Atom Aileler, Emo Çocuklar ve AB Projeleri

Sayı : 4 / Haziran 2012, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

Büyük filozof Eflatun’a sormuşlar:

-İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?

Eflatun “Dört şeylerine şaşarım” demiş:

- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler.
- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, sonra sağlıklarını geri almak için para öderler.
- Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Eflatun bugün hayatta olsaydı herhalde şaşırdığı şeylere şu beşincisini de eklerdi: “Anne-babalar hep çocukları için çalıştıklarını söylerler ama çocukları için çalışırken çocuklarını kaybederler.”

***

Modern yaşam biçimi “çekirdek aile” modeliyle geniş aileyi tahrip etti. Şimdi çekirdek aile de tehdit altında. Adına “Atom Aileler” diyebileceğimiz yeni bir aile biçimiyle karşı karşıyayız.

Sabah olunca anne-baba işine, çocuk da kreşe gidiyor. Sadece akşam yemeğinde bir araya gelebilen aile -kimi zaman bu da mümkün olmuyor- bütün psikolojik enerjisini işyerinde tüketiyor. Birbirleriyle konuşmaya, sohbet etmeye güçleri kalmıyor.
Güler yüzünü, sabrını, hoşgörüsünü, bilgisini evin dışında harcayan anne-baba, eve sadece iş ortamından yüklendiği stres ve öfkeyi getiriyor. Birbirine en yakın üç kişi, birbirinden uzak üç farklı dünyayı yaşıyor.

Çekirdek ailede anneanne, babaanne ve dedeleri sadece yaz tatillerinde görerek büyüyen çocuklar, atom ailelerde anne ve babalarını bile görmeye, onlarla birlikte olmaya hasret kalıyor.
Anne-babalarını sadece hafta sonlarında görebilen, onlarla birlikte olabilen çocukların anne-babalarıyla aralarındaki duygusal bağ da zayıflıyor. Çocuklar anne-babalarını, anne-babalar da çocuklarını tanımadan zaman geçip gidiyor, çocuklar büyüyor.

Çocuğuna zaman ayır(a)mamanın verdiği burukluk ve vicdan azabıyla anne-baba çocuğuna abartılı ödüller alıyor. Ona yeterli ilgiyi gösterememenin verdiği yürek acısını bu yolla hafifletmeye çalışıyor.
Aslında çocuğunu değil kendini ödüllendiren anne-baba bunu yaparken herhangi bir pedagojik amaç taşımıyor. Yersiz ve abartılı alınan oyuncaklarla çocuğunu o yaşlarda doyumsuzluğa itiyor.
İstediği her şeyin istediği zaman olmasına alışan çocuğun tahammül gücü zayıflıyor, agresif ve kırılgan bir kişilik yapısı oluşuyor.

“Değişik bir şey”

Annesinin aldığı yeni oyuncağı “ben bunu istemiyorum” diye balkondan aşağıya atan bir çocuk hatırlıyorum. Bunun üzerine annesi “ne istiyorsun oğlum” diye sorduğu zaman çocuk “Değişik bir şey” diye cevap vermiş.

Sonraları benim de gördüğüm bu çocuk ne istediğini bilmiyordu. “Değişik bir şey” istiyordu. Anne-babanın parayla alabilecekleri şeyler artık çocuğu tatmin etmiyordu.
Çocuğun ayrı bir odası, odasında televizyonu, bilgisayarı, hemen her çeşit oyuncağı vardı. Alınan her bir oyuncak çocuğu daha saldırgan, huzursuz ve mızmız yapmıştı.

Çocuğun anne-babanın ilgisine ihtiyacı var. Çocuklarına zaman ayır(a)mayan anne-babaların imdadına kapitalist değerler sistemiyle uyumlu bilgi üreten psikoloji yetişiyor.
“Çocuklarınıza ayırdığınız zamanın süresi değil, kalitesi önemlidir” diyen psikologların söyledikleriyle gönlünü biraz olsun avutmaya çalışıyor.

Çocuk büyüdükçe anne-babanın farklı dünyalarda yaşadığını anlamaya başlıyor. Onları bir arada tutacak ev gibi fiziksel bir ortamın haricinde ortak bir anlam dünyasının olmadığını fark ediyor.
Daha küçük yaşlarda çizgi filmler, bilgisayar oyunları ve animasyonlarla oluşturduğu sanal dünyasının içine gömülüyor. Yaşı büyüdükçe bu dünyanın sınırlarını genişletiyor.
Bu dünyanın sınırları genişledikçe çocukla anne-baba arasında fiziksel bağın dışında hemen hiçbir şey kalmıyor. Gün geliyor bu bağ da kopuyor.
Çocuk MSN’de tanıştığı bir gencin peşine takılıp gidiyor. Ve anne-baba bu ilişki biçiminin doğal bir sonucu olarak duyması kaçınılmaz olan o cümleyi çocuğunun ağzından işitiyor: “Bu benim dünyam, karışamazsınız !”
Çocuk anne-babasından bir nevi intikam alıyor. İşte son günlerde basında yer alan EMO çocuklar bu türden benzer süreçlerin sonucunda ortaya çıkıyor.

Emo ne demek?

“Emo” İngilizce emotional-duygusal- sözcüğünün kısaltılmışıdır. Emo adı verilen bu çocukların en belirgin özelliği, kafasına esen şeyleri kafasına estikleri anda yapmaları…
Büşra ve Cansu isimli iki genç kızın kaybolmalarıyla gündeme gelen bu türedi akım, elbette ki sadece aile ilişkileriyle açıklanamaz. Anne-baba ve çocuklar arasındaki kopukluk sebeplerden sadece birisidir.
Asıl üzerinde durulması gereken bu kopukluğu da besleyen modern Batılı yaşam biçiminin giderek içselleştirilmesidir. Özellikle “kadınların iş yaşamına katılması”nı amaçlayan AB çerçeve programlarının bu noktadan da değerlendirilmesi gerekir.

İş gücünün artması, ekonomik büyümeye katkı, kadının üretime katılması vb. gibi kulağa hoş gelen ifadelere dayanarak yürütülen projeler bu sürecin aile yaşamına vuracağı darbeleri, yaratacağı tahribatı hiç söz konusu etmiyor. Buna ilişkin nasıl bir önlemlerinin olduğunu açıklamıyor.

Batı’da, özellikle Amerika’da “aile”nin nasıl da bitip tükendiğine şahit oluyoruz. Amerika’da anne-babaların çocukları ve birbirleri ile günde yarım saatten daha fazla iletişim kuramadıkları belirtiliyor. Böylesine kopuk ve kendi dünyalarını yaşayan bireyler tarafından kurulan bir ailenin uzun ömürlü olması elbette ki düşünülemez. Amerika’da evlenen her dört kişiden üçünün boşandığını ortaya koyan istatistikler bu yargıyı doğruluyor.

Kapitalizmin insanlık dışı değerleriyle uyumlu olarak üretilen her bir proje üretimi, malı vs. arttırırken; insaniyetimizi, hassasiyetimizi, adaletimizi, çocuklarımızı, eşimizi, anne-babamızı bizden alıp götürüyor. AB’nin Amerika ve Japonya ile ekonomik alanda rekabet edebilirliğini sağlamak için oluşturulmuş AB çerçeve programlarının “insan” temelli değil “ekonomik” temelli bir program olduğunu unutmamak gerekir.

AB ülkelerindeki intihar oranlarının, cinsel istismarın, uyuşturucu bağımlılığının, yok olan çocukluğun ve ailenin sorumlusu olan bir sürecin; bugün bizim ülkemizde de “kalkınma” adı altında işletiliyor olması ve bunun kendi elimizle, emeğimizle ve paramızla yapılıyor oluşu oldukça düşündürücüdür.

***

Eflatun hayatta olsaydı belki de en çok bizim durumumuza şaşırırdı.


Sayı : 4
Büyük Kapak