Başkalarından Etkileniyor muyuz?

Sayı : 15 / Mayıs 2013, Konu Başlığı : Kendimizi Tanıyalım

İnsan toplumsal bir varlıktır. Toplum içinde yaşamaya ihtiyaç hissettiği için, toplum tarafından kabullenilmeye de ihtiyaç hisseder. Birçok insanın hayatta en büyük korkusu insanlar tarafından aşağılanmak, kınanmak veya dışlanmaktır.

Bu korku birçok zaman bizi başkalarının bizim için ne düşündüğünü fazlasıyla önemsemeye iter. Öyle ki sürüden biri olmak, dışlanmamak adına toplumun telkin ettiği her şeyi benimser hale geliriz. Yahut o kadar olmasa da kınanacağından korktuğumuz fikirlerimizi veya tercihlerimizi gizlemeye kendimizi mecbur hissederiz. Aslında bu bir dereceye kadar normaldir.

Hatta toplumun değerleri ve yaptırımları, maruf olan güzel davranışları teşvik ediyor, münker olan yakışıksız davranışlardan caydırıyorsa insanın eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Hepimiz bir şey bilmeyen bebekler olarak dünyaya geliyoruz, bizi insanca davranır hale getiren eğitimi toplumdan alıyoruz.

Ancak toplum değerleri her zaman doğruyu emredip yanlışı yasaklamıyor, tam tersine bazen doğruyu yanlış yanlışı doğru gösteriyorsa… Bu durumda “kınayıcıların kınamasına aldırış etmeden doğru olanı yapma” gücüne sahip miyiz?

Birçoğumuz öyle olduğumuzu zannederiz ama tercihlerimizde farkında olmadan başkalarının görüşlerini önemseriz. Bakalım başkaları bizi ne kadar etkiliyor?

1-Kendi başınızayken yaptığınız halde başkalarının yanında yapmadığınız şeyler var mıdır? (Hayâ edilmesi fıtraten gerekli olan durumlar hariç.)

a- Evet, başkalarının yanında doyuncaya kadar yiyemem, bazı dizileri seyredemem, yalnızken istediğimi yaparım.

b- Başkalarının yanında yapmaya çekindiğim, çirkin bulunacak şeyleri yalnızken de yapmamaya gayret ederim.

Cevap: İnsanın vicdanî gelişimleri çeşitli basamaklara ayrılır. Çocuklar vicdanî gelişimlerini tamamlamadan önce “dıştan denetimli” bir yapıya sahiptir. Yani doğru davranışları bizzat kendi hassasiyetleri sebebiyle değil, başkalarının -genellikle ebeveynin- kızmasından çekinerek yaparlar. İnsanlar ancak vicdani bakımdan olgunlaşıp ahlaki seviyeleri olgunlaştıkça, “içten denetimli” hale gelirler. Bu seviyede olan kişiler kimsenin görmediği yerde de nefsine hâkim olabilecek şekilde ahlakî olgunluğa sahip olurlar.

İslam ve tasavvuf ıstılahında birinci duruma, “riya” yani “gösteriş için davranış sergilemek” denir. İkinci duruma ise “ihlâs” yani “sadece Allah’ın istediği gibi salih bir kul olmak için davranış yapmak” denir. İhlas imanî bir gelişimin neticesidir.

2- Bir hususta karar vermeden önce, tercihinizin eleştirilmesinden çekinerek başkalarının fikrini sorar mısınız?

a- Evet sorarım. Hatta bir kıyafet alacak olsam, alışverişe güvendiğim bir yakınımla birlikte gider ve onun fikrine danışırım. Çünkü aldıktan sonra “Bu sana yakışmamış, neden aldın?” demelerinden korkarım.

b- Hayatımla ilgili çok önemli kararlar için ilmine, tecrübesine güvendiğim kişilere danıştığım olur. Bunun haricinde kararlarımı kendim veririm. Kimse de bana “Bunu neden yaptın?” diyemez. Çünkü başkalarına benim hayatıma karışma cesareti vermem.

Cevap: Bir insanın kendine ait değerleri yoksa başkalarının görüşlerinden çok fazla etkilenir. Herkes ne diyecek, beğenecek mi? diye endişe eder. Genellikle de endişeleri gerçek olur. Çünkü zayıf kişilikli insanların hayatına karışan, akıl veren, yönetmek isteyen çok olur. Onlara bu cesareti veren bizzat kendi güvensizlikleridir.

Kendine ait prensipleri, fikirleri ve hassasiyetleri olan kişiler ise onlardan aldıkları güçle kendi tercihlerini kendileri yaparlar. Eğer danışacaklarsa kendi tercih ettikleri, ilmine irfanına güvendikleri kişilere danışırlar. Onun dışındaki kişilerin değerlendirmelerinden de fazla etkilenmezler. Onların bu “Ne istediğini bilen insan” tavrı, başkalarının onlara yönlendirme yapmasına imkan vermez.

3- Toplum önünde konuşma yapmaktan birçok kişi çekinir. Böyle bir şeye mecbur kalsanız, ne hissedersiniz? Bu hissettiğiniz endişe, hayatta en büyük korkularınız arasında kaçıncı sırada gelir?

a- Toplum önünde konuşma yapmaya mecbur kalmak belki en büyük fobimdir. “Ya heyecandan aklımdaki her şey silinirse, aptal gibi kalakalırsam” diye çok korkarım. Gülünç bir duruma düşmek, alay edilmek, hayattaki en büyük korkularımın başında gelir. Öyle anlarda başımdan aşağı kaynar su dökülmüş gibi olurum.

b- Elbette toplum önünde konuşmak beni biraz heyecanlandırır. Konuşmadan önce gerginlik hissederim, boğazım kurur. Mümkün olduğu kadar hazırlanırım, kısa notlar hazırlarım. Elimden geleni yaparım. Beklemediğim bir durum olursa, espri yaparak hafifçe rahatlamaya çalışırım. Sonuçta onlar da benim gibi bir insan. İşler umduğumdan da kötü giderse, hatalarımı itiraf eder, dinleyiciden özür dilerim. Herkes her işi iyi yapamayabilir, ne yapalım.

Cevap: Başkalarının ne düşüneceğini fazla önemsemek birçok zaman sosyal fobilere ve kişinin gelişimini aksatan korkulara sebep olur. Böyle kişiler kendilerini hiçbir alanda deneyemezler. Hep birilerinin onlarla alay etmek için tetikte beklediklerini düşünürler. En ufak bir takılmaya karşı bile aşırı hassasiyet gösterirler. Çünkü bu kişilerin kendilerini adadıkları bir gayeleri, bir hedefleri yoktur, başkalarının fikirleri onlar için her şeydir.

Kendilerine ait gayeleri olan kişiler ise cesur ve sorumluluk alabilen kişilerdir. Bu kişiler kendileriyle alay edenlere küçük, önemsiz bir detay nazarıyla bakarlar. Çünkü onlar başkalarının takdirini beklemezler ki, alaylarından etkilensinler.

Zaten gerektiğinde hatalarını kendileri de itiraf edebilirler veya özür dileyebilirler. Çünkü “benlik algıları” kibir ve aşağılık kompleksi gibi aşırı uçlardan uzak, sağlıklı bir dengededir. Ne gururum kırıldı diye üzülürler, ne de aşağılık duygum depreşti diye çöküntüye uğrarlar. Kendilerini, sırf kendi sorumluluk duygularının gereği olarak, elden geldiği kadar düzeltmeye çalışırlar, o kadar…


Sayı : 15
Büyük Kapak