Azaların Afetlerinden Sakınalım

Sayı : 56 / Ekim 2016, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri, Azaların Afetleri eserinde, Allah-u Zülcelâl’in bizlere verdiği organları hayırlı işlerde kullanıp, nimete güzelce şükretme yolunu öğretmektedir.

Kalbin Afetleri

Seyda hazretleri bu eserinde evvela kalbin afetlerine dikkat çekmiştir:

“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “...İnsanın vücudunda bir et parçası vardır. Eğer o ıslah olursa bütün vücut ıslah olur. Eğer o fesada uğrarsa bütün vücut fesada uğrar. Dikkat edin! O da kalptir.” (Müslim, Müsâkât, 107)

İnsan, kalbinin ıslah olmasına ve samimi olmasına göre, Allah-u Zülcelal'e yaklaşır veya O’ndan uzaklaşır. Eğer Allah’ın rızasına meraklı olur ve samimi bir kalple O'nun emir ve nehiyleri üzerinde titrerse büyük bir mükâfat elde eder.

Bunun aksine davranarak, Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerini bir tarafa atıp nefsinin arzu ve isteklerinin peşinde koşarsa: “Gerçek şudur ki; gözler kör olmaz. Ancak göğüslerdeki kalpler kör olur.” (Hacc; 46) ayetinin hükmüne girer. Böyle bir kalple dünyadan ayrılan kimsenin varacağı yer de -Allah muhafaza- cehennem ateşidir.”

Seyda hazretleri, kalp temizliği hususunda şöyle buyurmaktadır:

“Kalp temizliğine çok önem vermek gerekir. Sadece okumakla yetinmemek lazımdır. Nasıl ki bir bahçıvan bahçesindeki zararlı otları temizleyip bahçesine su veriyorsa bizler de kalbimizdeki dünya hırsı, riya, kin, hased gibi bütün kötü sıfatlardan temizleyip onu muhabbet ve zikir gibi güzel sıfatlarla beslememiz lazımdır. Çünkü kalp ıslah olursa bütün azalar ıslah olur. Kimin azaları ıslah olmamış ise o kimsenin kalbinde manevi hastalık var demektir.

Bundan kurtulmak için kalbi her an kontrol edip oradaki zarar verici kötü (mezmum) sıfatlardan temizleyip arındırmak lazımdır. Bir kimsenin kalbi mezmum olan bütün sıfatlardan arınıp da güzel sıfatlarla süslendiği zaman, o kimsenin bütün niyetleri hayır üzerine olur.”

Tasavvuf yolumuzun esaslarından biri, daima kalbimize bekçilik yapmamız ve Allah'ın zikriyle meşgul etmemizdir. Seyda hazretleri bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Her kimin kalbinde, onun muhasebesini yapan bir nasihatçi bulunursa o kimsenin üzerinde, Allah-u Zülcelâl’in bir muhafızı bulunur. İşte, Allah-u Zülcelâl’in zikrinin yerleştiği kalp de bu kalpdir. Çünkü Allah-u Zülcelâl bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “İyi bilin ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur.” (Rad; 28)

Kalbi vesveseden koruyan tek şey, ancak Allah-u Zülcelâl’in zikridir. Zira Allah'ın zikrinde şeytanın nasibi yoktur.

Enes radıyallahu anhtan rivayet edilen bir hadisi şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Şeytan, hortumunu âdemoğlunun kalbi üzerine koymuştur. Eğer o kimse Allah'ı zikrederse şeytan siner. Eğer Allah'ı unutup zikretmezse şeytan onun kalbini ele geçirir.” (İbn Ebi’d-Dünya)

Dilin Afetleri

Dil, görünüş itibarı ile bir et parçasıdır. Fakat vücuttaki bütün azalar aslında dilin tasarrufu altındadır. Onun için denilmiştir ki: “Her sabah, bütün azalar dile şöyle hitap ederler: ‘Ey dil; Allah-u Zülcelâl'den kork ve O'nun Resulünden utan. Önüne her geleni söyleyip de bizi mihnet, meşakkat ve azaba atma. Daima Allah-u Zülcelal'e ve O’nun kullarına karşı doğru ol. Sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer doğru olmazsan, sen de bizimle beraber ateşte yanarsın.”

Allah-u Zülcelâl dili serbest olarak yaratmıştır. Onun için insan dilini daima kontrol altında tutmak zorundadır. Hz. Ali radıyallahu anh şöyle demiştir: “Söz ağızdan çıkana kadar sahibinin esiridir; ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esiri olur.”

Bu sebeple, dili gıybet, yalan, kovuculuk, övünme, başkalarını kötüleme gibi çirkin sıfatlardan muhafaza edip; daima doğru konuşmak, Allah-u Zülcelâl’in zikrini yapmak, ilim okumak, insanları doğru yola çağırmak gibi Allah-u Zülcelâl’in rızasına giden yolda rehber olacak hayırlı işlerle meşgul etmek lazımdır.

İnsan şayet bunları yapamıyorsa onun için en hayırlı şey, sükût etmektir. Çünkü bu durumda konuştuğu her söz, Allah-u Zülcelâl’in rızasına giden yolda, önüne bir engel olarak çıkar. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden, ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31, 85)

Midenin Afetleri

Mide, bedenin havuzu gibidir. Vücudun ve bütün organların güçlü ve zayıf olması, kişinin iffeti, şehevi istekler gibi hususlar, hep mideye giren yiyecek ve içeceklerden meydana gelir.

Hakikaten de mide, bütün şehvetlerin kaynağı, hastalıkların ve afetlerin başıdır. Böyle olduğu için mide şayet hiç durmadan yemek, içmek suretiyle doldurulursa insan için çok tehlikeli olur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur:

“…Dünyada insanların en çok doymuş olanları, kıyamet günü en çok aç kalacak olanlardır.” (Tirmizi, Kıyamet 38,)

Gözün Afetleri

Göz, Allah-u Zülcelâl’in insanlara vermiş olduğu çok büyük bir nimettir. Allah-u Zülcelâl'in insana göz vermesinin sebebi; Allah'ın ayetlerine, insanın aklına durgunluk verecek olan acaip şeylere ve göklere bakmak suretiyle ibret alması ve Allah-u Zülcelâl'in kendisini gördüğünü ve sözünü işittiğini bilmesi içindir.

Yani: “Ben nasıl etrafımda olan şeyleri görüyorsam, Allah-u Zülcelâl de beni görüyor.” diyerek, Allah-u Zülcelâl'in kudret ve azametini görüp ibret almak lazımdır.

Haram olan şeylere bakmak, dünyalık bakımdan kendisinden üstün olana bakıp imrenmek, din bakımından kendisinden aşağı olanlara bakıp onlara karşı kibir ve ucuba düşmek ve dünyanın süsüne ve zinetlerine bakmak gözün afetlerindendir.

Gözün görevi, ibret almak için bakmak ve bu baktığı şeyleri düşünüp anlamaya çalışmaktır. Eğer göz, Allah-u Zülcelâl'in emir ve nehiylerinin dışında kullanılırsa o göz kördür. Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Onlardan sana bakan da vardır. Fakat körleri sen mi doğru yola ileteceksin? Hele bir de basiretsiz olurlarsa!” (Yunus; 43)

Fazla uyumak da gözün afetlerindendir. Çünkü fazla uyumak, nefsin ve şeytanın bir silahıdır. Fazla uyumak, cehaletin alametidir. Âlim bir kimse, zaruret olmadıkça yemek yemez, uykuya mağlup olmadıkça uyumaz ve mecbur olmadan da konuşmaz.

İnsan, ihtiyacından fazla uyuduğu zaman, vücudu ağırlaşır ve ibadetlerinden lezzet alamaz. Çünkü vücut ağırlaştığı zaman, ibadetlerinde zorlanır. Yine fazla uyumak, vücudu hasta eder. İnsan ihtiyacından fazla uyuduğu zaman, vücudu hareketsiz kalmaktan dolayı hasta olur. Çok fazla uyuyan kimse, geçimini temin etmekten de aciz kalır.

Seher vaktinde gözü uykudan çekmek, insan için çok menfaatlidir. O saatler, Allah-u Zülcelâl'in rahmetinin yağmur gibi yağdığı bir vakittir. Allah-u Zülcelâl bu vakitte uyanık olup ibadet eden kimseleri ayeti kerimede: “Seher vakitlerinde istiğfarda bulunanlar.” (Al-i İmran; 17) sözleriyle övmüştür.

Seher vaktinde kalkıp ibadet etmek, Allah-u Zülcelâl'in çok hoşuna giden bir haldir. Bu sebeple, başka bir ayeti kerimede, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme şöyle buyurmuştur: “Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mah-sus bir nafile olarak, namaz kıl.” (İsra; 79)

O vakitte uyanık olup Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ve evliyalara mutabaat yapmak, çok güzel bir sıfattır. Salih kadınlardan birisi, seher vaktinde, kocasını eliyle dürterek; “Kalk, kalk! Evliyalar kervanı geçiyor.” Diye uyandırmaya çalışıyordu.
Gözün bir başka afeti ise ağlayamamaktır. Yani, gözlerin kuru olmasıdır. Gözlerin kuru olması, insan için bir afettir.

Gözlerin kuru olmasının sebebi, çok gülmektir. Çok gülmek kalbi katılaştırır. Bir taştan nasıl su çıkmazsa katı bir kalpten de ağlaması beklenemez.

Allah-u Zülcelâl, Kur'an-ı Kerim’de, gülmenin ne kadar çirkin olduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur; “Gülüyorsunuz! Ağlamıyorsunuz! Habersiz oyalanmaktasınız!” (Necm, 60-61)

Kulağın Afetleri

Bu kulaklar, Allah-u Zülcelâl'in emir ve nehiylerinin ışığında kullanılırsa Allah-u Zülcelâl’in rızasına giden yolda bir rehber olur. Fakat O'nun emir ve nehiylerinin dışına çıkıp günahlarda kullanılırsa bu yolda büyük bir engel olur.

Konuşulması doğru olmayan sözleri dinlemek, kulağın afetidir. İnsanın; gıybet, yalan, iftira, alay etme gibi ne dünyasına ne de ahiretine faydası olan sözleri dinlemesi, sahibi için bir afettir. Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:

“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin arkasına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi yaptığından sorumludur.” (İsra; 36)

İnsanın bütün azaları, kıyamet gününde sahiplerinin aleyhine şahitlik edecekler ve yaptıklarından sorumlu tutulacaklardır. Onun için insan daima bilhassa kulaklarını, Allah-u Zülcelâl'in emir ve nehiylerine yönlendirmelidir.

Ellerin Afetleri

El, Allah-u Zülcelâl'in insanlara vermiş olduğu bir nimettir. Eğer insan bu el nimetini hayırlı amellere kullanırsa eller, Allah-u Zülcelâl’in rızasına giden yolda bir rehber olur. Fakat hırsızlık yapmak, gasbetmek, başkalarına vurmak suretiyle, zulüm yapmak gibi günahların üzerinde kullanılırsa bu yolda çok büyük bir engel olur.

Eller haram olan işlerde kullanıldığı müddetçe, daima sahibine afet getirir. Onun için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Ellerinizi kötülükten uzak tutun.” (Ahmed bin Hanbel)

Sadaka vermek, İslam hizmeti yapmak gibi hayırlı olan amellerde elleri kullanmanın bu yolda bir rehber olduğu anlaşılmaktadır.

Ayakların Afetleri

Allah-u Zülcelâl'in insanlara vermiş olduğu nimetlerden birisi de ayaklardır. Allah-u Zülcelâl'in yasaklamış olduğu günah işlenen yerlere; içki içilen, kumar oynanan yerlere, zina yapılan yerlere, gıybet edilen ve çirkin sözler konuşulan yerlere, Allah-u Zülcelâl'in gazabı yağmaktadır. İnsan bu gibi yerlere gittiği zaman, Allah-u Zülcelâl'in gazabı onun üzerine de gelir.

Günah işlenen yere gitmemenin birinci şartı, kötü arkadaşları terkederek, iyi kimselerle arkadaşlık kurmaktır. Çünkü iyi kişiler, kendileriyle beraber olanları da daima, camilere, sohbet meclislerine, zikir meclislerine götürürler.

Zira bu gibi yerlere, Allah-u Zülcelâl'in rahmeti yağmaktadır. Tabi yağmurun altında duran kişi de o yağmurdan muhakkak nasibini alır.

Günah işlenen yerlere gitmemenin bir çaresi de nefsin heva ve hevesine uymamaktır. Şayet insanın kalbine günah işlenen yerlere gitme isteği gelirse hemen Allah-u Zülcelal'e sığınıp kalbinden o düşünceyi atmak için salih amellerin üzerine yönelmelidir.

Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayeti kerimede şöyle buyur-muştur: “Eğer şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse hemen Allah'a sığın.” (A’raf; 200)


Sayı : 56
Büyük Kapak