Çatışan Değil, Dayanışan Aile

Sayı : 46 / Aralık 2015, Konu Başlığı : Tefekkür

İnsan, kendisini yaşamın oluruna bıraktığında, dışarıda yaşananlardan etkilenir. İslamî aile, yaşamın oluruna bırakılmayacak kadar kıymetlidir.

İslam’da aile mahrem bir alandır; İslamî mimaride fizikî olarak da görüleceği gibi dışarıya karşı korunmuştur. Geçmişin Müslüman köşk ve sarayları, yüksek duvarlarla çevrilidir ve “harem” denen, her gelenin giremediği, evin misafirlerinden dahi korunmuş özel bir alana sahiptir. Helal olan, o alana uğrar; haram olan, o alanın dışında durur.

Bugün, her birimizin öyle konaklara sahip olma imkânı yoktur. Ama biz, kendi manevi haremimizi inşa etme imkânına sahibiz.

Kendimiz için manevi bir harem alanı inşa etmemiz, ailemizi dışarının İslam’a muhalif etkilerinden korumamızdır. Kendimizle İslam dışı olan her şey arasında bir tür “aile gümrüğü” inşa etmemizdir.

Gümrükler, bir ülkeyi kaçak mallardan nasıl koruyorsa bizim “aile gümrüğümüz” de bizi öylesine, İslam’a muhalif fikir, anlayış ve davranışlardan korumalıdır.

İslamî aile ortamı haremdir; o ortama haram olan giremez. Helal olmayanın orada yeri yoktur. Başkasına ait olan, orada bulunmaz; orada konuşulmaz. O manevi harem alanının en çekirdek kısmında biz varız ve bizi ilgilendirenler vardır. Özellere sahip olmak, aile olmanın gereğidir; aile olmanın bir ayrıcalığıdır.

Ne yazık ki çağın sokağına, kentine, eğitim alanlarına, medyasına, giyim tarzına İslam hükmetmiyor.

Evimizdeyken, sokağımızdayken, kentimizdeyken, eğitim alanlarımızda iken bize ait olmayan ile, hatta bize haram olan ile yüz yüzeyiz.

Kendimizi yaşamın oluruna bırakırsak, manevi harem alanımızın gümrük kapısını açık bırakırsak İslam’a muhalif nice söz, nice alışkanlık üzerimize hücum edecek; Allah-u Zülcelâl muhafaza buyursun haremimize haram girecektir. Ailemiz, bize aittir; bizden olanla donanmalı, bizden olanla süslenmeli, bizden olanla dolmalıdır.

Ne yazık ki etrafımızı Batı’nın batılı sarmış. Batıl olanlar, haremimizin gümrük kapılarını zorluyor. Bir ülkenin pazarına güç kullanarak gümrüksüz giren zorba tüccarlar gibi bu batıllar, haremimizin kapısından denetimsiz girmek istiyor.

Batı Bize Yön Vermek İstiyor

Batı, ben sana ait olan her yerde var olacağım ve sen, beni sınırlayamazsın, diyor. Yaşamda en özelimiz olan, ailemizin içine kadar giriyor. O en özel yerde, haremimizde kendi haramlarıyla var olmak, bize emretmek, bize yön vermek diliyor. Oysa biz, ondan çok farklıyız. Ondan bağımsız olmak, ona karşı korunaklı olmak, ona karşı hudutlara sahip olmak zorundayız.

1. Batı’nın yaşam anlayışı, sekülerdir (dünyevidir), vahiyden kopuktur. Kendisine yön verirken Allah-u Zülcelâl’in emir ve yasaklarını dikkate almaz.

2. Batı’nın yaşam anlayışı, bencil ve ferdiyetçidir. Onun öncülerinden biri bu anlayışı, “kendi dışındaki her şeyi çantaya koyarak değerlendirmek, geriye sadece kendini bırakmak, sonra bütün dünyayı kendi penceresinden değerlendirmek” diye açıklar.

3. Batı’nın yaşam anlayışı, hazcıdır. Bu anlayış, hakka değil, doğruya değil, hazza bakar. Haz aldığı zararlı da olsa ona ulaşmayı hak sayar. Öyle ki yıkımda, kırıp dökmekte dahi bir haz buluyorsa onu meşru sayar. Batılılardan biri bunu “ Ne olursa olsun, daima istediğinizi yapınız. Önce kendinizi seviniz, sonra yakınlarınızı. Şehveti, hükmetme hırsını, bencilliği kötülük sayarlar. Bunlar erdemdir, mutluluktur.” diye açıklar.

4. Batı’nın yaşam anlayışı çıkarcıdır (menfaatperesttir). Helale harama değil, hakka hukuka değil, menfaate bakar. Bir işte menfaati varsa haram olup olmadığına bakmaksızın onu alır.

Dikkat edilirse bu özelliklerin tamamı, şeytan aleyhillanenin nefsimize fısıldadıklarıdır. O batıllarla, bize vahiyden koparmak, Rabbimizin bizim için tayin ettiği hususlardan uzaklaştırmak, bizi nefsimize esir etmek ister. Vahyi dikkate almadan, kendimize uyduğumuzu zannettiğimiz yerde, aslına bize o aleyhillaneye, ona ve onun dostlarına uymuş oluyoruz.

Bu özelliklerle donanmış, bir kadının resmini düşünelim: Allah’ın emir ve yasaklarından uzaklaşmış. Bencil, ferdiyetçi, hazperest, menfaatperest bir kadın... Müslümanın hareminde böyle bir kadın... Müslüman toplumun çekirdeği olan ailenin merkezinde Batı’nın batılına, dolayısıyla nefsine esir olmuş bir kadın... Bize ne kadar da uzak... Bize ne kadar da yabancı...

Yukarıda ifade edilen özellikler üzerine oturan Batılı yaşam, tabiatı ve fikri itibariyle çatışmacıdır. Batılılara göre var olmak ve ilerlemek çatışmakla mümkündür. İnsanın doğayla, güçsüz olanın güçlü olanla, yoksulun zenginle, patronun işçiyle, yenin eski ile, gencin yaşlı ile, çocuğun baba ile, kadının erkekle, karının kocayla çatıştığı bir yaşam anlayışıdır bu.

Dolayısıyla Batı tarzı aile de bir çatışma alanıdır. Kadın ve erkeğin, çocuklar ve ebeveynin birbirlerine karşı sürekli iktidar savaşı verdikleri, birbirleri ile üstünlük mücadelesi içinde oldukları, ailenin karar mekanizmasında ve imkânlarının kullanılmasında birbirleri ile sürekli çatıştıkları bir aile ortamı...

Burada karı-koca yoktur. Bu, eşlerin ailesidir. Reissiz bir ailedir. Bu ailede hiçbir şey tabii değildir. Her şey çatışma sonuca ulaşılan bazı katı kurallarla, hatta yasalarla tayin edilmiştir. Karı ve koca, hatta çocuklar ve ebeveyn (anne-baba) birbirlerine sürekli kanunları hatırlatır. Birbirlerini mahkemeye vermekle tehdit ederler.

Böyle bir ailenin yaşam saati elbette dağılmaya ayarlanmıştır ve nitekim Batı’da aile günden güne dağılmakta, tükenip yok olmaktadır.

İslam Ailesi Nasıl Olmalı?

Bizim ailemiz, “Müslüman aile” olmakla ondan çok farklı olmak, ona karşı korunaklı olmak, ona karşı manevi memurlarının her zaman uyanık olduğu sıkı bir gümrüğe sahip olmak durumundadır.

Bizim yaşam anlayışımızda ilerlemenin esası, çatışmak değil, dayanışmaktır, ittifak yapmaktır, birlik olmaktır, bir olmaktır.

Allah-u Zülcelâl, buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun. Sakın siz Müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin.
Hepiniz topluca sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın.
Hani siz birbirinize düşman idiniz. Allah gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.
Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken, oradan da sizi O kurtarmıştı.
İşte Allah, doğru yolu bulasınız diye size âyetlerini böyle açıklıyor.” (Âl-İ İmran; 102-103)

“Kendisine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran; 105)

“Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal; 46)

Hüküm açık: Güçlü olmak; ittifak içinde olmakla, birlik olmakla, bir olmakla mümkündür.

Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, buyuruyor:

"Hiçbiriniz, kendisi için arzu ettiği şeyi kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhârî, İmân, 7)

“...Her kim bir kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da o kimseden kıyamet gününün bir sıkıntısını giderir. Her kim bir Müslümanın kusurunu örterse, Allah da kıyamet gününde onun kusurunu örter.” (Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58)

Hazret-i Ömer radiyallahu anh Efendimiz, Kudüs halkına verdiği emannamenin hutbesinde sözlerine şöyle başlamıştır:

“Hamd olsun o Allah’a ki bizi İslâm dini ile aziz etti. İman ile şereflendirdi. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine bizi rahmetine nâil kıldı. Dalâletten kurtardı. Dağınık iken onun sayesinde bir araya getirdi. Kalplerimizi birbirine ısındırdı. Düşmanlarımıza karşı muzaffer kıldı. Memleketler ihsan etti. Bizi birbirini seven kardeşler haline getirdi. Ey Allah’ın kulları! Bu nimetlerden dolayı Allah’a hamd ve senâ ediniz.”

Merhum Mehmet Akif, kuvvet anlayışımızı,

“Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez,”
dizeleriyle ifade etmiştir.

Bu yaşam anlayışı içinde bizim ailemiz (Müslüman aile) , “çatışan aile” değil, “dayanışan aile”dir. Bizim ailemiz, ev içinde iktidar alanını, karar verme konumunu genişletmek için birbiriyle mücadele eden aile değil, bir reisin etrafında kümelenen, o reisin hakta yardımcıları olan, onu haramdan alıkoyan, onu daima doğruya, helale yönelten bireylerden oluşan ailedir.

Bosna’nın merhum kahramanı Aliya İzzetbegoviç, “Doğu ile Batı Arasında İslam” adlı eserinde, aileyi, birbirlerinden hiçbir karşılık beklemeden birbirlerinin maddi ve manevi ihtiyaçları için çalışan kişiler topluluğu olarak tanıtıyor. Karşılığın beklendiği yerde, aile tehlikeye girer, diye uyarıyor. Bu, İslamî özveridir. Müslüman aile, çoğu zaman bu özveri ile ayakta durur.

Allah-u Zülcelâl, Bakara 187’de Müslüman karı-kocanın konumunu “Onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz.” diye beyan buyuruyor.

Bu konumda birbirini tamamlama, birbirini haramdan koruma, birbirinin eksiklerini görmezden gelme, birbirinin sırlarını dışarıya karşı koruma vardır. O bir olunan yerde, başkası yoktur. Orası haremdir, başkasına haramdır. O özel hayat, başkasına duyurulamayacağı gibi başkasına ait özel de oraya taşınmaz.

Mü’min erkekle ile mü’min kadının birbirini tamamlaması sadece özel alan içinde de değildir. Dikkat edilirse bizde Selçuklulardan, Osmanlılardan kalma vakfiyelerin pek çoğu kadınlara aittir. Nice şehrimizde “Valide” vakfiyeleri, camileri vardır. O günün mü’min erkekleri cepheden cepheye gaza yaparken mü’mine kadınlar da onların cephede meşgul olmasından kaynaklanan halka hizmet boşluğunu doldurmuş, vakfiye yapma, cami yapma işini bizzat üstlenmiştir.

Evin içinde ve dışında dayanışmak, birlikte var olmak, bir olmak, birbirinin açığını kapatmak, birbirinin eksiğini tamamlamak, bir bütün olup ittifakla güç bularak yükselmek budur.

Ve son söz, Hz. Ali radiyallahu anh Efendimiz’den...

“Yoğun koşuşturma ve meşguliyetlerin ardından eve gelip Fatıma'nın yüzüne baktığımda bütün gam, üzüntü ve yorgunluklarım yok olup giderdi.”

Ne mutlu onların yolundan gidenlere...

Ne mutlu yaşamın esası olarak batıl aklı değil, vahyi; bencilliği değil, özveriyi; doyumsuz hazzı değil, helali ve çatışmayı değil, dayanışmayı seçenlere...


Sayı : 46
Büyük Kapak