Annelerin En Şefkatlisi Hz. Ümmü Süleym (r.a.)

Sayı : 14 / Nisan 2013, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Ümmü Süleym, Rasulullahın anne tarafından akrabaları olan Neccaroğullarındandı. Medine’nin nura kavuşmasına vesile olan bu aile Peygamberimizi misafir etmek ve davasına hizmet etmekte en önde olmaya gayret ederdi.

Ümmü Süleym radıyallahu anha, Allah Resulünün davetine koşanların arasına katıldığında evli, iki çocuk sahibi bir hanımdı. Kocası Mâlik, onu kucağında Enes’le dul bırakıp baki âleme göçtüğü zaman, o da kendisini küçük yavrusuna adamıştı. Kendisine evlenme teklif edenlere “Çocuğum küçük, onu büyüteceğim” demekle yetiniyordu.

Aslında Hz. Ümmü Süleym’i evlenmekten alıkoyan bir başka endişesi de evleneceği kişinin onu yeni girdiği nurlu yoldan çevirmesiydi. Çünkü İslamiyet henüz Medine’de yeni yeni yayılıyordu.

Ümmü Süleym, İslam düşmanı bir adamla evlenirse, üvey babasının Enes’i Müslüman olarak yetişmekten alıkoyacağından korkuyordu.

İman Et Yeter!

Bu sırada İslamiyet Medine’de hızla yayılıyordu. Ancak Medine’nin cömert ve civanmert yiğitlerinden olan Ebu Talha’ya henüz hidayet nasip olmamıştı. Bir gün Ümmü Süleym’in kapısına geldi ve Enes’in yeterince büyüdüğünden bahsetti. Artık evlenmelerine bir engel kalmadığını söylemek istiyordu.

Hz. Ümmü Süleym akıllı bir hanımdı. Ebû Talha gibi cömert ve iyi ahlaklı bir kişinin İslamiyet’i tanıma imkanı bulursa iman edeceğini düşündü. Ebû Talha’ya:

“Ey Ebu Talha, sen reddedilmeyecek bir talipsin. Seninle evlenmeyi bende isterim fakat…” dedi. Ebu Talha; Ümmü Süleym’in tereddüdünün nedenini anlamak istiyordu. Ümmü Süleym ona putlardan bahis açtı.
“Kimseye bir faydası ve zararı dokunmayan taşlara tapmayı nasıl uygun görüyorsun?! Bir ağaç parçasının sana ne bir faydası dokunur, ne de bir zararı...”

Ebû Talha putların faydasının olmadığını kabul etti. Aslında Müslümanlık hakkında bir şeyler duymuştu ve kalbinde bu dine karşı bir tepki de yoktu. Fakat bu yeni dine girmek konusunda kendinde bir cesaret bulamamıştı. Bu sebeple sözü değiştirdi, o sırada yoksulluk içinde yaşayan Ümmü Süleym’e mehir olarak büyük bir servet teklif etti.

Ümmü Süleym:

“Senden mal istemiyorum. Onun yerine iman etmeni istiyorum. Çünkü ben bir Müslüman’ım, Allah’a ve Resûlüne iman ettim.” dedi.

Ümmü Süleym o devirde kadınların hayatlarını garantiye almak için çok önem verdikleri mehirden vazgeçiyor, iman ederse bunu mehir sayacağını söylüyordu.

Ebû Talha biraz düşünmek üzere bir şey söylemeden ayrıldı.

Ümmü Süleym radıyallahu anha yoksulluğuna rağmen zengin bir talibini reddetmesi Medine’de duyulmuştu. Bu tavrı ile o İslam dininin bir kadını nasıl yücelttiğini, mal ve dünyalık düşkünlüğünden vazgeçirip yücelttiğini ispat etmişti.

Aradan çok geçmemişti ki Ebu Talha tekrar haber gönderdi. Bu sefer Ümmü Süleym’e “Bana yaptığın teklifi kabul ettim. Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Resûlullah olduğuna şehadet ederim.” diyordu.

Hz. Ümmü Süleym yıllarca sabretmişti ama buna değmişti. Cenâb-ı Hak, ona dini için yaptığı fedakârlığın mükâfatını bu dünyada da vermişti.

Hz. Ebû Talha iman ettikten sonra büyük sahabiler arasına girdi. Hanımının da desteğiyle malını Allah ve Resûl’ü uğrunda harcama şerefine nail oldu. Uhud savaşında vücudunu Peygamberimize siper ederek tarihe geçti.

Oğlu Hz. Enes’i İslam’a Vakfetti

Ümmü Süleym’in Ebû Talha radıyallahu anhüma ile evliliğinin üzerinden çok az bir zaman geçmişti ki Peygamberimiz, Medine’ye hicret etti. Ümmü Süleym de Peygamberimizi karşılayanlar arasındaydı.

O gün Medine halkı Peygamberimize bir şeyler hediye etmeye koşarken Ümmü Süleym de Resûlul-lah’a en değerli varlığını hediye etmek istiyordu: Oğlu Enes’i…

Üvey baba eline düşürmemek için uğruna yıllarca dul yaşadığı Enes’e, Peygamberimiz babalık etsin istiyordu. Kendi elleriyle terbiye ettiği oğlunun Resûlullah’a hizmet etmesini ve Enes’in Resûlullah’ın terbiyesinde yetişmesini arzu ediyordu.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Enes’i hizmetine almayı kabul etti ve onun için şöyle duada bulundu:

“Yâ Rab, onun çocuklarını ve malını çoğalt ve ona verdiklerini mübarek kıl!”

Hz. Enes bu dua sebebiyle çok uzun bir hayat yaşadı, çok sayıda mal ve evlada sahip oldu.

Hz. Enes o günden sonra Peygamberimiz’in hizmetinde bulundu, ilim ve feyzinden istifade etti, Ondan en çok hadis rivayet eden sahabilerden üçüncüsü olma şerefini kazandı.

Hz. Ümmü Süleym de Peygamberimizden birçok dîni mes’eleleri sorup öğrenmişti. Bu sebeple ashâb-ı kirâmın çözemediği birçok mahrem meseleleri çözümlerdi. Hadîs rivayet eden hanımlar arasında yerini aldı.

Ümmü Süleymin evladına duyduğu şefkat onu terbiye etmesine mani değildi. Hz. Enes, bu hususta şöyle bildiriyor: “Allahü teâlâ anneme iyi karşılıklar versin! Bana çok iyi bakıp, çok iyi yetiştirdi.”

Hz. Ümmü Süleym oğlu Enes’e peygamberimize hizmette kusur etmemesini tembih ederdi. Hz. Enes şöyle anlatıyor:

“Ben çocuklarla birlikte oynarken Resûlullah yanımıza geldi ve selam verdi. Sonra beni bir iş için gönderdi. Bu yüzden annemin yanına dönmekte geciktim. Geldiğim zaman annem bana
‘Niçin geciktin?’ diye sordu.
‘Resûlullah beni bir iş için göndermişti.’ dedim. Annem
‘Resûlullah’ın işi neydi?’ dedi. Ben,
‘Bu bir sırdır, kimseye söyleyemem!’ dedim. Bunun üzerine annem,
‘Öyleyse Resûlullah’ın sırrını kimseye anlatma!’ diye tembihte bulundu.”

Teslimiyetin Bereketi

Ümmü Süleym ile Ebû Talha, mesut bir yuva kurmuşlardı. Mutlulukları “Üveymir” adını koydukları bir oğullarının dünyaya gelmesiyle taçlanmıştı. Ebu Talha oğluna çok düşkündü. Eve gelince ilk önce onu sorar, onu çok severdi. Fakat bu çocuk bir gün hastalandı. Babasının evde olmadığı bir sırada da son nefesini verdi.

Ümmü süleym çok üzüldüyse de isyan etmedi. Allah’ın takdirini teslimiyetle karşıladı. Resûlullah’a söz verdiği gibi feryat figan etmekten kaçındı. Çocuğunu yıkadı, kefenledi, yerine bıraktı. Evdekilere de, “Babasına oğlunun öldüğünü ben söylemedikçe hiçbiriniz söylemeyin.” diye tembih etti.

Ebû Talha radıyallahu anhu her zamanki gibi eve döner dönmez oğlunu sordu. Ümmü Süleym ise onun isyan etmesinden korkuyordu ve oğlunun ölüm haberini birdenbire vermek istemiyordu. Kocasına: “Istırabı dindi, rahatladı.” Şeklinde bir cevap verdi ve hazırladığı yemeği beyinin önüne getirdi. Hz. Ebu Talha onun sakin halinden çocuğun iyileştiğini sanmıştı.

Hz. Ümmü Süleym, acı haberi uygun bir lisanla vermek için şöyle bir yol takip etti:

“Ey Ebû Talha! Falanca aileyi gördün mü? Kullanmaları için verdiğim emaneti geri almaya gittiğimde ağırlarına gitti. Vermek istemediler.” dedi. Hz. Ebû Talha,
“Öyle şey olur mu? Hiç de iyi yapmamışlar!” cevabını verdi. Ümmü Süleym kocasını böylece hazırladıktan sonra, asıl meseleye geçti,
“Ey Ebû Talha, işte o filancalar sensin. Oğlun da senin yanında Allah’ın bir emanetiydi. Onu geri aldı.” dedi.

Ebû Talha birden şaşırdı. Fakat söyleyecek bir şey de bulamadı. Çocuğunu defnetti.

Ebû Talha ertesi gün Peygamberimiz’e gitti, olup biteni haber verdi. Peygamberimiz onlar için, “Cenâb-ı Hak bu gecenizi hakkınızda mübarek eylesin!” diye duada bulundu.

Üveymir’in vefatından bir yıl sonra bir çocukları daha oldu. Peygamberimiz’e müjde verdiler. Peygamberimiz bu çocuğun ismini “Abdullah” koydu.

Abdullah’ın dokuz çocuğu dünyaya geldi. Peygamberimiz’in duasının bereketiyle hepsi de Kur’ân’ı ezberledi, hafız oldu.

Rasulullah Sevgisiyle Yanan Gönül

Ümmü Süleym’in bütün ailesi İslam’a gönül vermiş kişilerdi. Allah ve Resûl’ü uğrunda hiçbir fedakârlıktan çekinmeyen bu ailenin iki oğlu ve Ümmü Süleym’in iki kardeşi, Allah Resulünü müdafa ederken şehit olmuşlardı. Peygamberimiz de üstün vefa duygusuyla sık sık Ümmü Süleym’in ziyaretine giderdi ve: “Ümmü Süleym’e acıyorum! Kardeşi Haram bin Milhan, beni korurken şehit oldu.”derdi.

O, Resûlullahı çok sevdiği gibi, Resûlullah da onu ve ailesini severdi. Hanımlarından başka kimsenin evine girip istirahat etmediği halde, Hz. Ümmü Süleym’in evinde öğle uykusu uyurdu. Namaz vakti gelince, hasırdan seccadeleri serip, Onun çocukları ile beraber namaz kılardı. Hz. Ümmü Süleym bu hasırları saklardı ve başka kimseye çıkarmazdı.

Hz. Ümmü Süleym Peygamberimiz uyurken alnında biriken ter damlarını toplar, teberrük için güzel koku koyduğu şişe içinde saklardı. Onun sakladığı hatıralar arasında Peygamberimizin su içtiği kabı, traş olurken kesilen saçları ve hatta oğlu Enes’in perçemi de bulunuyordu. Oğluna “Perçemini tamamen kesemem; çünkü Resûlullah mübarek eliyle onu okşardı.” Derdi.

Hz. Peygamber İslam’ı tebliğ etmek uğruna ticaret yapamıyordu. Malını mülkünü de bu dinin yayılması için harcamıştı. Ayrıca zekat ve sadaka da kabul edemiyordu. Bu sebeple Peygamberimiz çoğu zaman yoksulluk içinde yaşardı. Dahası eline bir şey geçince de dağıtırdı.

Hz. Ümmü Süleym, Peygamberimizin yokluk çekmesine çok üzülürdü. Kendisine ait koyununun sütünden biriktirebildiği yağı bir tulumda topladı. Tulum dolunca, onu Resûlullah’a gönderdi. Tulumu götüren hizmetkar, içindeki yağı Resûlullah’ın ailesinin kabına boşaltıp geri getirdi ve duvardaki çiviye astı.

Ümmü Süleym gelip baktığı zaman tulumun yağ dolu olduğunu görünce yağı götürmediklerini zannetti.

“Yâ Resûlallah! Ben Rübeybe ile size bir tulum yağ göndermiştim, aldınız mı?” diye sordu. Peygamberimiz, “Evet, getirdi.” buyurunca, Ümmü Süleym heyecanla,

“Sizi hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, tulum yağ ile dolu olup altından akmaktadır!” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz ona şu müjdeyi verdi:

“Ey Ümmü Süleym, Allah’ın kendi Resûlüne ikramda bulunduğu gibi, sana da ikram etmiş olmasına şaşıyor musun? Ye ve Allah’a şükret.”

O Aileden Biriydi

Peygamberimiz hac için Mekke’ye giderken ashabı da onunla gitmek için hazırlık yapmıştı. Ümmü Süleym de onlarla beraber bulunmak istiyordu. Fakat imkânı yoktu. Bu sebeple çok üzüntülüydü.

Peygamberimiz,

“Ey Ümmü Süleym, sen bizimle hacca gelmiyor musun?” buyurdu. Ümmü Süleym, mahzun bir halde,
“Yâ Resûlallah, kocamın iki binek hayvanı var. Bunlardan birine kendi, diğerine de oğlu binecek.” dedi.

Peygamberimizin, bu fedakâr hanımın üzülmesine gönlü razı olmadı. Hanımlarının yanına alarak onu da götürdü.

Ümmetine “Kişi sevdiği ile beraberdir” müjdesini veren Peygamberimiz Ümmü Süleym’in cennette de Peygamberin ev halkından olacağını şöyle ifade etmiştir: “Cennete girdim, önümde bir hışırtı işittim. Bir de ne göreyim? Milhan kızı Ğumeysâ (Ümmü Süleym) değil mi!” (Tabakât, 8: 434.)

Ne mutlu onlara ve izinden gidenlere…


Sayı : 14
Büyük Kapak