“Allah’ım, Borçtan Sana Sığınırım”

Sayı : 47 / Ocak 2016, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir gün duasında, “Allahım! Küfürden ve borçtan sana sığınırım.” Şeklinde istiazede bulundu. Bunu duyan sahabeler şaşırdılar. İçlerinde biri dayanamayıp; “Ya Rasulallah (görüyoruz ki) kâfirlikle borçluluğu (bir arada zikretmekle, tehlikesine dikkat çekmek bakımından) denk kılıyorsunuz!” diyerek, Peygamberimizin maksadını doğru anlayıp anlamadığını kontrol etmek istedi. Peygamberimiz de: “Evet” buyurarak borçtan da şiddetle sakınılması gerektiğini tekit etti. (Nesâî, 8; 264)

Borç, bir kişinin, sonra ödemek üzere başkasından ödünç olarak mal veya para almasıdır. Borç almak bazı şartlar dâhilinde helal kılınmıştır. Borçlu ödünç aldığı parayı, eksiksiz veya fazlasız (faizsiz) olarak, alacaklısını mağdur etmeden, vaad ettiği zamanda öderse borçlanmak helaldir.

Ancak günümüzde bu helalden istifade ederken şüpheli durumlara düşme ihtimali yüksektir. Çünkü günümüzde kullanılan banknotların değeri değişmekte, çoğu zaman düşmektedir. Altın ise bazen çok yükselmekte, bazen durağan seyretmektedir. Bir kişi borcunu kısa zamanda ödemezse alacaklısı mağdur olabilmekte veya razı olmayabilmektedir. Bu sebeple bütün şartları helal olsa bile borçlanmayı ruhsat manasında görmeli, yani şiddetli bir ihtiyaç haricinde borçlanmaktan kaçınmalıdır.

Tamamen helal şartlar altında borçlanmak bile mümin için bir eziyet kaynağıdır. Çünkü borçlu olmak, vicdani hassasiyete sahip insanın yüreğinde bir sıkıntı kaynağıdır.

Mümin bir kişi borçlu olduğu halde rahatça yiyip, içip, harcama yapamaz. Borcunu bitirinceye kadar kendisini o borcun altında ezilir gibi hissetmesi, eline geçen her imkanı öncelikle o borcu eda etmekte kullanması, şerefli ve itibarlı bir insan olmanın gereğidir. Peygamber efendimiz, “(Borcunu ödeyecek imkanı olan) Zenginin borcunu ödemeyi geciktirmesi zulümdür.” (Buhârî, İstikrâz 12) buyurmuştur.

Eğer alacaklıları onun ödemesini beklerken darlık çekiyor ama o hiç aldırış etmiyor, parayı çalıştırmak için elinde tutuyor veya harcamalarından vazgeçmiyorsa bu insanlığa yakışmaz. Ayrıca bu hal o kişiye bazı müeyyidelerin uygulanmasını meşru kılar.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Ödeyecek imkana sahip olan kişinin borcunu savsaklaması, haysiyetinin ihlal edilmesini ve cezalandırılmasını helal kılar." (Buhâri, İstikrâz, 13; Ebû Dâvud, Akdiye 29,)

Alimler, bu hadis-i şeriften borucunu ödemek için çaba göstermeyen, fedakarlık etmeyen, alacaklısını mağdur eden kişilerin hapis ve benzeri cezalara çarptırılmasının meşruiyetine delil çıkarmışlardır.

Borç Sıkıntı Kaynağıdır

Merhametli bir insan, bir dostunun haline acıyıp borç verdiği zaman, bekler ki, eline geçen ilk imkânda öncelikle borcunu ödesin. Ödeme geciktikçe alacaklının gönlü huzursuz olur.

Bilhassa borçlu taraf akılsızca davranarak borcunu ödeyebilecek durumdan gittikçe uzaklaşıyorsa, mesela yatırımlarında mantıksızca risklere giriyorsa, harcamalarında lüzumsuz masraflar yapıyorsa alacaklının canı sıkılır; belki nezaketi bir tarafa bırakıp açık konuşmaya mecbur kalır. Hatta istemese de icra ve benzeri yöntemlere başvurmaya mecbur kalır. Bunlara maruz kalmamak için mümkün olduğu kadar ödeme gücümüzün sınırlarını zorlayan tarzda borçlanmaya dikkat etmeliyiz.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, “Borç geceleri keder, gündüzleri zillet sebebidir,” (Tecrid-i Sarih Tercümesi; c. 5; s. 229) buyurarak borçlu kişinin minnet ve baskı altında kalacağına işaret etmektedir.

Borç, borçlunun ve alacaklının yakınları için de sıkıntı kaynağıdır. Borçlu bir akrabası olan kişi onun bu hali sebebiyle endişe çeker. “Ya ödeyemezse, ailemizin itibarına leke getirirse” diye endişelenir. Borcunu ödemeden ölen kişiler mirasçılarını zor durumda bırakır.

Hakiki mümin, yarına çıkıp çıkamayacağını bilememenin endişesi içinde olmalı, uzun emel beslememelidir. Uzun emel, daha uzun zaman yaşayacağına dair garantisi varmış gibi dünyalık planlar yapmak demektir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, evlatlığı Zeyd’in oğlu Usame’nin bir ay vadeyle ödemek üzere bir hizmetçi aldığını duymuştu. “Usame’nin bir ay vadeyle alışveriş yapmasına hayret etmiyor musunuz? Muhakkak ki Usame uzun emellidir!

Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a kasem ederim! Gözlerim her açıldığında göz kirpiklerimin bir daha kapanmayacağını sanmıyorum. Bu durum, Allah ruhumu kabzedinceye kadar devam edecektir. Ağzıma bir lokmayı aldığımda, onu yutamayacağımı ve öleceğimi sanıyorum.”

Usame henüz çok genç olmasına rağmen Peygamber efendimiz onun bir ay sonra ödemek üzere borçlanmasına hayret ediyordu. Bu bir müminin taşıması gereken endişedir. Müslüman bir tüccar da borçlarını kapatmaya yetecek sermayeye sahip olsa bile “Ya ödemeleri bitirmeden bir aksilikle karşılaşırsam yahut borçlu olarak ölürsem,” diye endişe çekmelidir de…

Bir insan dünyada borcunun endişesini çekmez, tedbirli olmazsa ahirette onun cezasıyla karşılaşır. Peygamber efendimiz, müminin ahirette borcu ödeninceye kadar eziyet çekeceğini şöyle bildiriyor: “Mü’minin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır.”(Tirmizi, Cenaiz, 74)

Darda Kalana Borç Vermelidir

Elbette hiç borçlanmadan yaşamak mümkün olmayabilir. Hayatın bazı önemli dönemeçlerinde, mesela evlenirken, ev alırken, iş kurarken borçlanmak kaçınılmaz hale gelir. Böyle durumlarda faizle borçlanmaktan sakınmamız için yakınların birbirine borç vermesi çok sevaptır.

Allah rızası için borç vermeye karz-ı hasen denilir. Müslümanlar arasında iyilik ve yardımlaşmayı teşvik eden dinimiz, ihtiyacı olanlara borç vermeyi teşvik etmiştir. Meşru ve hayırlı bir amaçla borç paraya ihtiyacı olan kişiye borç vermenin sevabı hakkında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Müslüman kardeşine iki kez borç veren bir müslüman, mutlaka onun birini sadaka vermiş gibi olur." (İbn Mâce, Karz, 59.)

Kişinin zarurete düştüğü bir anda, geri ödememe tehlikesine rağmen ona borç vermek nefse zor gelebilir. Ancak böyle gerçekten sıkıntıya düşmüş bir kişiye, eline ne zaman geçerse ödemek üzere borç vermek sadakadan daha sevaplıdır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Mi'raca götürüldüğüm gece cennetin kapısında şunların yazılı olduğunu gördüm: 'Sadaka verene on misli sevap yazılır. Borç verene ise on sekiz misli sevap yazılır.' Bunun üzerine ben, 'Ey Cebrail, borç vermek sadaka vermekten niye daha üstün oluyor?' diye sordum. Cebrail şöyle cevap verdi: Çünkü sadaka isteyen dilenci malı bulunduğu halde sadaka isteyebilir. Borç isteyen ise malı bulunmadığı için borç ister." (İbn Mâce, Karz, 59.)

Günümüzde hayat şartları her kesimden insanı borç paraya muhtaç hale getirebilmektedir. Mesela bazen borçları olan dürüst bir tüccarın dükkânına hırsız girebilmekte veya yangın gibi beklenmedik bir felaket yaşanabilmektedir.

Bu veya benzer durumlar sebebiyle borcunu zamanında ödeyemeyen kişilere karşı insaflı davranmak, Allah'ın merhametini celp eder. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; ”Kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasından hoşlanan kimse, borcunu ödemekten aciz kalanlara mühlet tanısın veya borcunda indirim yapsın.” (Müslim, Müsâkât 32)

Elbette borcunu geciktirmek ancak meşru bir sebeple olabilir. Borçluların gerekli gayreti göstermeden hoşgörü beklemesi ve hak sahibinin merhametini istismar etmesi müminlerin arasını açar; bir daha kimse kimseye borç vermek istemez. Bundan bankalar, tefeciler kazançlı çıkarken İslam toplumu zarar görür.

Günümüzde sürekli alacaklılarını oyalayan kişiler, insanlar arasındaki güveni yok etmektedir. Allah-u Zülcelal, “...Eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve borcunu ödesin...” (Bakara: 283) buyurarak Müslümanlar arası güveni zedelememek gerektiğine işaret etmektedir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bazen kendisinden ardım isteyenlerin imdadına yetişmek için ileride eline geçince ödemek üzere borçlanırdı. Ödeme niyetiyle ve ödeyeceğine dair kuvvetli bir ümit olduğunda borçlanmak helaldir. Kişinin niyeti tez zamanda ödemek olursa Allah-u Zülcelâl ona bunu nasip eder. Peygamber efendimiz: "Borçlanan bir kimsenin ödeme niyetinde olduğunu Allah bilince, onun borcunu Allah mutlaka dünyada iken ödemeyi nasip eder.” (Nesâi, Büyu’ 99; İbnu Mâce, Sadakât 10) buyuruyor.

Borcu alırken niyet çok önemlidir. Mesela bir erkek hanımının ziynetlerini alırken “söz veriyorum ödeyeceğim,” dese ama kalbindeki niyet, “Ödemesem ne yapabilir ki?” olursa, o da bir nevi hırsızlıktır. Çünkü Allah katında mal kişisel bir haktır. Kadının malını kendi rızasıyla bağışlamadığı sürece almak caiz değildir.

Peygamber efendimiz, “Bir kimse az veya çok bir mehir karşılığında evlenir onu aldatarak ve kafasında kadının hakkı olan mehri ödememe düşüncesi bulunur da hakkını ödemeden ölürse kıyamet gününde Allah'ın huzuruna zinâkâr olarak çıkar. Bir kimse de ödememek ve borç aldığı kimseyi aldatmak düşüncesiyle borçlanır da borcunu ödemeden ölürse, Allah'ın huzuruna hırsız olarak çıkar." (İbni Mâce, Sadaka; 11)

Ayrıca aile içi borçlanmalar, birçok zaman borçlunun aile içindeki itibarını kaybetmesine sebep olur. Mesela erkek karısının ziynet eşyalarını alır, bir işi için harcar. Hanımı bir süre ses çıkarmasa da, konu komşusu, akrabası ziynetlerini takarken onunkinin kocası tarafından elinden almış olması ağrına gider.

Hele bir de kocası hesapsız biriyse, makul bir yatırım için değerlendirmemişse verdiğine pişman olur. “Herkes altınlarıyla akıllıca yatırım yapıyor mesela ev alıp kiradan kurtulmak için değerlendiriyor, benim kocam ise akılsızca çarçur etti,” diye canı sıkılır ve sık sık başına kakmaya başlar.

Bu gibi durumlar erkeğin evdeki itibarını zedeler. Bu sebeple yaşlı anne babaların emekli ikramiyesi, kadınların mehri-ziynetleri gibi, bir daha ele geçmeyecek, arkası gelmeyecek paraları zaruret olmadıkça almamak en iyisidir. Faize düşmemek için mecbur kalınıp alındıysa da borcun en kısa zaman ödenmesi aile huzurunun gereğidir. Ödeme imkânı yoksa bile hiç değilse güzel bir sözle gönül almalı, hakkını helal etmesi sağlanmalıdır.

Elbette bir kadının da böyle durumlarda kocasını başkasına, bilhassa faizli borca muhtaç etmemesi bir fazilettir. Allah-u Zülcelâl "Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile verin; kendi arzuları ile mehrin bir kısmını size hediye ederlerse, onu da afiyetle yersiniz." (Nisa, 4)

En güzeli, borçlanmaya mecbur kalmadan yaşamaya çalışmaktır. Bunun için karı koca birbirine destek vermelidir. Mesela birikimimiz ancak küçük bir eve yetiyorsa, büyük ev için borçlanmaktan kaçınmalı, buna razı olmalıdır. Bir süre küçük evde oturmak, borç yüzünden gönül darlığı çekmekten daha iyidir.


Sayı : 47
Büyük Kapak