Çağın Kirlerinden ‘Bismillah’ İle Arınalım

Sayı : 54 / Ağustos 2016, Konu Başlığı : Lamelif

Günlük hayatımızda, Kur’an okumaktan tutun, abdest almaya; duaya başlamadan tutun, cihada çıkmaya; bir ilmi tahsil etmekten tutun, sadaka vermeye kadar, her hayırlı işe besmele ile başlanır. Besmele, âdeta bu hayırların bereketidir.

İslam’a göre her şerefli işe mutlaka ‘besmele’ ile başlanmalıdır. Eğer besmele ile başlamıyorsa ‘maktuul bereket’tir, bereketten noksandır. Bu, bizzat Resulüllahın beyanıdır.

Ayrıca, şahsi hayatımızda doğal olan gereksinimlerimiz olan; su içmek, yemek yemek, elbise giymek, evden dışarı çıkmak gibi her mubah işin dahi başıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bunlar gibi mubah işlere dahi besmele ile başlamamızı bizlere emretmiş ve kendileri de bizzat besmele ile başlamışlardır.

‘Bismillah’ diyerek kötü işler yapılmaz eğer yapılıyorsa bu, imanla ve İslam’la alay etmek demek olduğundan, büyük bir fısktır, günahtır. Şayet söz konusu olan haram mezhebî ise yani, sadece kişinin mezhebine göre haram ise ve üzerinde ittifak veya nass (ayet veya hadis) yoksa günahtır. Fakat söz konusu olan haram, nass ile sabit ise ve bilerek yapılıyorsa küfürdür. Mesela, içki içerken, kumar oynarken ya da bunlar gibi bir haram işlenirken kişi “bismillah” derse ve bunu bilerek yapıyorsa o anda imandan çıkmış ve küfre girmiş olur.

Besmele ile ilgili peygamberimiz bazı hadislerinde şöyle buyurur; İbn-i Ömer radıyallahu anhudan nakledilmiştir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Cibril-i Emin bana vahiy getirdiği zaman, ilk önce ‘Bismillahirrahmanirrahim’ derdi.” (Darekudnî, 11305, No: 13)

Hz. Âişe radıyallahu anhâ an rivayet edilmiştir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz, her kim şüphesiz inanarak besmele-i şerifeyi okursa, dağlar onunla beraber tesbih eder. Ancak dağların bu tesbihi işitilmez.” (Suyutî, D. Mensur, 1/26)

Her ne olursa olsun, her güzel şeye Allah’ın adıyla başlanmalı ve onun rızasına muvafık olmalıdır. Yapılan işin mahiyeti ne olursa olsun; ister ilim tahsili olsun, ister tarladaki bir çalışma olsun, ister hayvan besiciliği veyahut da hukuki bir alan olsun.

Besmelesiz Bir Kirli Çağ!

Besmele ile başlamanın bir derinliği vardır. İslam’a göre yapılan iş, her ne olursa olsun eğer insanlığa faydalıysa ve insanın sadece Allah’a olan ubudiyetine hizmetse mutlaka besmele ile başlanmalıdır.

Dikkat ederseniz, bugün yeryüzünde insanoğlunun tarihi tecrübelerine dayanan bir ilim zenginliği vardır. Yani insanlar, her meslekte akademik zenginliğe sahiptir. Tarımsal üretimden tutun; matematik, fizik, kimya biyoloji, botanik hatta çevreyi düzenlemek ve güzelleştirmek adına peyzajcılıkla ilgili akademik çalışmalar var. Seyis olabilmek için bir yüksekokul okunmalı artık. Domates, biber üretiyorsan, yine bu konuda mühendislikler var.

Şimdi asıl mevzumuz olan şu, bu kadar ilerleme olmasına rağmen, neden dünyanın tadı tuzu yok?

Neden yediğimiz ekmek, ekmek kokmuyor?

Neden domatesimiz eskisi gibi leziz değil?

Neden tavuğumuz ve yumurtamız tatsız?

Neden teneffüs ettiğimiz hava ‘ba-yı nesima’ değil?

Veya neden bu teneffüs ettiğimiz hava, kimyasal bir serpinti gibi ciğerlerimizi yakıyor.

Veya tahsil ettiğimiz ilim, neden insanlığa yol göstermiyor? İnsanları kardeş yapmıyor.

İşte, asıl kafalarımızı karıştıran bu. Yani, insanların tecrübe, ilim ve sanat birikimleri neden insanlığa felah vermiyor, mutluluğun vesilesi olmuyor?

Hâlbuki Peygamberimiz her ne olursa olsun, ilim tahsilini tavsiye ediyor. İlim ile imanın birlikteliği ile ancak dünya hayatı anlam kazanıyor. Çünkü Allah adına tahsil edilen ilim, iman etmeyi gerektiriyor.

İlim ve iman, ikisi de insanın güvenliğini sağlar. Fakat ilim insanın dış güvenliğini imansa iç güvenliğini sağlar. İlim, hastalıkların tehlikesine karşı depremlere, fırtınalara karşı bizi koruyabilir. Sığınma imkânları verebilir. Fakat iman yalnızlığa, acılara, çaresizliklere karşı insanı korur. Dünyanın anlamsızlığı karşısında, insanı hedef sahibi yapar.

İlim, insanı dünyayla; iman ise insanın kendisiyle uyumunu, dengesini gerçekleştirir. Öyleyse insanın hem imana hem de ilme ihtiyacı vardır. İlim ve iman, görüldüğü gibi bir biriyle tezat oluşturmadığı gibi birbirini tamamlayıp mükemmelleştirir.

Bugün, atomun parçalanmasını bombaya çeviren fizik, uluslararası siyasi ve sosyal araştırmalar yaparak insanları köleleştiren sosyal bilimler, Allah için tahsil edilmemenin neticesidir ve insanlığın başına bela olmuştur. Allah için tahsil edilmeyen, Allah için uygulamaya konulmayan sanat ve insani tecrübeler, insanlığın başına çorap örmüştür.

Şu anda yeryüzünde yapılan zirai araştırmalar ve geliştirmelerin çoğunluğu, sadece daha fazla para kazanmaya yöneliktir. Durum böyle olunca yediklerimizin hiç bir tadı kalmamıştır. Gıda adına zehirleniyoruz.

Askeri harcamalar hep başkalarının hakkına tecavüz için yapılıyor. Yeryüzünde var olan ordular caydırıcılık için değil. Tersine, başkalarının hayatına müdahale etmek ve başkalarının zenginliğini talan etmek için kurulmuşlardır.

Bugün yeryüzünü ahtapot gibi saran ve huzur ve adaletin kökünü kazıyan, insan fıtratına ters olan kapitalizm, tamamıyla sosyoloji, psikoloji, felsefe ve diğer sosyal bilimler ile ayakta duruyor ve tarihte hiç bir zaman, bu zamanda olduğu gibi güçlü ve sağlam bir zemine sahip olmamıştır.

Allah’ın adıyla başlamayan ve Allah’ın rızasını talep etmeyen her teşebbüs zararlıdır, bereketi yoktur.

Ekonomi; Allah için tahsil edilmemişse hırsızlıktır.

Fizik; Allah için tahsil edilmemişse felakettir.

Sosyal bilimler; Allah’ın adıyla başlamıyorsa köleliktir, sömürüdür, yobazlıktır.

Hukuk; Allah adına tahsil edilmiyorsa ve vahye dayanmıyorsa zulümdür.

Yeniden Başlayalım Bismillah İle…

Madem böyledir ve bismillah ile başlamayan her iş, her niyet ve her teşebbüs, dünyanın başına bela oluyor ve insana mutluluk getirmiyor, o zaman, bir yerden başlamak lazım bismillah ile...

Gelin hep beraber, dünyanın bu kirletilmiş halinden kendimizi ve neslimizi korumak için “Bismillah” diyelim ve bir şeyler yapalım.

Bismillah ile gelin evimizdeki televizyonu kapatalım bir daha da hiç açmayalım. Evimizde var olan interneti kapatalım. Çocuklarımızın ellerindeki cep telefonlarını alalım. Bunları yapamıyorsak en azından kullanımlarını kontrol altına alalım, kısıtlayalım.

Çocuklarımıza daha çok zaman ayıralım. Kimlerle konuştuklarına dikkat edelim. Çocuklarımızla beraber, her sabah ‘bismillah’ diyerek camiye gidelim.

Komşularımızda, çevremizde ve akrabalarımızda gördüğümüz yanlışlara, Allah için ve Allah’ın adıyla müdahale edelim, tatlılıkla düzeltmeye çalışalım.

Yeryüzündeki tüm Müslümanları kardeşimiz bilelim ve onların acılarıyla hüzünlenelim. ‘Bismillah’ diyerek kardeşlerimize dua edelim en azından.

Yazımızı Seyda Muhammed Konyevî Hazretlerinin şu eşsiz izahıyla noktalayalım: “Rivayete göre, kıyamet günü bir kavim, ‘Bismillahir-rahmanir-rahim’ diyerek gelir. Onların iyilikleri kötülüklerinden daha ağır basar, diğer ümmetler bu kavmin durumunu görünce; ‘İyilikleri ne de ağır basıyor’ derler. Çünkü onların ilk sözü ve sözlerin başı Bismillahir-rahmanir-rahim’dir.

Allah-u Zülcelâl besmeleyi, bu ümmet için her türlü beladan sığınak yapmış, kovulan şeytandan koruyucu kılmış, hastalıklara şifa vesilesi yapmıştır. Ve bütün bunlar, besmelenin bereketiyle sunulmuştur. Allah-u Zülcelâl besmele-i şerifeyi cehenneme karşı bir kalkan kılmıştır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Bismillahir-rahmanir-rahim ile başlamayan her şerefli iş noksandır, yarar ve bereketi azdır.” (Ebu Davud, Nesai, İbn Mace)

Onun için Bediüzzaman: “Besmele-i şerif, mü’minin kimliği gibidir. Onu yanından hiç ayırmayıp her hayırlı işe onunla başlamalıdır.” demiştir.

Bil ki; besmelenin özellikleri saymakla bitmez. Ben Allah için tavsiyede bulunuyorum: Her işin başında, anahtarın Bismillahir-rahmanir-rahim olsun. Otururken, kalkarken, uyurken, abdest alırken, Kur’an okurken hep bu anahtarla başla…

Anlatıldığına göre, kim böyle yaparsa Allah-u Zülcelâl ona ölüm sekeratını kolaylaştırır. Kabir darlığını ondan giderir. Çok kolay bir hesaba tabi tutulur. Terazisi ağır gelir ve sırat üzerinden yıldırım gibi geçer, inşaallahu teâlâ…” (“Vasiyetim”, Reyhani Yayınları, 2013)

İşte bu noktada, Bismillah, hem bizi nefsimizden, hem tabiattan, hem esbabdan, hem tağuttan kurtaran bir şeair, bir terbiye, bir talim, bir manevi cihaddır.

Bu nedenle, “Biz dahi, başta ona başlamalıyız.”


Sayı : 54
Büyük Kapak