Anadolu’dan Halep’e Yardım Konvoyu -I-

Sayı : 60 / Şubat 2017, Konu Başlığı : Söyleşi

Bilindiği gibi geçtiğimiz aylarda Türkiye’den Halep’e uzanan bir yolculuk gerçekleşti. Dünyanın gündemine oturan bu yolculuk, Halep halkıyla dayanışma için tertiplenen “Halep’e Yolaçık” konvoyuna katılanların sıra dışı yolculuğuydu.

Maddiyatçılık ve duyarsızlığın insani değerlerin üzerinden tank gibi geçtiği bu çağda bu konvoy Anadolu halkının yüreğinde yaşayan insani değerlerin bir sembolü gibiydi.

Önce Halep şehrinin dramını özetle de olsa hatırlayalım.

Suriye’de 2011 başlarında başlayan halk ayaklanması, Esed rejiminin kanlı müdahaleleriyle iç savaşa dönüştü. İç savaşın en fazla etkilediği kentlerden Halep kentinin doğu tarafındaki dış mahallelerinde ve kırsal alanlarda çeşitli silahlı muhalif gruplar kontrolü ele aldı. Şam, Humus, Hama ile Halep’i birbirine bağlayan otoyol bazı silahlı gruplar tarafından trafiğe kapatıldı. Bunun neticesinde zaten Halep’te yiyecek maddeleri, yakacak ve ilaç sıkıntısı baş gösterdi. Şehir bir yandan bombalanırken bir yandan da açlık ve yokluk hüküm sürüyordu. Bu sebeple halkın büyük bölümü ya ülke içinde başka yerlere veya ülke dışına göç etti.

Beş yılda Halep’in kenar semtleri defalarca çeşitli silahlı gruplar arasında el değiştirdi. Zaman zaman gruplar arası ittifaklar kurulduysa da çok geçmeden dağıldı birbirleriyle çatışmalar sıkça yaşandı. 2015 yılında IŞİD şehrin kuzeyini kontrolü altına aldı ve komşu şehir Rakka’yı başkent ilan etti. Başka muhalif gruplar ise Halep’in diğer komşusu İdlip’te kontrolü ele aldı. Böylece Halep şehri Esed’in ordusu, IŞİD, Nusra Cephesi, Ahrar uş-Şam ve YPG başta olmak üzere çeşitli grupların çatıştığı bir alana dönüştü.

Suriye’nin sanayi başkenti olan Halep şehrinde savaştan önce merkezde 2 milyon, çevresiyle birlikte toplam 5,5 milyon kişi yaşıyordu. Dış mahallelerde süren bombardıman ve kıtlık sebebiyle halkın çoğu göç etti. Savaşa rağmen göç edemeyen 1 buçuk milyon insan daracık bir alana sıkışıp kaldı.

Rejime bağlı ordu Halep’in kontrolünü tekrar ele geçirmek için muhaliflerin etrafında bir çember oluşturmak için aylarca saldırılarını sürdürdü. Rusya ve İran gibi ülkeler Esed’in ordusuna destek verirken ABD ise YPG’yi önemli bir aktör haline getirme çabası içine girdi. Zavallı Müslüman halk ise her geçen gün daralan bir ateş çemberinin içinde kaldı.

Esed Rejiminin son kuşatması ve saldırıları üzerine ölümle burun buruna kalan halkın imdadına Türkiye halkı yetişti. Bütün dünyanın duyarsız kaldığı bu drama dikkat çekmek ve yardım kampanyalarını hareketlendirmek için “Halep’e Yolaçık” adlı konvoyla bir sivil inisiyatif hareketi başlatmaya karar verildi.

Konvoyun hikayesini, başta Suriye ve Ortadoğu hakkındaki yazılarıyla tanıdığımız IHH yönetim kurulu üyesi ve Araştırmacı Yazar Osman Atalay olmak üzere çeşitli katılımcı ve gözlemcilerle konuştuk.

Osman Bey, “Halep’e Yolaçık” konvoyunda ilham kaynağınız ne idi? Konvoy Fikri nasıl doğdu?

Osman Atalay:
öncelikle bugünlere nasıl geldiğimizi hatırlayalım. Bilindiği gibi Suriye’de 2011 yılında savaş başlamış ve Türkiye’ye 2012 yılından itibaren sığınmacılar Türkiye’ye gelmeye başlamıştı. Bu süreçte tüm sivil toplum üyeleri gibi bizler de bir şeyler yapıyor, mültecilerin gıda ilaç, barınma gibi ihtiyaçlarını gideriyorduk.

IHH olarak, Bosna, Kosova, Çeçenistan, Filistin, Irak’taki yardım çalışmalarındaki edindiğimiz tecrübeleri hızlı bir şekilde burada da sahaya yansıtmaya çalıştık. Bizler bu konu ile alakalı kampanyalar yapmaya başladık.

Bu arada AFAD’ın başkanlığında Kızılay ile birçok sivil toplum üyeleri Ankara’da istişare toplantıları gerçekleştirdik. “Suriye için bir ekmek bir battaniye” kampanyasına herkesi davet ettik. Baktığımız zaman 3 milyon sığınmacı Türkiye’ye gelmişti ve durum daha da kötüye gidiyordu.

2016 yılının sonlarına doğru Halep’in doğusu yoğun bir kuşatmaya tabi tutuldu. Türkiye; batının hayal ettiği PKK-PYD tamponunun oluşmaması için Cerablus’a girmişti. Bu sıcak ortam sebebiyle Halep biraz göz ardı edildi. Kamuoyunun gözünden kaçtı.

Oysa son birkaç aydır başta Rusya, İran ve rejim güçleri tarafından uçaklarla, tanklarla Halep gece gündüz yoğun bir şekilde bombalanıyordu. 2016 yılının Aralık ayına girdiğimizde on binlerce insan beş mahalle büyüklüğünde bir yere sığınmak zorunda kalmıştı. Göç edebilenler İdlip, Azez ve civarına doğru gelmişti.

Bizler bu vahim durumu görünce bir şeyler yapmak lazım geldiğine karar verdik. Toplumun dikkatini biraz daha bu konuya çekelim, daha duyarlı hale getirelim diye; zira kış şartları giderek zorlaşmaya başlamıştı; binlerce insan yağmurun, karın altında kalıyor ve bir elin uzanmasını bekliyordu. Artık ses getirecek bir kampanyaya ihtiyaç vardı. Tıpkı Mavi Marmara, tıpkı Gazze kara konvoyu gibi…

İnsani krizlerin yaşandığı bölgelerde vakfın yürüttüğü insani yardım politikası var. Bu politika çerçevesinde duyarlılık oluşturmak hedefimizdi. En öne çıkan kampanya ise “HALEP’E YOLAÇIK” oldu.

Bu kampanya çok rağbet gördü. Önce İstanbul’un tüm ilçelerinde gönüllüler tarafından destek gördü, ardından Türkiye’nin tüm illerinde karşılık buldu.

Tabi yol açmak için yola çıkmak lazımdı, bizde onu yaptık. Bir anda Türkiye gündemi ve Dünya gündemi Halep oldu. Şartlarımızı belirledik. Herkes kendi aracıyla katılacak ve tüm masraflarını cebinden karşılayacaktı. İstanbul’da Kazlı çeşme meydanından yüzlerce araçla yola çıktık. Bir insani yardım koridoru oluşturmak için yola çıkıldı. Ancak Rabbim farklı sonuçlarla oradaki kardeşlerimizin tahliyesini bizlere nasip etti.

Halep konvoyu Dünya kamuoyunda nasıl yankı buldu?

Osman Atalay:
Yaşadığımız yüzyıl, iletişimin çok yoğun olduğu bir çağ. İnsanların bire bir etkilendiği en önemli mecra iletişim ve medyadır. Medya ve iletişim doğru yerde doğru zamanda kullanıldığında siyasette ve sosyal olaylarda mutlaka karşılığını bulabiliyorsunuz. Ama artı, ama eksi. Medyayı ne kadar doğru kullanırsanız, istediğiniz algıyı o kadar oluşturabilirsiniz. Yani iletişime hakim olan algıya da hakim oluyor. Algıyı da yönlendirebiliyor. Bu kampanyanın hem Türkiye’de hem de Dünya’ da etkisi oldu, dolayısıyla bu kampanya amacına ulaşmıştır. Öncelikle Medyada geniş yer buldu, halkımızda da karşılık buldu.

Halep Konvoyuna katılan arkadaşlarımızdan Oğuzhan beye sormak istiyoruz. Oğuzhan bey bu kutlu yolculuğa çıktınız. Unutamadığınız bir anınız oldu mu?

Oğuzhan Koçalak:
Evet hakikaten zorlu bir yolculuktu. Soğuk kış şartlarını yaşarken bir an bile olsa Halep’teki kardeşlerimizin neler çektiğini bizlerde yaşamış olduk. Tabii bizler oraya 4 günlük bir çalışma yapmak üzere yola çıktık. Ancak 10 gün orada tahliyeler oluncaya dek çalıştık.

Özellikle unutamadığım hadise; yüzlerce araçla gelen insanlar vardı ama bir araç şoförü çok dikkatimizi çekmişti. 70 yaşını aşmış bir ağabeyi arabasıyla orada görünce aklıma Hazreti Eyyüb el- Ensari gelmiş, o soğuk kış şartlarında o yaşında oraya kadar aracıyla gelmesi bizleri çok duygulandırmıştı.

Nurullah bey, siz de bu güzel yolculuğa katılan gönüllülerimizden biriydiniz. Sizin gözlem ve anılarınızı öğrenebilir miyiz?

Nurullah Uluışık:
Evet çok özel ve güzel şeyler yaşadık. Ama bir hadise var ki hepimizi duygulandırmıştı. Zeytinburnu Kazlı çeşme meydanındayız. Araçlar hareket etmeye başladı. O sırada orta yaşlı bir ağabeyimiz, hareket halindeki araçlara yanaşıp bir şeyler vermeye çalışıyordu. Birazdan bizler de meydandan ayrılacakken aynı bize de yanaşarak açık camdan bir deste para uzattı. Ve: “Evladım ben gelemiyorum lütfen bunu alın yolda harcayın, en azından benimde bu kutsal yolculukta tuzum olsun” dedi.

Bizler de “Amca biz hazırlıklı gidiyoruz sağ ol, ancak istersen bu paranla un alalım Halep’li kardeşlerimize katkın olsun dedik ” Diğer arkadaşlardan da aynı manzarayı yaşayanlar olduğunu daha sonra öğrenmiştim.

İslamî Hayat: Konvoy hakkında biraz bilgi verelim. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, Halep’teki mazlumlar için Sivil Toplum Kuruluşlarını bir araya getirerek “Halep’te İnsanlık Ölmesin” kampanyası başlatarak bu insanlık dramına dur demeye davet etti. Suriye’nin kendi sivil toplum kuruluşları da ülkedeki insani kriz için bir şeyler yapmaya çabalıyordu. Ancak bilindiği gibi 2016 Eylül ayında Halep kentine ulaştırılmak üzere yola çıkan insani yardım tırları Esed rejimine bağlı helikopterler tarafından vurulmuştu. Bu olaydan sonra BM'ye ait bütün insani yardımlar askıya alınmıştı.

Rusya ve İran Destekli Esed Rejimi Halep'te 6 hastaneyi bombalayarak kullanılamaz hale getirmişti. Bölgedeki az sayıdaki doktor, yer altında kurulan ilkel bir hastanede yaralılara müdahale etmeye çalışıyordu. Ama gıda ve su gibi en temel ihtiyaçların bile ulaştırılamadığı bölgede ilaç ve sağlık gereçlerini bulmak imkansız hale gelmişti. Artık Halep halkının yalnız olmadığının dünyaya gösterilmesi gerekiyordu. Siyasi çözüm bulunamıyorsa hiç değilse insani duruma acil bir çözüm bulunmalıydı.

İşte bu düşüncelerle IHH öncülüğünde başlatılan “Halep'e yol açık” seferine; Özkevser vakfı da başta olmak üzere Sadakataşı, Cansuyu Memur Sen, Deniz Feneri, Diyanet Vakfı gibi pek çok STK ile beraber sivil halktan büyük bir destek ve katılım gerçekleşti. Konvoya katılmak isteyenler 14 Aralıkta İstanbul Kazlı çeşmeden dualarla yola koyuldu. İstanbul’dan yola çıkan konvoy, 400 araç ile 500 yardım tırından oluşuyordu. Ancak bu konvoya Kocaeli'nde yeni katılımcılar eklendi ve Anadolu boyunca katılımlar devam etti.

IHH Başkanı Bülent Yıldırım konvoya katılımın önemine değinirken şu cümleleri kurdu: “İnsanlar katlediliyor ve dünyanın her yerinden insanlar da bu katliamı izliyor. Katliama büyük güçler ve İslam ülkeleri sessiz. Türkiye çalışıyor ama Türkiye'nin masada güçlü olması için halkın sokaklarda olması lazım. Kamuoyu oluşturmaya devam etmemiz gerekiyor.”

...

...


Sayı : 60
Büyük Kapak