Basiretli Ebeveynler Olmak…

Sayı : 66 / Ağustos 2017, Konu Başlığı : Tefekkür

Modern çağın, en açık ayırıcı özelliklerinden biri, doğru ile yanlışı birbirine karıştırmak, insanın lehine olanı aleyhinde, aleyhinde olanı lehinde göstermektir.

Bunu öylesine bir algı oluşturma dalgası hâlinde yapar ki insan neyle karşılaştığını şaşırır. Lehine olanı aleyhinde görür, aleyhinde olanı lehinde görür, kazanç ve zararı ayırt edemez düşer.

Bu karmaşık çağda, batılın hak giysisine büründüğü bu zor zamanda sıratı-ı müstakimden ayrılmayan, dosdoğru yol üzerine hayat kuran bir evlat yetiştirmek… “Çocuk, evlat” dediğimiz, bize teslim edilen, bedenimizden İlâhi takdir ile sadır güzelim emanetin hakkını vermek…

Allah-u Zülcelâl’in bize emaneti olan çocuğumuzu, çağın kötülüklerinden koruyup, ona bu zor çağda Kur’an-ı Kerim’in ön gördüğü, Peygamberimiz sallallahü aleyhivesellem’in yürüdüğü, Onun pâk yolunda yürüyen ashabın ve diğer büyüklerin, -Allah hepsinden razı olsun- izinden giden bir hâl üzerine büyütmek... Basiret gerektirir…

Basiret, olanın ötesinin görmek, hayatımızda karşımıza çıkanların iç yüzüne vakıf olmak, hakikati keşfetmektir. Basiret, Kur’an-ı Kerim okumakla, çokça zikirde bulunmak ve zikir ehli ile birlikte olmakla kalpte hâsıl olan bir nurdur, kalp gözünün açılmasıdır.

Allah dostlarının kalpleri açılmıştır; onlar, başkasının görmediğini görür; yaşananın ötesinin farkına varır. İnsanın onların irşadına, kılavuzluğuna ihtiyacı vardır; bu zor zamanda, yol o irşadla, o kılavuzlukla ancak bulunur.

Tek Gözlü Çağ

Bu çağ, tek gözlüdür, demiş; bir İslam âlimi… Onun maddi gözü açık, manevi gözü kapalıdır. İnsanı daima basit hâllere, sözde maddi kazançlara, bir anlık zevklere yöneltir; imanın verdiği tattan, salih amelin güzelliğinden ve onun ardından gelecek olan ilahi mükâfattan uzaklaştırır.

Hakikaten bir evladın çıkarına olan nedir? Anne baba, evladın bedenen büyümesini istediği gibi onun makam olarak da büyümesini arzu eder. Makam olarak büyüme nasıl hâsıl olur?

İmam-ı Gazzâli rahmetüllahi aleyhin hayatının gerçeklerindendir: İmamın babası, yoksul bir yüncüdür, yün örerek geçimini sağlar ve henüz çocukları Ahmet ve Muhammed küçükken ölüm ona yaklaşır. Ne yapabilir o iki güzide evlada? Yüncü dükkânını teslim edebilir, büyüyünce de işletirsiniz diye sıkı sıkı tavsiye edebilir…

Bu, bir yol elbette… Ama o basiret ehli adam, farklı bir şey yapar. Evlatlarını salih, sufî bir dostuna teslim eder. Onlar için kazandığını ona verir, benden sonra şu evlatlarıma mukayyet ol, der; gözlerini kapatır, ahirete irtihal eder.

O salih dost, o emin adam, “Hiç bir ana-baba evlâdına iyi bir eğitimden, iyi bir ahlâktan daha değerli mîrâs bırakamaz.” (Taberâni) Hadis-i Şerifini kavramıştır; kalp gözü açılmış, Hz. Peygamber sallallahü aleyhivesellem’in kılavuzluğunda yolunu bulmuştur.

Ahmet’le Muhammed’i alır, bir ilim dergâhına verir. Onların Allah vergisi olan yeteneklerini değerlendirecekleri imkânlarla buluşturur.

İkisi de zeki ve kabiliyetlidir. Ahmet, tasavvuf ehli bir âlim olur. Muhammed ise öylesine yol alır ki yüncünün oğlu zamanın eğitim kurumları medreselerin en bilinen öğrencilerinden biri hâline gelir, ilim merdivenlerini çıkar, Nizamiye Medreseleri’nin başmüderrisi olur, çağın dünya başkenti Bağdat’a yerleşir, Abbasî Halifeleri onun ilmine muhtaç olur, Büyük Selçuklu Sultanı onun nasihatına…

Maddi olarak kaftan sahibi, makam sahibi köşk sahibi olur. Ama bütün bunları bir yana bırakıp takvaya bürünerek İmam-ı Gazzalî olur, o günden bugüne İslam ümmetine ders verir. İslam’a inanmayan Batılıların da başvuru kaynağı hâline gelir…

Şafii Hazretlerinin de benzer bir gerçekliği vardır. Adı Muhammed bin İdris olan Şafii Hazretleri, Mekke ehlindendir ama ailesi Filistin’de yaşamaktadır. Muhammed bin İdris, henüz küçücük iken babası vefat etmiştir.

Annesi, babasız kalan bir evlat için ne yapabilir yaban yerdeki bir anne? O basiret sahibi kadın, onu alır, Mekke’ye götürür, en iyi Kur’an âlimleri ile buluşturur. Parası biter, dedelerden kalma bir evi dahi rehin olarak bırakıp borç alır, Muhammed bin İdris, takva sahibi âlimlerin yanında kemale erer, ilim ve takva ile şahsiyet kazanır, İmam-ı Malik Hazretlerinden hadis ilmini, İmam Ebû Hanife’nin talebesi İmam-ı Muhammed Hazretlerinden fıkıh ilmini alır, İmam-ı Şafii olur, o onurlu makama çıkar…

Ve çağımızın şahsiyetlerinden Aliya İzzetbegoviç… Bosna-Hersek Müslümanlarının önderi… Babası hasta, evin idaresi annesindedir. Anne, her sabah evladını uyandırır, semtlerinin küçücük camisine gönderir.

Aliya, Kur’an-ı Kerim’in tadını o küçük caminin yaşlı imamının yanık sesinden alır… Yugoslovya’da okullar, ondan Allah’ı inkâr etmesini, dini zararlı görmesini, küfrün karanlığına sapıp zevk sefayı tercih etmesini ister. Ama Aliya’nın gözleri annesinin basireti ile açılmıştır.

Ne zaman kendisine inkâr önerilse, batıl olan hak diye tarif edilse o annesinin nasihatlarını, semtinin imamının Kur’an-ı Kerim okuyuşunu hatırlar. Yugoslavların yolunda değil, Allah yolunda yol alır. Aliya İzzetbegoviç olup Bosna-Hersek halkı gibi dünya Müslümanlarına da ışık verir…

Aslında o gün için o annesinin Aliya’yı mescide göndermesi, ateşe atması ile bir görünür, zira o günlerde Yugoslavya’da çağ dinsizlerden yanadır, dindar olan sıkıntı çeker. Ama annesi, çağa uymaz; aksine çağa direnir, çağın ateş dediğinin nur olduğunu, ışık dediğinin cehennem ateşi olduğunu bilir, evladını inandığı gibi yetiştirir.

Basiret, anne baba için öyle bir şeydir işte… Kişiyi olana teslim etmez, onu çağa uyan biri değil, çağını aşan bir şahsiyet yapar.


Sayı : 66
Büyük Kapak