Ateş Diyarında Gül Yetiştirenler (röportaj)

Sayı : 7 / Eylül 2012, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

Peygamberimiz buyuruyor:
“Sizin en hayırlılarınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerdir” (Buhari Fadail ul-Kuran, 21)

Kur'an-ı Kerim’i öğretmeye adanmış bir ömür, zaten başlı başına bir hayır, hele bir de bu hizmeti mahrumiyet bölgelerine götürmek… Senelerden beri dinini öğrenmekten uzak tutulmuş bir memlekete ilim ve hizmet kervanı götürmek… Susuzluktan şerha şerha yarılmış bir toprak gibi, dini ilimlere muhtaç bir diyara, Azerbaycan’a Kur’an Kursu açmak…

“Azer” kelimesi eski dilde ateş demekmiş. Eski çağlarda ateşe tapanların diyarı manasında verilmiş bu ad. Sonra İslam dini yayılınca ateş diyarında Fuzuli gibi güller açmış. Ama zalimlerin çelikten silahları ve soğuk betonları soldurmuş o gülleri.

Şimdi, aradan geçen onca yıldan sonra yeniden ateş diyarında güller açtırmak mümkün olabilir mi? Kur’an kursları açmakla hizmet bitmiyor. Bu kursta kim eğitim verecek? Hıristiyanlığı yaymak için Misyonerlerin her türlü fırsatı değerlendirdiği, çeşitli inanç gruplarının meydanı boş bulup cirit attığı bir memleket burası…

İşte açılan bu kursta İslam’ı sevdirecek bir eğitim vermek için, doğup büyüdüğü memleketinden ayrılan, daha önce adımını bile atmadığı bir ülkeye giden genç bir çiftin hikayesi bu… Böyle bir hizmete adanmış bir aileyi, bilhassa hanım kardeşimizi sizlerle buluşturmak istedik. Azerbaycan’daki Şebnem Kız Kur’an Kursu hocası ve idarecisi Meryem Demir’le sizin için söyleştik.

İslami Hayat: Es-Selamu aleykum öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Meryem Demir:
Bursa’da Dünyaya geldim. İlkokulu okuduktan sonra o zamanlar yeni yeni açılan Anadolu İmam Hatip Lisesinde ortaokula başladım. Anadolu İmam Hatip Lisesi adını bir arkadaşımdan duymuştum. Ailem için çok da önemli değildi. Kendi kendime dershanelerin düzenlediği bedava imtihanlara girip test çözme tekniklerini öğreniyordum. İlkokulda öğretmenden yana pek nasipli değildim. Sağ olsun, o zamanlar (sözde) daha iyi eğitim alalım diye sınıflara televizyon koymuşlardı. Öğretmenimiz de derste Türk filmi açar, izletirdi. Buna rağmen Rabbim nasip etti, Anadolu İmam Hatip Lisesine girdim. Orta sonda başörtü problemleri çıkmaya başlayınca çok sevdiğim halde okulumu değiştirmek durumunda kaldım. Liseye özel bir lisede başladım. Çok istenen şeyler nasip olmazmış… İmtihan diyebiliriz buna… Lise sonda da başörtü problemi yakamızı bırakmadı. Üniversite imtihan puanım burslu üniversiteleri tutmasına rağmen tercih yapmadım ve işte dönüm noktam buradan itibaren başladı…

İslami Hayat: Siz bundan sonra Kuran kursunda eğitiminize devam ettiniz. Şimdi de Azerbaycan’da bir Kur’an kursunun öğretmeni ve idarecisisiniz. Bize buraya geliş hikâyenizi anlatabilir misiniz? Nasıl oldu?

Meryem Demir:
Babam sürekli Kur’an Kursuna gitmemi istiyordu ve ben de lise eğitimi süresince yaz dönemlerinde gidiyordum… Tabi, bizim zamanımızdaki Kuran kursları gençlik için çok cezb edici değildi. Gençlik hali, “Bir yerde sabahtan akşama kadar hiç dışarı çıkmadan nasıl kalırım” endişesi taşıyorum. Bir gün de değil, bir hafta boyunca. Ama bizim ailemizin düzeni gereği, babama hürmetimiz sonsuz… Hiçbirimiz üzülmesini istemeyiz… Ben de sırf babamı kırmamak için “Tamam” dedim ama dediğim gibi kaygılıyım. Bir yandan da yiğitliğe laf gelmesin diye bir şey diyemiyorum… Velhasıl gittik… Şimdi “Binlerce kez hamdolsun” diyorum. Beni oraya çağıranlara da, gönderenlere de minettarım… Yaz kursları, bilirsiniz, daha rahat olur… Sıkılmaz talebe… Belletmen ve hocalarımın hepsi güzel insanlardı… Saliha hoca vardı, o zaman Aziz Mahmud Hüdayi kursunda, ev ekonomisi hocası; hala talebelerime ve hoca hanım arkadaşlarıma anlatırım… Yanına giderdik, iki arkadaştık. ‘Hocam ben daraldım bir son durağa gitsek’ derdim. Kursumuzun yakınlarında son durak denilen bir meydanlık vardı. Hafta içi de olsa bizi kırmazdı, sağ olsun, bir nefes almamıza müsaade ederdi. Her talebeye de yapmazdı ama… Bize güveniyordu demek ki… Eğer Saliha hoca olmasa o kursta duramazdım herhalde… Lise 2 ve lise 3’ün yaz kursuna giderken alıştım tabi. Lise 3’ten sonra da bir yıl ara verip kış kursuna gittim. Kış kursunun sonunda benim için değeri takdir edilemez Büyüğüm, beni bir beyefendiyle görüştürmek istediğini söylediler. Şeref bilip kabul ettim. Güya görüştüm ama başımı kaldırıp baktım mı, bilmiyorum. Beyimi dışarıda görsem tanımazdım, diyebilirim. Nasipmiş, kabul ettik. Birbirimizi yüz yüze belki on kere görmemişizdir, evlendik ve gurbete çıktık. Beyimle birlikte Azerbaycan’da dini ilimler ve hizmetlerle ilgili bu görevler nasip oldu.

İslami Hayat: Öğrencilik yıllarınızda hiç hayal eder miydiniz böyle bir hizmeti?

Meryem Demir:
Ben hep yurt dışında eğitim almayı hayal ederdim. Başörtüsü problemi sebebiyle Türkiye’de üniversite okuyamayan başarılı kız öğrencilere, bursla yurt dışında okuma teklifleri yapılıyordu. Bana da yurt dışında burslu eğitim teklifi gelmiş olmasına rağmen, ailem, “Kız çocuğunu gurbet ele gönderemeyiz” diye razı olmamıştı… Şimdi düşünüyorum da, demek ki Güzel Mevlam benim psikolojimi hazırlamama bu isteği vesile kılmış… Belki hedeflediğim üniversitede okuyamadım, ama, bu benim için ahiret sermayesi olacağını düşündüğüm bir kapıyı açtı… Hiçbir şey hayatın sonu değil hatta daha farklı hayatların başlangıcı olduğunu öğretti, Azerbaycan bana… Bu hizmet beni büyüttü... Geliştirdi…

İslami Hayat: Buraya gelirken endişeleriniz olmadı mı hiç?

Meryem Demir:
Azerbaycan denince hep aynı soru gelir bana “Nasıl kabul ettin?” Hatta annem sürekli “Meryem sen hiç tanımadığın adamın koluna gir, git Azerbaycan’a “ diye ağlardı… Ama ben yurtdışı diye hiç kaygı duymadım… Benim buralara gelmeme vesile olan insan o kadar güzel biri ki, “Beni tehlikeye atmaz” düşüncesiydi, belki benim içimi bu kadar rahat hissettiren… Büyüğüm benim için baba gibiydi hatta daha yakın. İster mi, evladının zayi olmasını...

İslami Hayat: Gurbette hizmet etmek nasıl bir duygu?

Meryem Demir:
Lise dönemimde böyle bir hizmetin parçası olmanın değeriyle, Aziz Mahmut Hüdayi Kız Kuran kursunda okuduğum yıllardaki hizmetin bendeki değeri çook farklı. Hatta kursta okuduğum yılda bir arkadaşım “Bana öyle geliyor sen yurt dışında hizmet edeceksin” demişti. “Hadi canım sen de” demiştim. Nasip olur mu? Sahabe Efendimiz gibi bir yerden bir yere tebliğ için gitmek ve orada Peygamber mesleğini icra etmek… Rabbim nasip etti şükürler olsun… Bir güzelliğin güzel bir parçası olmak, güzel bir duygu… Elbette memleketimizi özlüyoruz, zaman zaman dönme duygusu ağır basıyor. Hizmetimiz bereketli, mesleğimiz şerefli, insanların öğrenme iştiyakı, büyüklerimizin duası motivemize vesile. Elbette imtihanlar oluyor. Burada olmasak Türkiye’de olsak da imtihanlarımız olacak... Kaldıramayacağımız yük verilmez inşallah.

İslami Hayat: Geldiğiniz zaman nasıl bir durum vardı? Azerbaycan’da dini ilimlere ihtiyaç ne durumdaydı?

Meryem Demir:
Azerbaycan’da 9 yılı bitirip 10. Yılımıza geçtik. Çok güzel insanlarla tanıştık. İlk geldiğimizde dört yıl Azerbaycan’ın Zakatala şehrinde yaşadık. Hatta evlendiğimizde sorarlardı “Balayına nereye gideceksiniz?” diye “Zakatala’ya” derdim… Hala balayındayız anlayacağınız… Orada ailem diyebileceğim insanlar kucakladı beni. Hatta annem ve babam Azerbaycan’a gelince, misafirliğe onlara götürdük. Annem, tanımadığı halde, “Sana oralarda annelik yaptı” diyerek Firdevs Abla’ya her yıl hediye gönderir… Komşum (?) Firdevs abla da anneme, mürebbe gönderir. -Burada reçele mürebbe denir.- Din kardeşliği insanın iç ve dış huzuru için çok önemli. Karın kardeşleri ile hep aynı mekanda olman her zaman mümkün değil. Bu sırada din kardeşliği devreye giriyor işte. Azerbaycan halkı özlerinde saf ve temiz. Zaten Müslüman bir memleket, sadece bir dönem dinleri unutturulmuş. Tozlu bir ayna gibi, tozlar siliniyor şimdi… Zakatala’da gündüzlü kursta iki yıl hizmet ettim. Orada elli yaşına gelmiş teyze, kelime-i şehadeti unutmuş, söyletmeye çalışırsın. Ama azmi sayesinde, imtihan birincisi yine aynı teyze olmuştu. Zaten hanımların çoğunluğu öğretmen, eğitime çok önem veriyorlar. Çok kitap okuyorlar. Dini yayınlara talep güzel. Dergiler olsun, kitaplar olsun. Azerbaycan Türkiye kardeşliği çok eskilere dayanmakta… Kardeşliğin muşahhas örneği; Çanakkale Savaşında Anadolu-Türk kardeşleriyle beraber omuz omuza savaşmış ve canlarını feda ederek Çanakkale şehitliğinde abideleşmiş Azerî şehitleridir. Aynı şekilde Azerbaycan 1917-1918’li yıllarda haksızlıklara maruz kalırken Nuri Paşa komutasında Kafkas İslam Ordusu Azerbaycan’a Bakü’ye gelerek Azerbaycan’lı kardeşleriyle çarpışarak şehit olmuş, bu kardeşliğin sembolü Bakü Şehitler Hıyabanında abideleşmiştir. Bu gün de bu kardeşlik tüm sıcaklığı ve fedakarlığıyla, karşılıklı olarak devam etmekte… ‘Bir millet iki devlet’ sözünün muşahhas örneklerini, sizleri evlerine davet ettiklerinde, bir çay getirdiklerinde gözlerindeki sıcaklığa bakarak yaşarsınız.

İslami Hayat: Kurstan bahsedersek, kaç öğrenciniz var? Genellikle kimler, hangi yaş grubu?

Meryem Demir:
200 talebemiz yüzüne sınıfında, 17 hafızımız, iki âmâ talebemiz, bir ama hocamız var. Ekim ayında 13 hafızımızın merasimi olacak Rabbim nasip ederse. Talebelerimizi kursumuza kayıt yapabilmemiz için ya 9. sınıfı -burada 8. sınıftan sonra değil 9. sınıftan sonra ortaokul bitiyor- ya da 11. sınıfı bitirmesi gerekiyor. Talebelerimiz kursa gönülden bağlı. Hatta Kurban bayramı, Ramazan bayramı gibi zamanlarda, evlerine gitmek istemeyenlerin sayısı çok oluyor. Özellikle aile problemi olanlar burayı bir aile gibi görüyor. Kursumuzda dini eğitimin yanında çeşitli aktiviteler de mevcut. Ebru hobisi, boncuk hobisi, yemek hobisi, dikiş hobisi, İngilizce hobisi, bilgisayar hobisi gibi faaliyetlerle kişisel gelişimlerine de destek vermekteyiz.

İslami Hayat: Türkiye’ye gelebiliyor musunuz? Ailenizle nasıl görüşüyorsunuz? Hangi imkanlar var?
Meryem Demir:
Yaz tatillerinde ve dönem aralarında imkanlar el verdiği ölçüde Türkiye’ye gidiyoruz. İlk evlendiğimizde bir iki yıl otobüsle gittik. Kendi arabamızı alınca arabamızla, aralarda uçakla… Mesafe çok uzak olmadığı için gidip gelmeler, maddi imkanlar el verdiği ölçüde, problem değil. İnsanın hizmet ettiği yerler ikinci memleketi oluyor. Hizmet ettiğiniz yerden uzaklaşıp doğduğumuz memlekete gidince buraları özlüyoruz, buraya gelince de oraları… Hatta Zakatala’dan Bakü’ye taşınırken Bursa’dan Azerbaycan’a geliyormuş gibi ağladım. Arkadaşlar “İkisi de gurbet değil mi? ne fark eder” diyordu. Şimdilerde ne zaman bir haftalık tatilimiz olsa, üç gün için olsun, soluğu Zakatala’da alırız.

İslami Hayat: Siz evlisiniz, iki çocuğunuz var. Ev hayatınız nasıl? İkisini nasıl götürüyorsunuz?
Meryem Demir:
Kızım 8 yaşında, oğlum 3,5 yaşında. Burada beş Türk aileyiz. Azerbaycanlı komşularımız da var, hepsiyle büyük bir ailenin üyeleri gibiyiz. Herkes birbirine destek oluyor. Komşu olarak değil, biz onlarla hakikaten aileyiz. Kızımı Zakatala’da büyüttüm. Ben de onunla beraber büyüdüm. Lakin oğlumu nasıl büyüttüm, anlamadım. Ne zaman başım sıkışsa, iki tane ablam var, apartmanda, onlar destek oluyor. Biri Ahmet Yusuf’un anneannesi, biri babaannesi gibi… Fatma teyzesine “Mama teyze” der bir de Seda teyzesi var. Onlar bizsiz Türkiye’ye gitse, döndüklerinde iki hafta naz yapar “neden bıraktılar” diye. Rabbim, yolunda edilen hizmetlere yardım da ediyor. Burada yoğunluğum Zakatala’daki işime göre daha fazla ama çocuklar -elhamdulillah- zayi olmuyor. Kursta idareci olduğum için akşamları da kursa gitmem gereken zamanlar oluyor. O zamanlarda babamız devreye giriyor. Bizlere de talebelerimizi daha güzel yetiştirmek için daha azimli olmak düşüyor. Buraları yapanlara, yaptıranlara vesile olanlara bir vefa borcumuz var bu vefa borcunu saniye saniye işlenen hizmetlerle ödeyebiliriz ancak. Rabbim ahirette mizanlarına koysun, burada okunan Kuran’ları ve yapılan güzellikleri. Onlar her yıl yüzlerce talebeye ulaşmamıza vesile oluyorlar.

İslami Hayat: Çok teşekkür ederim bize zaman ayırdığınız için. Ayrıca bizim bu mahrum diyarlardaki temsilcimiz olduğunuz, bizim yapamadığımızı yaptığınız için de… Allah hizmetlerinizi kat kat bereketlendirsin.
Amin.


Sayı : 7
Büyük Kapak