Asıl Zenginlik Gönül Zenginliğidir

Sayı : 4 / Haziran 2012, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelal hazretleri bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

“Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınız, nede evlatlarınızdır. Ancak iman edip sâlih amel işleyenler hariç. Bunların yaptıklarına karşılık kat kat ecir vardır. Ve onlar emin olarak en yüksek makamdadırlar.”(Sebe 37)

İnsanın elindeki mal Allah'ın bir emanetidir. Nasıl dünyadaki emanetler zamanı geldiğinde sahiplerine veriliyorsa emanet olan mal da insan öldüğü zaman Allah-u Zülcelal'e geri verilecektir.

Zengin olan kimsenin en fazla aldandığı ve fakirlere karşı kibirlendiği ve ihtiyaç sahiplerine karşı cimrileştiğinin sebebi, Allah-u Zülcelal'in hilmi yani cezalandırmakta acele etmemesi ve malının hiç bitmeyeceğini zannetmesidir.

Hâlbuki nice insanlar vardır ki, önce zenginken bu zenginliklerine aldandıkları için bu gün fakirdirler. Çünkü mal, mülk insanın yanında bir emanettir. Emanet veren zat, bir gün gelir bu emanetini geri alabilir. Onun için Peygamber Efendimiz -sallallahü aleyhi vesellem- bir Hadis-i Şeriflerinde;

“Zenginlik, mal çokluğu değildir. Asıl zenginlik gönül zenginliğidir.” buyurmuştur. (Müslim, 1741)

Gönlü zengin olan kimsenin, eli de zengin olur. Elinde bulunan küçük bir şeyi ihtiyaç sahiplerine verir. Ama cimri olan kimse, bütün dünya kendisinin de olsa, hiç kimseye bir şey vermez ve bu halinin daima böyle devam edeceğini zanneder. Hâlbuki Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede; “Ey insan! Çok cömert olan Rabbine karşı, seni aldatan nedir ki? buyurmuştur.

Resûlullah -aleyhissalâtu vesselâm- buyurdular ki:

“Âdemoğlu için iki vâdi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder.” (Buhârî, Rikâk 10)

Allah-u Zülcelal ise bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

“Karun ihtişam içinde kavminin içine çıkınca, dünya hayatını arzulayanlar: “Keşke Karun'a verilenin benzeri, bizim de olsaydı” dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler; “ Yazıklar olsun size! İman edip salih amel yapanlara Allah'ın mükafatı daha hayırlıdır. Ona ancak sabredenler kavuşabilir.” Nihayet biz, Onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler; “Demek ki Allah, kullarının dilediğine rızkı çok da verir, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi” demeye başladılar.” (Kasas, 79-82)

Gerçek fakirlik, fakirlikten korkmaktır. Zenginlik ise, Allah-u Zülcelal'e güvenmektir.
Eğer fakir olan bir kimse, Allah-u Zülcelal'in bu takdirine razı olmaz, daima şikâyet eder ve haram yollardan mal kazanmaya çalışırsa, o kimse çok büyük bir yanlışın içinde demektir.

Peygamberimiz -sallallahü aleyhi vesellem- bir hadis-i şeriflerinde;

“Müslüman olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allâh’ın kendisine verdiği nîmete kanaat eden kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (Müslim, Zekât, 125) buyurmuştur.

Kanaat, bitmeyen bir zenginliktir. Kanaat sahibi kimse, zillet ve alçalmadan kurtulur.
“Sizden her hangi biriniz canı ve malı emniyet içinde, vücûdu sıhhat ve âfiyette, günlük azığı da yanında olduğu hâlde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibidir.” (Tirmizî, Zühd, 34)

Fakir olan kimse her şeyden önce Allah-u Zülcelâl' in bu takdirine karşı kalben itiraz etmemelidir. İffetli, tokgözlü olmalı, halinden şikâyetçi olmamalı ve fakirliğini gizlemeye çalışmalıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz -sallallahü aleyhi vesellem- bir hadis-i şeriflerinde;

“Muhakkak Allah çoluk, çocuk sahibi, iffetli ve başkalarının malına göz dikmeyen fakiri sever” (İbn-i Mace) buyurmuştur.

Yukarıda geçtiği üzere, mal dünyanın mahsulüdür ve bu mahsul, bir gün bizim elimizden çıkacaktır. Kıyamet gününde elimizde kalacak olan sâlih amellerdir.

Mal da sâlih amel yapmanın bir vasıtasıdır. O vasıta, elimizden çıkmadan önce, Allah-u Zülcelâl' in razı olacağı sâlih ameller yapmamız lazımdır.

Zengin olan kimseler kendilerine vermiş olduğu nimetlerden dolayı Allah-u Zülcelâl' e hamd-u senada bulunmalı, bu varlığını büyük bir fırsat bilip Allah-u Zülcelâl' in rızasını kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmalıdır.

Bir zengin takva sahibi olursa, Allah-u Zülcelâl onun mükâfatını iki kat verir. Hz. Ali –kerremallahu veche- demiştir ki;

“Mal, dünyanın mahsulü, sâlih amel ise ahiretin bir mahsulüdür. Allah-u Zülcelâl bazı kimselere her ikisini de vermiştir.”

Fakat zenginliğinden dolayı kibir ve ucuba düşer, insanları hor görür, muhtaçlara yardım etmezse, bu zenginlik belki, o kimseyi dünyada zahiri olarak rahat olarak yaşatır ama ahirette onun için büyük meşakkat olur.

Onun için Hz. İsa –aleyhisselam-'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bir dilenciyi kapısından umutsuz olarak çevirenin evine, rahmet melekleri yedi gün uğramazlar.”

Zenginlik bir insan için çok büyük bir fırsattır. Onun için, Peygamber Efendimiz -sallallahü aleyhi vesellem- bir hadis-i şeriflerinde;

“Fakirlikten önce zenginliğin kıymetini bilin” (Hâkim ve Beyhâkî) buyurmuştur.

Ancak, zenginliğin iki yönü vardır. Zengin olan kimse, zenginliğini Allah yolunda kullanır, fakirlerin hakkını gözetirse, bu zenginlik o kimseye cennet yolunun üzerinde bir rehber olur.

Ama zenginliğini nefsinin arzu ve isteklerinin peşinde kullanır ve o zenginliğin üzerinde hakkı olan fakirleri gözetip ihtiyaçlarını karşılamazsa, cennet yolunun üzerinde büyük bir engel olur. Nitekim Hz. Ali -kerremallahu veche- demiştir ki;

“Allah fakirlerin ihtiyaçlarını, zenginlerin mallarında takdir etmiştir. Fakirin açlığı, zenginin onun hakkını vermemesi sebebiyledir. Allah-u Zülcelâl onlara bunun hesabını soracaktır.”

Zengin olan kimse, bu zenginliğinin üzerinde fakirlerin ve muhtaçların hakkı olduğunu bilir ve onlara bu haklarını verirse, malıyla Allah-u Zülcelâl' in emrine uyduğu için, Onun rızasını kazanabilir. Çünkü Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede;

“Mallarında, dilenen ve mahrum (olanlar)'ın hakkı vardır.” (Zâriyât; 19) buyurmuştur.

Eğer zengin olan kimse, malından fakirlere Allah'ın rızasını kazanmak ve onların hakkını yerine getirmek için harcama yapmazsa;

“Kıyamet günü vay o zenginlerin haline! O gün fakirler;
“Ya Rabbi! Onlar haklarımızda bize zulmettiler” derler. Allah-u Zülcelâl buyurur ki;
“Bu gün sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım.”

Buna bakarak, zengin olan kimselerin fakirlere yardım etmesi, hem çok güzel bir huy, hem de kıyamet gününde kurtuluştur.

İnsan, bir mala kavuşup da zengin olduğu zaman, bu zenginliğin, Allah-u Zülcelâl' den geldiğini unutmamalıdır. Çünkü Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede;

“Seni fakir bulup, zengin etmedi mi” (Duha; 8) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz -sallallahü aleyhi vesellem- de;

“ Azdıran zenginlikten korunun ki, tehlikeden korunasınız.” (Tirmizî) buyurmuştur. Onun için Lokman-ı Hekim, zenginlerin yanından geçerken;

“Ey nimet ehli! En büyük nimeti unutmayın” derdi. Lokman-ı Hekim'in bu sözünde çok büyük bir ders vardır.
Allah-u Zülcelâl bazı kullarına mal vererek, zengin yapmıştır. Nitekim bir ayet-i kerimede;

“Doğrusu, Rabbin rızkı dilediğine çok, dilediğine az verir.” (İsra; 30) buyurmuştur.

Unutmamak gerekir ki insanların zengin veya fakir olması Allah-u Zülcelâl' in taksimatıdır. Fakirlik de Allah-u Zülcelâl' in bir takdiridir. Fakirliğin de iki yönü vardır. Eğer insan, fakirliğine kanaat eder ve bunun Allah-u Zülcelâl' in bir taksimi olduğunu bilir ve halinden şikâyet etmezse, bu hali kendisine cennet yolunun üzerinde bir rehber olur.

Ama devamlı olarak halinden şikâyet eder ve Allah-u Zülcelâl' in taksimatına razı olmadığını hal ve hareketleri ile ortaya koyarsa, bu hali de cennet yolunun üzerinde büyük bir engel olur. Fakir olan kimselerin, durumlarından şikâyet etmeyip, asıl zenginliği kanaat ve rıza halinde aramaları çok güzel ve Allah-u Zülcelâl' in hoşuna giden bir durumdur.


Sayı : 4
Büyük Kapak