Bağlı mısın, Bağımlı mısın?

Sayı : 13 / Mart 2013, Konu Başlığı : Kapak

Dünyamız tersliklerle dolu… Çocuklara meyve suyu diye aldığımız içeceklerin bir kısmının içinde sadece suni tatlandırıcılar ve aromalar var. Hiçbir besleyici değeri olmadığı gibi kansere sebep olan kimyasal maddeler… Şekerlemelerde de öyle…

“Ben bunları değil hakiki meyve suyu ve kurutulmuş meyvelerden almak istiyorum” deseniz fiyatları oldukça yüksek; gazozların, boyalı şekerlerin iki üç katı fiyatlı. Büyük ihtimalle düşük gelirli aileler –bilinçsizliğin de etkisiyle- çocuklarına suni tatlandırıcılarla dolu şekerlemeler ve meşrubatlar alıyor.

Neden? Memleketimizde meyve yetişmiyor mu? Tam aksine, bağlarımızda mis gibi üzümler yetiştiriyoruz, ama onları ekşitip, şarap yapıyoruz!

Yine haberlerde duyuyoruz, çocuklarımızı beslemek için satın aldığımız peynirlerin içine nişasta, yoğurdun içine jelatin karıştırıyorlar. Et, tavuk ve benzeri ürünlere çeşit çeşit hile yapıyorlar. Neden? Memleketimizde besicilik yapmak için yeterince mera ve tarla yok mu? Var elbette…

Ama biz, her yıl binlerce dönüm tarlada üretilen arpaları ekşitip bira yapıyor, gençlerimizi zehirliyoruz. Onlarla et ve süt istihsali yapsak, çocuklarımızı temiz, katkısız nimetlerden mahrum etmesek olmaz mı?

Ne tuhaf değil mi? Hani ayet-i kerimede buyrulur ya: “Şeytan onlara amellerini süsledi…”diye. (Maide:90, Ankebut: 38)

Gerçekten de eğer şeytan böyle hoş göstermiş olmasaydı, ilaç gibi şifalı nimetleri ekşitip, aklı gideren bir kimyasal madde haline getirmenin hiçbir mantıklı yanı olmadığını gayet güzel görebilirdik. Allah-u Teâlâ’nın bize emanet verdiği tarlaları, suları, enerjiyi, çocuklarımızın iyi beslenmesi için kullanmamız gerekmez mi?

Farkında değiliz ama bir bardak içki içen bile, bir sürü kişinin hakkını yiyor. Bütün insanlığın ortak olduğu nimetleri kötüye kullanıyor.

Ayrıca her bir tüketici, o nesnenin üretilmeye, satılmaya devam etmesini teşvik etmiş oluyor. Böylece yeni yeni kişiler de tiryaki oluyor ve bunun ticaretine alet olmaya katılıyor. Günah yaygınlaşıp meşru addediliyor.

Artık yanlışa yanlış demek zorlaşıyor, hatta yasaklanıyor!

Kul Yasa(k)ları Etkisiz

Ülkemiz de dâhil bütün dünyada tiryakiliğin sosyal açıdan çok uygun bir zemini var, ne yazık ki… Zararlı alışkanlıklar çok yaygın bir şekilde iyi vakit geçirme, bir şeyi kutlama, gevşeme, rahatlama ve efkâr dağıtma aracı olarak görülüyor, gösteriliyor.

Öyle ki yetişme çağındaki cahil gençler, bunu bir yetişkinlik alameti ve hatta bir başarı zanneder hale geliyor.

Öyle ya, alkolün on sekiz yaşından büyüklere satılması serbest! Demek ki büyüklere bir şey olmuyor!

Çocuk kalbi nereden bilsin; çarpık bir hürriyet anlayışımız olduğunu… “Büyüklerin kendine zarar verme hürriyeti vardır” diye kabul ettiğimizi…

İnternette bir sitede rastladım, adam uyuşturucu bir bitkiyi savunurken, “Alkol de onun kadar uyuşturuyor. O neden serbest de bu yasak?” diyor. Yasakları insan aklı koyunca işte böyle çelişkiye düşüyor ve ciddiye alınmıyor.

Halbuki Allah-u Teala ölçüyü net koymuş: "Her sarhoşluk veren şey hamrdır (şarap hükmündedir) ve sarhoşluk veren her şey haramdır." (Buhâri, Eşribe 1; Müslim, Eşribe 73)

Böyle olunca itiraza yol açacak bir çelişki kalmıyor.

Ancak insanoğlu Allah'ın koyduğu hükme teslim olmaz, takva yolunu terk eder, dinin hükümlerini akılla tevil etmeye kalkarsa kendi aklının kurbanı oluyor. Hem birey olarak hem toplum olarak…

Birçoğumuz, çocuklarımızı yeterince bilinçlendirdiğimizi zannediyoruz. Yanlış yapmazlar diye güveniyoruz. Hâlbuki yeterince korku ve takva duygusu aşılamazsak ve belli bir olgunluğa erişene kadar denetlemezsek hiçbiri tam olarak güvende değil.

Ailesi tarafından başıboş bırakılmış bir genç kendini bir anda girdabın içinde buluveriyor. Bu sebeple gençlerimizi takip etmemiz çok önemli.

Araştırmalar da bunu doğruluyor. Alkol ve uyuşturucu maddeleri kullanan gençlerin çoğu aileleri tarafından yeterince denetim altında tutulmayanlar. Mesela İstanbul Emniyet müdürlüğünün liseliler arasında yaptığı araştırmaya göre; okul sonrasında hemen eve gelen ve hafta sonlarını aileleriyle geçiren gençler arasında kötü alışkanlıkların oranı düşükken, serbestçe gezip tozan gençler arasında birden 2 ila 5 kat yükseliyor. (Yeşilay dergisi, 927.sayı. sayfa: 25)

“Bana Bir Şey Olmaz!”

Gençlerin en zekisi, bilgilisi, başarılısı bile kendi aklının kurbanı olup uyuşturucu madde tuzağına düşebiliyor. Yıllar önce bir hanımla tanışmıştım. Kocası uyuşturucu hap bağımlısıydı. Bundan bir türlü kurtulamadığı için evlilikleri bitmişti.

“Kocan inançlı değil miydi?” diye sordum.

“Dinini biliyordu ama uygulamıyordu. Zekâsının kurbanı oldu. Kendisi doktordu, tıp eğitimi sırasında çok çalışıyormuş. Günlerce kahve, sigara, uyarıcılarla uykusuz kalıyormuş. Daha sonra gevşeyip dinlenmek için hap kullanıyormuş. ‘Ben bu işleri biliyorum, bana bir şey olmaz, kontrol edebilirim’ diyerek başlamış, sonra bünyesi alışmış. Daha sonra o maddeler onu kontrol eder hale geldi.” Dedi.

Kendine fazla güvenmek, kuralları kendi aklınca tevil etmek en büyük hata… Ne yazık ki çağımızda bilgiye kolay ulaşabilmek insanları yersiz bir kibre sürüklüyor, Allah korkusunu unutturuyor.

Samimi bir iman ve mesuliyet hissi ile yoğrulmamış kuru bilgi, sadece bilgiçliğe dönüşüyor. Kişi kendine yersiz bir şekilde güvenip kuralları kendi nefsine uygun şekilde yorumlayabiliyor. Bazen dindar ailelerde yetişmiş kişiler bile bu hataya düşebiliyor.

“Evet, haram ama ben ölçülü kullanırım, bir şey olmaz!”diyebiliyor.

Bu sebeple asla ne nefsimizi, ne de ailemizden fertleri emniyette göremeyiz. Çağımızda tehlikeler çok yakın ve büyük.

Her şeyden önce günümüz insanı zayıf ve dayanıksız bir şekilde yetişiyor. Eski çağlarda en zor şartlarla boğuşa boğuşa yetişen insanlar gibi değiliz. En küçük bir sıkıntıyla psikolojimiz bozulabiliyor.

“Ölçülü bir şekilde kullanıp bu devreyi atlatırım, sonra bırakırım,” zannetmek en büyük hata oluyor. Hele bir de elimizin altında kolayca bulmak mümkünse…

Bilinçlendirmek Yetmiyor!

Unutmayalım ki, uyuşturucu ticareti dünyanın en karlı işi!

Görünüşte ülkelerin polisleri uyuşturucu satıcılarını kovalıyor ama gizli servislerin bu karlı ticaretten pay alarak desteklediği de biliniyor.

Hatta güçlü ülkeler, kendi vatandaşlarını korumak için programlar yaparken, gizli servisleri ise düşman ülkelerin gençlerini uyuşturucuya alıştırmak için “ilk kullanımları” bedava dağıtıyor.

Gençlerin dinlediği şarkı sözlerine bir kulak verin, popüler grupların kılık kıyafetine, hayat tarzına bir bakın. Kullandıkları eşyaların üzerindeki resimler, dergilerdeki pozlar…

Üstümüzde türlü türü oyunlar oynanıyor. Bu yüzden çocuklarımızı bilinçlendirmemiz gerekiyor.

Ama bilinçlendirme dediğimiz zaman “Bu maddelerin sağlığa zararlarını öğretmeyi” anlamamalıyız. Çünkü artık kesin olarak biliniyor ki, bunaltılı bir devir geçiren bir genç, o anda intiharı bile düşünebilecek kadar canından vazgeçmiş olabiliyor. Nerede ki, madde kullanımının zararını düşünsün!

Hele bir de alıştıktan sonra artık zihinsel fonksiyonlar bozuluyor. Kişinin beyni tek şey düşünür hale geliyor: “Bağımlısı olduğu maddeyi nasıl tedarik edeceğini!”

Bu sebeple gerçek mücadelenin tek yolu “hiç başlamamak!”

Bunun da tek etkili yolu: “Allah korkusu!”

Çünkü Allah'ın görmediği bir yer yok, O’nun hesabından kaçış yok.

Ülkemizde alkol içmeyenlerin çoğu, hayatında hiç içmemiş olanlar. Onlar da anketlerde sorulduğu zaman “Haram olduğu için hiçbir zaman içmem” diyor.

Uzmanlar da “madde bağımlılığı” ile “manevi bağlılık” arasında ters ilişki olduğunu kabul ediyorlar. Yani Allah’a hürmetle bağlı olmak, maddeye esir olmayı engelliyor.

Demek ki insan bilgiyle, bilinçle değil, ancak samimi bir hesap verme şuuruyla eğitilebiliyor. İşte Peygamber sallallahu aleyhi vesellem “Hikmetin başı Allah korkusudur.“ buyururken buna işaret ediyor. (Tirmizî; Feyzu'l-Kadir, 3/574)

Hesabı Düşünsek…

Dünyada sigara tüketiminde baştan beşinciyiz, alkol tüketiminde sondan beşinci…

Çünkü alkolü haram kabul ettiğimiz için dünya ortalamasına nazaran daha az tüketiyoruz ama sigarayı haram görmediğimiz için yaygın bir şekilde tüketiyoruz. Bu da madde kullanımında dini inancın rolünü çok güzel ortaya koyuyor.

Öte yandan uyuşukluk vermediği için sigarayı mubah görmemiz ne kadar doğru?

Etrafımda da gördüğüm ve araştırmalarla doğrulanan bir gerçek: sigara kullanımı erkekler ve yüksek tahsilli, iş güç sahipleri arasında azalırken, ev hanımları arasında artıyor. Zaten madde kullanımının en büyük sebeplerinden biri can sıkıntısı, boşluk, gayesizlik…

Artık ev işlerini makineler yapıyor, hanımlara bolca zaman kalıyor. Zamanımızı ebedî hayat için hayırlı bir meşguliyetle değerlendirmek gibi bir gayemiz yoksa şeytanın bizi dürtüklemesi için çok müsait bir zemin oluşuyor.

Atalarımız “Boş durana şeytan bir iş bulur” diye boşuna dememiş. Hele bir de keyfimizce yaşarız, istediğimizi yaparız, kimse bize hesap sormaz, yaptıklarımızın neticesiyle hiç karşılaşmayız zannediyorsak!

Acaba emin miyiz, öbür dünyada “Sen zararını bile bile sigara tükettin, sağlığını ve malını israf ettin. Bu yüzden şu kadar zekat vermedin, bu hizmetleri yapmadın. Hastalanıp doktoru, hemşireyi meşgul ettin. Şu kadar zarara sebep oldun. Hani, bu kabahatleri affettirecek bir iyiliğin var mı?” denmeyeceğine?

“Senin için şu kadar tarlada tütün yetiştirildi. Bu kadar temiz su, elektrik, mazot harcandı. İnsanların emeği heba oldu. Sonunda ele ne geçti? Hiçbir şey! Aksine kendine de çevrendekilere de zarar verdin.” Denirse, verecek bir cevabımız var mı?

Lüzumsuz yere tüketme alışkanlığımızı “herkes yapıyor” diye hafife alıyoruz ama acaba bunların hesabı öbür dünyada karşımıza ne şekilde çıkacak?

Öbür dünyada her şey inceden inceye didiklenecek. Hiç aklımıza gelmeyen şeyler karşımıza çıkacak. Elimize verilen amel defterine bakacağız, “Bu nasıl bir kitapmış, küçük büyük hiçbir şey bırakmamış saymış” diye şaşırıp kalacağız. (Kehf: 49)

Mizanda terazimizin kötülük hanesine sebep olduğumuz bütün kötülükler doldurulursa ne yapacağız? Bunları affettirecek kadar çok iyiliğimiz var mı?

Hz. Ömer radıyallahu anhu vazifesini layığınca yapmak için onca hassasiyet gösterdiği halde, ölüm gelip çattığında korkuyordu. Ona ümit vermek için iyiliklerini sayıp dökenlere “İyiliklerim hatalarımla başa baş gelse ona da razıyım” diyordu.

İnanın bana, karşımıza nasıl bir hesabın çıkacağını inceden inceye düşünseydik, canımızın sıkılmasına vakit kalmazdı…

Bu sebeple sigarayı da hafife almayalım.

Kendi halkına sigarayı kısıtlayan Amerika ve Avrupa ülkeleri, diğer ülkelere sigara ihracatını sürdürmek için ucuz fiyata kaçak sigara sokuyor. Böylece marketlerde kasadan isteme mecburiyeti olan ve on sekiz yaşından küçüklere satılması yasak olan paketler,
sokak köşelerinde satılarak küçük çocukların ellerinde dolaşıyor. Hem de vergisiz, ucuz…

Aile büyüklerinin de kullanıyor olması, bu alışkanlığın masum görülmesine sebep oluyor. Ancak bilhassa gençlerde kaçak yollardan sigara temin etme alışkanlığı, daha sonra diğer tehlikeli maddelerle karşılaşma riskini artırıyor.

Unutmayalım ki bizim kendi tiryakiliğimizi savunmaya kalkmamız, gençlerimizin diğer tiryakilikleri de müsamaha ile karşılamasına zemin oluşturabilir. Hâlbuki tiryakilik asla masum değildir.

Her şeyden önce mümin, ruh halini değiştirmek için “madde”ye başvurmaz. Çünkü mümin bilir ki, kalbinin aradığı tatmin ancak “zikrullah” ile elde edilebilir. Başka şeyler sadece oyalanmadır.

Sadece şunun üstünde düşünsek yeter:

“Allah'ın içimize koyduğu manevî arayışı ve bağlılığı, bir ota veya kimyasala yönelterek harcamaya hakkımız var mı?”


Sayı : 13
Büyük Kapak