Anne Babaya İyilik

Sayı : 56 / Ekim 2016, Konu Başlığı : Saadethane

Anne babaya iyilik ve itaat etmek Allah'ın emirlerinden ve İslam ahlakının esaslarından biridir. İslam dini insana sadece namaz kılmayı, oruç tutmayı emretmez, üzerimizdeki hakları eda etmeyi de emreder. Üzerimizdeki hakların en büyüğü ise anne babanın hakkıdır.

Anne baba hakkının dinimizde çok büyük bir yeri vardır. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Biz insana, anne ve babasına iyilikte bulunmayı tavsiye ettik. Özellikle anasına tavsiye ederiz ki, o, kat kat eziyete katlanarak ona hamile kalmış, emzirmesi de iki sene sürmüştür. Bunun üzerine, Bana, anne babana şükret.” (Lokman; 14)

Anne babamız, bizim dünyaya gelmemiz ve yetişip kendi başına yaşayacak hale gelmemiz için en büyük fedakârlığı yapmış olan kişilerdir. İşte Allah-u Zülcelal anne babanın bu iyiliklerine karşı evladın büyüdüğü vakit anne babasına vefalı olmasını, iyilik yapmasını emretmiştir.

Kur'an ı Kerim’e baktığımız zaman Allah'ın anne babaya iyilik yapmayı, kendisine ibadet etmekle beraber zikrettiğini görüyoruz. "Rabb'in, sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana-babaya iyi davranmanızı buyurmuştur...” (İsra, 23)

Anne Babaya İyilik Allah'ın Rızasını Kazandırır

Abdullah İbni Mes`ûd radıyallahu anhunun rivayet ettiğine göre, bir gün kendisi Peygamber aleyhisselâm’a şöyle sormuştu:

“Ya Rasulallah, Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir? Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:

“Vaktinde kılınan namazdır” buyurdu.

“Sonra hangisi? Deyince, Allah'ın Resulü:

“Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek” buyurdu.

“Daha sonra hangisi gelir?” diye sordu.

“Allah yolunda cihâd etmek” buyurdu. (Buhârî, Mevâkît 5,)

Allah-u Zülcelâl Kur'an-ı Kerim'de ana-babaya iyi davranmayı iman ile birlikte zikretmiştir. Onlara iyi davranmak ancak onlar iyi davranırsa iyi davranmak değildir, hatta onlar seni öfkelendirse bile şefkatle davranmaktır. Ayet-i kerimede buyuruyor ki:

"Rabbin yalnız kendisine ibadet etmenizi ve ana-babaya iyi davranmanızı emretti. O ikisinden birisi, yahut her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara 'öf' bile deme. Onları azarlama!

Onlara kerim, yani nazik ve güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllükle üzerlerine kanat ger. Ve 'Rabbim! Onlar beni küçüklüğümde nasıl yetiştirmişlerse şimdi sen de onları öyle esirge' diye dua et." (İsra, 23-24)

Allah azze ve celle “Öf deme” buyuruyor ki, yani belki yaşlanınca seni kızdıracak, bıktıracak şeyler de yapacaklar, ama sakın sen onlara “öf” bile deme. Onlara tatlı tatlı söz söyle, kalplerini kırma.

Daima onların senin üstündeki hakkını hatırla, “Onlar beni nasıl küçükken şefkatle himaye ettiler, kimseye ezdirmediler, koruyup kolladırlar. İşte şimdi ben de onları öyle esirgemeliyim“ diye düşün. İşte Allah-u Zülcelal böyle emrediyor.

Allah celle celalülû bizden kerem ahlakı istiyor. Yani bizden nankörlük, kaba sabalık, haşinlik görmek istemiyor, vefa, nezaket ve merhamet görmek istiyor.

Anne Babadan Uzak Durmak Caiz midir?

Anne babalarımız bizim hizmetimize muhtaç ise onlardan uzak durmamız asla caiz değildir. Hatta anne izin vermezse çocuğun onun hizmetini bırakıp hacca veya cihada gitmesi bile caiz değildir.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem cihad etmek için annesini bırakıp gelmiş gence bile geri dönmesini emretmiştir.

İbnu Amr radıyallahu anhu rivayet etmiştir:

“Bir adam, cihada iştirak etmek için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’den izin istedi. Bu sırada; “Ağlamakta olan anne babamı geride bıraktım,” dedi.

Resûlullah aleyhisselatu vesselam bunun üzerine:

“Öyleyse onlara geri dön, onlardan izin iste. Şâyet izin verirlerse cihada katıl, vermezlerse onlara hizmet et!” emretti. (Ebu Dâvud, Cihad, 33)

Anne baba hizmete muhtaç ise ve onları bırakabileceğin kimse yoksa hizmetçi tutacak durumun da yoksa onlara bakmak en önce gelen vazife olur. Bu hizmet cihad sevabına denktir. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir tarike göre o gence: "Onlara hizmet ederek cihad yap" buyurdu. (Buhârî, Cihâd 138)

Bir kişinin anne veya babası yaşlılık zamanında onun hizmetine veya alakasına muhtaç olur, o da onları memnun ederse bu onun cennete girmesine vesile olur.

Bu gerçekten büyük bir fırsattır. Anne babalar zaten çocuklarına karşı şefkatlidirler, onları memnun etmek için biraz sabır göstersen çok memnun olurlar. Velev ki memnun olmasalar bile onun sabrettiği hususları Allah azze ve celle bilir ve mükafatını verir. Bu sebeple insan böyle bir fırsatı kaçırmamalıdır.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem anne babaya iyilik yapmaktaki fırsata dikkat çekmek için buyuruyor ki, “Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün, (yani yazıklar olsun ona!)” (Müslim, Birr 9, 10)

Anne babamız hizmetimize muhtaç olmasa bile onları sık sık ziyaret edip gönüllerini almamız gerekir. Çünkü anne babanın kalbi ince olur, çocuklarının uzak durmasından üzüntü duyar. Onları üzmek ise büyük günahların başında geliyor.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem: “Büyük günahlar şunlardır: Allah’a ortak koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmek.” (Buhârî, Eymân ve’n-nüzûr 16) buyuruyor, yani büyük günahların içinde anne babaya asi olmayı da sayıyor. Onlar, “Ziyaretimize gel” dediği halde gitmemek onları üzer. İmkân dâhilinde onları ziyaret etmek gerekir.

Bir adam Peygamberimiz aleyhissalatu vesselama geldi. " Ey Allah'ın Rasûlü, anne ve babanın çocukları üzerindeki hakları nelerdir?" diye sordu. Peygamberimiz: "Onlar senin cennet ve cehennemindir" buyurdular. (İbn Mâce, Edep, 1)

Hiçbir sebeple anne babayla ilişkiyi kesmek caiz değildir. Hatta mümin olmasalar bile onlarla ilişkiyi kesmeye cevaz verilmemiştir. Hz. Ebû Bekir radıyallahu anhunun ilk hanımı müşrik idi. Ondan boşandı. Fakat ondan dünyaya gelen kızı Hz. Esmâ radıyallahu anhâ mümin idi. O babasıyla beraber Medine’ ye hicret etti.

Bir gün Esma’nın müşrik olan annesi onu görmek için Medine’ye geldi. Esma düşündü, “Annem İslam’ı kabul etmedi, acaba benim onu eve kabul etmem doğru olur mu?” diye tereddüt etti. Rasulullah aleyhisselatuvesselama sordu: “Ya Rasulallah, Annem beni özleyip yanıma gelmiş. Ona ikramda bulunabilir miyim?” diye sordum. Peygamber Efendimiz: “Evet, annene iyi davran!” buyurdu. (Buhârî, Edeb 8)

İman etmemiş puta tapan bir annenin bile ikram görmeye hakkı olduğuna göre mümin bir annenin muhakkak ki hakkı çok daha büyüktür.

Alkame’nin Hali

Enes bin Malik radıyallahu anhudan şöyle rivayet edilmiştir:

“Alkame adında bir genç vardı. Şiddetli bir hastalığa tutuldu ve yatağa düştü. Onun hanımı Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme gelerek:

“Ya Resulallah! Kocam son nefesini vermek üzeredir.” dedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Hz. Bilal, Hz. Ali ve Selman-ı Farisi ve Ammar radıyallahu anhuma:

“Gidin, Alkame'nin durumunun nasıl olduğuna bakın!” buyurdu. Bu sahabeler gelip Alkame'ye:

“Ya Alkame! Şehadet getir.” dediler. Alkame, bir türlü şehadet getiremeyince, Hz. Bilal radıyallahu anhu gelip durumu, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme haber verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:
“Ana-Babası hayatta mı?” Diye sordu. Hz. Bilal radıyallahu anhu:

“ Babası öldü, yaşlı bir annesi var,” dedi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

“ Ya Bilal! Alkame'nin annesine git, benim selamımı söyle. Gelebilirse yanıma gelsin. Gelemezse ben onun yanına geleyim,” buyurdu. Hz. Bilal, kadının yanına gelip durumu anlatınca kadın: “Onun huzuruna gitmek bana düşer.” diyerek, bastonunu aldı ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin huzuruna geldi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem:

- Alkame'nin durumu nedir? Diye sordu. Kadın dedi ki:

- Ya Resulallah! Alkame, çok namaz kılan, sadaka veren biridir. Ama ben ona dargınım. Çünkü hanımını bana tercih ediyor. O zaman Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

- Annesi Alkame'ye darıldığı için şehadet getiremiyor. Ya Bilal! Git biraz odun hazırla. Gelip onu yakacağım. Bunu duyan kadın dedi ki:

- Ya Resullulah! Oğlumu mu yakacaksın? Hem de benim gözümün önünde. Ben buna dayanamam!

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

- Allah'ın azabı çok şiddetli ve süreklidir. Eğer Allah'ın onu bağışlamasını istiyorsan, ona hakkını helal et. Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ona dargın durduğun sürece, namazının ve sadakasının ona bir faydası olmaz. Bunun üzerine kadın dedi ki:

- Ya Resulallah! Allah-u Zülcelal'i, seni ve beni buraya getireni şahit tutuyorum ki, ben Alkame'den razı oldum. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, Bilal'e:

- Ya Bilal! Git, Alkame'nin durumuna bak! Buyurdu. Bilal radıyallahu anhu, Alkame'nin evine gelince, şehadet getirdiğini ve vefat ettiğini gördü. Durumu Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme bildirdiler. Yıkanıp kefenlenmesini emretti ve bizzat kendisi namazını kıldı ve kabrin başına gelip şöyle buyurdu:

“Ey muhacir ve Ensar topluluğu! Her kim hanımını, anasından üstün tutarsa, ona Allah'ın laneti vardır. Onun ne farz ne de nafile ibadeti makbul olmaz.” (R. Nasihin)

Onun için Ebu'd-Derda radıyallahu anhu demiştir ki:

“Bir adam bana gelerek; ‘Benim bir hanımım var. Annem onu boşamamı istiyor. Ne yapayım?’ diye sordu. Ben de ona Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin şu hadis-i şerifini söyledim: “Ana-baba, cennet kapılarının ortasıdır. İster o kapıyı kaybet, istersen muhafaza et.” (Tirmizi)

İşte, anne baba hakkı böyledir. Onun için onların hakkını eda etmek, gönüllerini hoş tutmak ve daima onlara iyilikle muamele edip rızalarını kazanmak için gayret göstermek lazımdır.


Sayı : 56
Büyük Kapak