Annelerin En Talihlisi: Hz. Âmine Validemiz

Sayı : 58 / Aralık 2016, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Annelik, kadınlara nasip olmuş en mübarek ve şerefli bir vazifedir. Allah-u Zülcelal annelerin bedenini hilkat mucizesine mazhar kılmış ve onların duygu hallerini rahmet ecellileriyle bu sabır isteyen vazifeye hazırlamıştır. Bu sayededir ki, dünyaya aciz bir bebek olarak gelen her bir insan, kendisine şefkatle, fedakarlıkla bakan bir anne bulmuştur.

Anneler, insanın bu dünyaya gelişine ve dünyada geçirdiği ilk yıllara rahmetle refakat eden mübarek kişilerdir. Annelerin en talihlisi ise hiç şüphesiz, Allah'ın habibini dünyaya getirmek gibi eşsiz bir şerefe nail olmuş olan Hz. Âmine validemizdir.

Âmine annemiz, Hz. İbrahim aleyhisselamın soyundan gelen Kureyş Kabilesi’nin Beni Zühre koluna mensup olan Vehb bin Abdülmenaf’ın kızı olarak dünyaya geldi. Annesi Berre binti Abdüluzza da Kureyş’in Beni Abdurrar koluna mensuptu. Anne ve babasının cömert, temiz ahlaklı, kötülüklere bulaşmamış insanlar olduğu bilinmektedir.

Hz. Âmine yetişip evlenme çağına geldiği sırada, babası vefat ettiği için amcası Vüheyb’in gözetimi altındaydı. Bir gün evlerine hayırlı bir iş için mübarek bir misafir geldi. Mekke’nin eşrafından, Peygamber efendimizin dedesi, Abdulmuttalip idi gelen. Yakın dostu olan Vehb’in kızı Âmine’yi oğlu Abdullah için istiyordu.

Abdulmuttalib, hanif dinine göre ibadet eden, şerefi itibarı herkesçe malum olan bir kişiydi. Herkesten farklı, fevkalade yanları vardı. Mesela kendisine rüyada Zemzem kuyusunun yeri bildirilmişti. Böyle ilhamlara mazhar bir kişinin, sevgili oğlu Abdullah için seçtiği hanım muhakkak ki sıradan biri değildi.

Abdulmuttalip, Zemzem kuyusunu kazdığı zaman on oğlu olursa onlardan birini Allah için kurban etmeyi adamıştı. On oğlu olunca kura çekilmiş ve kura Hz. Abdullah’a çıkmıştı. Abdullah Allah'a kurban edilmeye itiraz etmedi fakat Allah-u Zülcelal Abdullah’ı yüz deve kurban karşılığı kurban olmaktan kurtardı.

Sima ve huy güzelliği ile herkesin dikkatini çeken Hz. Abdullah, son zamanlarda fevkalade bir hal geçiriyordu. Kendisine bakanlar onda bambaşka bir güzellik ve ilahi bir nur görüyorlardı. Bu sebeple Mekke’nin evlilik çağına ulaşmış kızları arasında Abdullah’ın yolunu kesip ilan-ı aşk edenler bile oluyordu. Abdulmuttalib ise ona Hz. Âmine’yi uygun görmüştü.

İki aile de asalet ve temizlik bakımından birbirlerine denk idiler. Hz. Âmine, neseb itibarıyla asilzade bir aile kızı olduğu gibi, ahlak temizliği ile dikkat çeken, ince ruhlu, zarif ve edebli bir hanımefendi idi. Abdullah’ın alnında parlayan ilahi nurun asıl sahibine annelik etmeye layık bir hanımefendi…

Yeni bir çağ açarak dünyayı şirkin, küfrün ve zulmün karanlıklarından hidayetin aydınlığına çıkaracak Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem işte bu tertemiz gençlerin izdivacı sonucu dünyaya gelecekti.

Allah'ın Dilediği Olur

Düğünlerinden iki ay sonraydı. Hz. Âmine, kocası Abdullah’a güzel haberi müjdeledi: “Bebeğimiz olacak!”

Abdullah bu müjdeyle çok sevinmişti. Ama ne yazık ki yavrusunu bağrına basmak, öpüp koklamak nasip olmayacaktı. Çünkü Allah-u Zülcelal ezeli takdirinde Habib-i Zişan Efendimizin yetim olarak dünyaya gelmesini irade etmişti.

Rabbi ona nazil edeceği ayetleri ta ezelde kendi katındaki kitabına yazmıştı: "Rabbin seni yetim bulup da barındırmadı mı?” (Duhâ, 6)

Mekkeli gençlerin ekseriyeti gibi geçimini ticaret seferlerine katılarak sağlayan Hz. Abdullah, yolculuk sırasından rahatsızlandı ve hayata gözlerini yumdu. Kervan yolculuktan döndüğü zaman, sevgili eşinin yolunu gözleyen Hz. Âmine’ye acı haber verildi.

Gencecik bir gelin olan Âmine, hem sireti hem suretiyle eşsiz bir güzelliğe sahip olan kocasından bu kadar erken ayrıldığına mı yansın, yoksa karnında taşıdığı yavrusunun dünyaya bir yetim olarak gözlerini açacağına mı?

Ama ne tuhaftır ki, Âmine ayrılık acısına rağmen yüreğinde bir hafiflik hissediyordu. Sanki ötelerden bir haber Âmine’nin yüreğine su serpiyordu.

Rüyalar görüyordu Hz. Âmine. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem annesinin gördüğü rüya hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ben atam İbrahim'in duası, İsa'nın müjdesi ve annemin gördüğü rüyayım. Annem rüyasında içinden çıkan bir aydınlığın Şam diyarı saraylarını aydınlattığını belirtmişti. Peygamber anneleri hep böyle rüyalar görürler.”(Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 127, 128).

Rüyasında bir ses Hz. Âmine’ye şöyle diyordu:

“Ey Âmine! İyi bilmelisin ki sen Alemlerin En Hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit oğluna Muhammed adını koy!”

Hz. Âmine bu sırlı rüyayı kayınpederi Abdülmuttalib'e müjdeledi. Abdulmuttalip şaşırmadı hiç. Çünkü o da böyle fevkalade hallere aşina bir zattı.

Hamilelerin ekseriyetle iştahı açılır, bazı yemekleri canları istemezken bazı yemeklere de çok canları çeker. Ama Hz. Âmine’nin durumu bir başkaydı. İçinden gelen bir hisle yediği içtiği lokmalara dikkat eder olmuştu. Sadece önüne gelen şüpheli lokmalar değil, boş konuşmalar, çirkin dedikodular onu çok rahatsız ediyordu. Tenha yerlere çekilip kendi iç aleminde hislere dalıyordu.

Bu kutlu yavruya hamile kaldığı günden beri iyice başkalaşmıştı hali. İçinde tarifi imkansız bir huzur hali vardı. Allah'ın adını andıkça gönlüne bir sıcaklık yayılıyordu. Yüreği iyice incelmişti, gözlerinden yaşlar akıveriyordu. Rabbi onu kutlu doğuma hazırlıyordu.

Kutlu Gece

Nihayet beklenen zaman gelmişti. Rebiulevvel ayının ikinci pazartesi gecesiydi. Güneş tan yerinde doğmadan evvel dünyanın manevi semasına İlahi rahmet ve hidayet güneşi doğmuştu.

O gece Hz. Âmine’nin olanlarla ilgili olarak şöyle söylediği rivayet edilmektedir.

“Ben başka kadınlar gibi gebelik zahmeti çekmedim, ağırlık hissetmedim. Doğum yaklaştığında kulağıma şiddetli bir ses geldi, ürktüm. Ardından bembeyaz renkli bir kuş gelerek kanadı ile sırtımı sıvazladı, benden o korku hali geçti. Yanıma bakınca bana bir beyaz kase ile şerbet verildiğini gördüm. Onu alıp içince her tarafımı nur kapladı. O anda Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem dünyaya geldi.”

Ayrıca çeşitli kaynaklarda, doğum sırasında Hz. Âmine'nin gözünden perdenin kalktığı, Cennet hurilerinin ve meleklerin etrafını sardığı ve birçok harikulade halleri temaşa ettiği rivayet edilmiştir.

Kutlu doğuma şahit olanlardan yardıma gelen Şifâ hatun, Fatıma hatun da fevkalade haller gördüler. Şifâ Hâtun o anı şöyle anlatmıştır:

“Allah’ın Resûlü doğdukları zaman ben oradaydım. Hemen yetiştim. Kulağıma bir ses geldi: ‘Allah’ın rahmeti Onun üzerine olsun.’ Maşrık ile mağrib arası nurla doldu. Hattâ Rûm diyarının bazı saraylarını gördüm. Sonra Allah Resûlünü kucağıma alıp emzirmeye başladım. Üzerime öyle bir hâl geldi ki, vücudum titremeye başladı ve gözlerim karardı. Yavrucağı gözden kaybettim. Bir ses, ‘Nereye gitti?’ diye sordu. ‘Doğuya götürdüler’ diye cevap verildi.”

Bu sözler hiç zihnimden çıkmadı: O zamana kadar ki, Allah Resûlü peygamberliğini ilân eder etmez hemen koştum ve ilk Müslümanlarla beraber iman ettim.”

Fâtıma Hâtun ise, o mübarek gecede doğuma sahne olan evin nurla dolduğunu ve gökteki yıldızların adeta üzerlerine salkım salkım dökülecekmiş gibi sarktıklarını anlatmıştır.

Evlat Hasreti

Hz. Âmine doğumdan sonra mübarek yavrusunu bir süre doya doya bağrına bastı. Ancak Mekke’de hava çok sıcaktı. Aşırı sıcaklığın yanı sıra çevreden veba salgını haberleri geliyordu. Mekke insanların her taraftan hac ziyareti ve ticaret için akın akın geldiği bir yerdi. Bu sebeple veba salgınının buraya ulaşması tehlikesi büyüktü.

Kutlu Nebi’nin dedesi Abdulmuttalip, mübarek torununun hayatı ve sağlığı için onu bir süt anneye vermeye karar verdi. Zaten bu Mekke’de yaygın bir adetti. Hem havası daha serin ve hastalıklardan uzak olan civar yerleşim yerlerinde fasih bir Arapça konuşuluyordu. Ailelerin birçoğu çocuklarının ana dillerini Arapçanın aksansız bir şekilde konuşulduğu bu yerlerde öğrenmesine önem veriyordu. Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam, emzirecek çocuk almak için Mekke’ye gelen süt anne Halime’ye teslim edildi.

Hz. Âmine için evlat hasreti başlamıştı. Ama evladının sağlığı için bu acıya da sabretmesi gerekiyordu. Onun oğlu alemlere rahmet olarak gönderilecekti. Her türlü tehlikeden uzak bir şekilde yetişmesi için her şeye katlanması gerekiyordu.

Hz. Halime, bu mübarek yetimde gördüğü fevkalade hadiseler üzerine onu annesine teslim etti. Hz. Âmine gül kokulu sevgili yavrusuna kavuşmuştu. Onu doya doya bağrına bastı. Fakat bu saadet uzun sürmeyecekti.

Hz. Âmine sevgili eşi Abdullah’ın hasretini biraz olsun dindirmek için onun kabrini ziyaret etmek istedi. Sevgili oğlunu da yanına alıp hizmetkarları Ümmü Eymen ile birlikte Medine’ye yola koyuldu. Medine’de Abdulmuttalib’in dayısı olduğu için ailenin dayıları sayılan Beni Neccar mensuplarına misafir oldular. Bir ay kadar Medine’de kaldıktan sonra Mekke’ye doğru yola çıkan Hz. Âmine hastalandı. Yol üzerindeki Ebva adı verilen yerde ruhunu teslim etti.

Onun vefatına şahit olan bir kadın şöyle anlatmıştır: Âmine'yi vefat ederken gördüm. Oğlu Muhammed yeni boy atmış, beş yaşlarında bir çocuktu ve annesinin başucunda idi. Âmine oğlunun yüzüne bakarak şunları söyledi:

“Ey mübarek çocuk! Ey dünyaya bulaşmadan bir konup, sonra uçup giden güvercin (Abdullah)'ın oğlu!

Baban her şeyin sahibi ve her şeyi bilen Allah'ın yardımıyla oklarla kura çekildiği günün sabahı yüz güzel deve karşılığında kurban edilmekten kurtulmuştu.

Eğer rüyamda gördüklerim çıkarsa sen bütün insanlığa gönderilecek ve helâlı-haramı öğreteceksin. İnsanları hakikate ve İslam'a ulaştıracaksın. Baban İbrahim'in dininde olacaksın. Allah seni bütün putlardan korusun. Senin davan insanlık durdukça devam edecektir. (Bu sözlerden sonra dedi ki;)

Her diri ölecek, her yeni eskiyecek, her yaşlı dünyadan ayrılıp gidecektir.

İşte ben de ölüyorum. Fakat adım ebediyyen kalacak.

Çünkü arkamda bir hayırlı ve tertemiz bir evlat bırakıyorum.”

Annelerin yüz akı o mübarek hanım, bu sözleri söyledikten sonra ruhunu teslim etti. Kendisinin de dediği gibi o her fani gibi bu alemden göçüp gitti ama adı ebediyen dillerde yaşadı.

Allah-u Zülcelal Habibinin dünyaya gelmesine vesile olan o kutlu anneyi inşaallah layık olduğu şekilde mükafatlandıracaktır. Bizlere de anneliğin yüceliğini anlamayı nasip eylesin.


Sayı : 58
Büyük Kapak