayet etmeleri gereken hakları ve edepleri vardır. Bunları layık olduğu şekilde yerine getirmeye çalışmak hem emr-i ilahi hem de Hz. peygamber sallallahu aleyhi vesellemin sünnetidir. Her mü’min, aile hukukuna çok riayetkâr olması lazımdır.

Evliliklerin ömür boyu devam etmesinin en büyük çaresi İslam ahlakıyla davranmaktır. Hataları büyütmemek ve affetmek, tatlı dille nasihat etmek inanan insanların dikkat edeceği hususlardandır. Her insan hata yapabilir. Diyelim ki basit bir hatadan dolayı ayrılık meydana geldi, yeni evleneceği insan hatasız mı olacak? Dediğim gibi aile huzurunun tek çaresi eşlerin birbirlerine karşı İslam ahlakıyla davranmasıdır.

Dinimiz boşanmayı, yapılması istenmeyen bir helâl olarak görmektedir. Zamanımızda maalesef çok basit sebeplerle boşanmalar çoğalmış, nice yuvalar yıkılmıştır. Bu boşanmaların başlıca sebeplerinden bir tanesi dinimizin emrettiği şekilde yaşamamak ve eşlerin birbirine kötü ahlakla davranmasıdır. Halbuki eşler birbirlerinin hatasını aramak yerine kendi hatalarıyla meşgul olsalar, Allah-u Zülcelal’in emrettiği şekilde yaşasalar dünyaları da ahiretleri de cennet olur.

Elbette ki ailede karı kocadan biri, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediğinde, diğeri şikâyet edecektir ve sonuçta evde huzursuzluk çıkacaktır. Şikâyet etmese bile mutsuzluğunu içine atacak ve evliliği hakkında ümidini kaybedecektir. Bu sebeple evlilikte herkesin vazifesini bilip yerine getirmesi lazımdır.

İslami Hayat: Seydam, zamanımızda bazı hanımlar çocuk dünyaya getirmeyi yük gibi görüyorlar. Evlat yetiştirmenin fazileti ve sevabı nedir? Bir de saliha bir annenin çocuk yetiştirirken dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri: Kadınlara verilen meziyetlerinin en başında anne olma şerefi gelir. Allah-u Zülcelal annelik sıfatıyla kadına en yüksek ve pek muhterem bir mevkî vermiştir.

Allah-u Zülcelal Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

“Biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı.” (Lokman; 14)

“ Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik.” (Ahkaf; 15)

Muaviye İbnHayde el-Kuşeyrî radıyallahu anh şöyle naklediyor:

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e: "Ey Allah'ın Resûlü, kime iyilik yapayım?” diye sordum. Bana: "Annene" diye cevap verdi. "Sonra kime?" diye tekrar ettim. "Annene" dedi. "Sonra kime?" dedim. "Annene" dedi. "Sonra kime?" dedim, bu dördüncüde "Babana, sonra da tedrici yakınlarına" diye cevap verdi." (Ebu Dâvud, Tirmizî)

Bu hadis-i şerif, annenin evlat üzerinde, babadan daha çok hakkı bulunduğunu açıkça ifade etmektedir. Annelik böyle kıymetliyken, çocuk doğurmayı bir yük gibi görmek, İslam ahlakına terstir.

Çocuk yetiştirmek bir Müslümanın hayatındaki en mühim kulluk vazifelerinden birisidir. Bir gün bu dünyadan göçüp giderken arkamızda, Allah’ın dinine hizmet edecek bir nesil bırakmamız gerekir. Gücümüz yettiği ölçüde bu vazifeyi yerine getirmeye çalışmalıyız.

Kur’an-ı Kerim’e baktığımız zaman, peygamberlerin hayırlı evlat bahşetmesi için Allah-u Zülcelal’e dua ettiklerini görürüz. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Aleyhimüsselam’ın duaları şöyledir:

“ Ey Rabbimiz! İkimizi de sana teslimiyette sabit kıl, soyumuzdan da Müslüman bir ümmet yetiştir.” (Bakara; 128)

Bilindiği gibi çocuklar, anne ve babanın yanında Allah-u Zülcelal'in bir emanetidir. Çocukların terbiye edilmesi, üzerinde önemle durulması gereken bir iştir.

Kendisine eğer iyilik öğretilir ve iyi işler yaptırılırsa çocuk iyi bir insan olarak yetişir, dünya ve ahirette saadete kavuşur, onun yetişmesinde emekleri olan anne, baba ve diğer öğretenlerde sevap da ortak olurlar. Çocuk kötü işlere yöneltilir, terbiyesine bakılmaz ise işi azıtır ve helak olur. Onun bu kötülüğünde ise, velileri ve diğer sebep olan kişilerde ortaktırlar.

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu cehennem ateşinden koruyunuz." (Tahrim; 6)

Çocuğa verilebilecek en güzel terbiye; ona ahlaki faziletleri öğretmek, kötü arkadaşlardan korumak devamlı surette zevk-ü sefanın içinde bırakmamaktır.

Çocuk iyiyi kötüden ayırt edebilecek seviyeye geldiği zaman ki, bu ekseriyatla 6-7 yaşlar arasıdır. Onun kontrolüne ihtimam gösterilmelidir.

Çocukta ilk meydana gelen hal yemek hırsıdır. Bu hususta terbiye edilmeli, örneğin; sağ eliyle yemeye alıştırılmalıdır. Yemeğe başlarken besmele ile başlaması öğretilmeli ve önünden yemesi telkin edilmelidir.

Çocukları bütün bu kötü huylardan ancak iyi terbiye sayesinde korumak mümkündür. Daha sonra çocuğa Kur'an öğretilmeli ve geçmiş menkıbeler anlatılmalıdır. Bu sayede çocuğun içinde iyi insanlara karşı sevgi ve muhabbet tohumu ekilmiş olur.

Çocuğun ne zaman güzel ahlak ile alakalı bir hareketi görülürse takdir edilmeli, onun sevineceği şekilde mükâfatlandırılmalıdır. Aynı zamanda bu hareketlerinden dolayı zaman zaman başka insanların yanında da övülmelidir. Çünkü bunlar çocuğu iyiliğe teşvik eder.

Bazen çocuğun hatalı bir hareketi görülürse bu hususta da görmezlikten gelmeli gizli kusurlarını araştırıp teşhir etmemelidir. Şayet bu hatalı hareketini tekrar ederse gizlice uyarılmalı, bunun zararları kendisine anlatılmalıdır.

Sonuç olarak; çocukları aşırı derecede para sevgisinden uzaklaştırmalı ve bu sevginin yırtıcı ve zehirleyici hayvanlar kadar tehlikeli olduğu hatırlatılmalıdır.

Çocuğa büyüklerine hürmet ve onlara karşı daima edebli olmak gerektiği de öğretilmelidir.

Seydam, tesettür hususunda bir Müslüman hanımın dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir? Tasavvuf yolundaki bir hanımın manevi hayatı için edebin ve hayânın önemi nedir?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri:
Tesettür, yani Allah'ın emrettiği gibi örtünmek de Allah-u Zülcelal’in emirleri arasında bulunduğundan, tıpkı namaz gibi oruç gibi bir ibadettir.

Allah-u Zülcelal mümin hanımlara örtünmeyi emretmek suretiyle onları çıplaklığın çirkinliğinden kurtarmıştır. Çıplaklığın çirkin bir şey olduğu ve örtünmenin gerekli olduğu şu ayet-i kerime ile sabittir: “Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de (şaşırtıp) aldatmasın.” (A’râf; 27)

Şeytan, Âdem aleyhisselam ve Havva annemizi aldatıp onların cennetten çıkarılmalarına sebep oldu. Zira yasak meyveden yediklerinde, avret mahalleri ortaya çıktı ve utandılar. Demek ki insanın vicdanında haya duygusu vardır.

İnsan yalnızken bile, avret mahallini belli edecek kadar dar veya şeffaf giyeceklerden kaçınmalıdır. Zira Allah-u Zülcelal, utanılmaya en layık olandır. Ayrıca görevli meleklerin de sürekli bizimle beraber olduğu hatırdan çıkarılmalıdır.

Bütün bunları yapmakla da müslümanın amacı, Allah-u Zülcelal’in rızasını kazanmaktır. Allah-u Zülcelal, ayet-i kerimede, kadınların tesettürünü şöyle izah etmiştir:

“Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Ziynet yerlerini kendi kocalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, kadına ihtiyacı kalmamış cinsî güçten düşmüş erkek hizmetkârlardan veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olursunuz.” (Nur; 31)

Said bin Cübeyr, ayet-i kerimedeki “humur” (hımar) kelimesinin, “kadının boyun ve göğsünü birlikte örtüp bunlardan bir şey göstermeyecek bir örtü” manasına geldiğini söylemiştir ki bugün buna “başörtüsü” deniliyor.

Başka bir ayet-i kerimede ise kadının normal ev içi elbisesinden başka, dışarıya çıktığında örtünmesi gereken bir elbiseden daha bahsedilir: “Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerinden (cilbablarından) üzerlerini sıkıca örtsünler! Bu, onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah, çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.” (Ahzab; 59)

Ayet-i kerimede geçen “cilbab” (celabib) kelimesini fıkıh âlimleri “Kadını baştan ayağa örten elbise ve bunun gibi şeyler” şeklinde tarif etmişlerdir. Bugün maalesef, bazı müslümanlar, bu emirlerden haberdar değil gibi davranıyorlar. Bazı kadınlar, ev kıyafetiyle, namahrem erkeklerin yanına veya çarşıya pazara çıkabilmektedirler. Bu şekilde “yarım örtünmek”, çok yanlış bir şeydir. Allah-u Zülcelal’in emrini, kulak ardına atmak demektir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, tesettür konusunda ayetleri tefsir etmiş veya emir ve tavsiyelerde bulunmuştur.

Hz. Âişe radıyallahu anhadan gelen rivayette, bir gün, Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhunun kızı Esma, ince bir elbise ile Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna gelmişti. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Şüphesiz, kadın, erginlik çağına ulaşınca onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Bunu söylerken, yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti. (Ebu Davud)

Hz. Âişe radıyallahu anhâ, başörtüsü emrinin ilk defa uygulanmasını anlatırken şöyle demektedir: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin, onlar; ‘Baş örtülerini yakalarının üstüne taksınlar...’ (Nur; 31) ayeti inince etekliklerini kesip bunlardan başörtüsü yaptılar.”

Şafii ve Hanbeli mezhebine göre, kadının yabancı erkeklere karşı avreti, el ve yüz dahil bütün vücududur.

Hanefi ve Maliki mezhebine göre, el ve yüz müstesna bütün vücut avrettir. Fitne korkusu varsa bütün vücudu avrettir. Avret olan yerlere bakmak haram olduğu gibi dokunmak da haramdır.

Zamanımızda fitne çok olduğu için, kadınların yabancı erkeklere karşı el ve yüz dahil bütün vücudu avrettir.

İslami Hayat: Seydam, hanımlarımızın çoğu için en büyük tehlike olan dili muhafaza konusunu anlatır mısınız? Dil ile işlenen gıybet ve nemime gibi günahlardan uzak kalmak için insanlarla münasebetlerin nasıl olması gerekir?

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri: Bütün azaları olduğu gibi dili de hayır ve şer olmak üzere iki yönde kullanmak mümkündür. Eğer hayır olan yönde kullanılırsa azalar cennet yolunun üzerinde yürümek isteyenlere bir rehber gibi yol gösterir. Şer olan yönde kullanılırsa ise, cehenneme doğru götürür.

Onun için dili gıybet, yalan, laf taşıma, övünme, başkalarını kötüleme gibi çirkin sıfatlardan muhafaza edip; daima doğru konuşmak, Allah-u Zülcelâl’in zikrini yapmak, ilim okumak, insanları doğru yola çağırmak gibi cennet yolunun üzerinde rehber olacak hayırlı işlerle meşgul etmek lazımdır.

İnsan şayet bunları yapamıyorsa, onun için en hayırlı şey susmaktır. Çünkü bu durumda konuştuğu her söz, cennet yolunun üzerinde önüne bir engel olarak çıkar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
“Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhari)

Dil, görünüş itibarı ile küçüktür ama zararı büyüktür. Hakikaten de insan dili sayesinde hem mü’min olur, hem de neuzubillah küfre düşebilir.

Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle demiştir:

“Bir gün Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh'ı gördüm. Eliyle dilini sıkıca tutmuş kıvırıyordu. Ona dedim ki:

“Ya Ebu Bekir! Ne yapıyorsun?” bana şöyle cevap verdi:

“Bu beni çok zor ve tehlikeli işlere sokmuş!”

İşte onlar dilleriyle işledikleri amellerden böyle korkuyorlardı.

Allah-u Zülcelal dili konuşmak ve daima hakkı söylemek için yaratmıştır. Dil, bu işlerin dışında kullandığı takdirde insan için çok tehlikeli olur. Onun için Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle buyurmuştur:

“Hayır için konuşmanın dışında dilini tut. Çünkü şeytanı (ancak) bununla yenebilirsin.” (Buhari)

Allah-u Zülcelal dili serbest olarak yaratmıştır. Dilin iyi veya kötü kullanılması, insanın kendi elindedir. Hayırlı işlerde kullanılırsa, iyi olur. Kötü işlerde kullanılırsa hem dünyada, hem de ahirette insanın başına bela olacaktır. Bu yüzden denilmiştir ki:

“Dilden daha fazla hapsedilmeye layık olan başka bir şey yoktur.”

Şunu unutmamak lazımdır ki, her kim dilini tutar, onu muhafaza ederse, Allah-u Zülcelâl de onun gizli olan hallerini örter. Onun için insan dilini daima kontrol altında tutmak zorundadır. Hz. Ali radıyallahu anh şöyle demiştir:

“Söz ağızdan çıkana kadar sahibinin esiridir; ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esiri olur.”

İnsan dilinden çıkan bir söz yüzünden Allah-u Zülcelal katında öyle mağdub olur yani gazaba uğrar ki, bütün vücudu ateşe düşer. Bu yüzden denilmiştir ki:

“Her sabah, bütün azalar dile şöyle hitap ederler: Ey dil; Allah-u Zülcelâl'den kork ve O'nun Resulünden utan. Önüne her geleni söyleyip de bizi mihnet, meşakkat ve azaba atma. Daima Allah-u Zülcelal'e ve onun kullarına karşı doğru ol. Sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer doğru olmazsan, sen de bizimle beraber ateşte yanarsın.”

Demek ki dil insan için hem cennet kapısı, hem de cehennem kapısıdır. Söylediğimiz her söz kıyamet gününde harf harf önümüze konulacaktır. Çünkü Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Oysa yaptıklarınızı bilen, şerefli katipler, sizi gözetlemektedirler.” (Infitar; 10-12)

Onun için kıyamet gününde amel defterimizde pişman olacağımız şeyler görmek istemiyorsak, dilimizi iyi muhafaza etmemiz lazımdır.

Yoksa ne dünyamıza, ne de ahiretimize yaramayacak olan sözlerle doldurduğumuz amel defterimiz kıyamet gününde elimize verildiği zaman ne yaparız?

Onun için henüz fırsatımız varken dilimizi hayra, Allah-u Zülcelal'in zikrine, O'nun emir ve nehiylerini anlatmaya alıştıralım. Ancak bizim için kurtuluş budur.


Sayı : 56
Büyük Kapak