Bin Altın Eden İplik

Sayı : 40 / Haziran 2015, Konu Başlığı : Masal Annesi

Bir zamanlar Bağdat’ta yaşayan dul bir kadın vardı. İp eğirip satarak yetim çocuklarına bakardı. O vakitler Abdulkadir Geylanî Hazretleri de Bağdat şehrindeki dergahında halkı doğru yola davet ediyordu.

İp eğirmekle geçinmeye çalışan bu kadın, Abdulkadir Geylanîyi çok sever, her hafta sohbetini dinlemeye giderdi. Onun sohbetini dinlerken o kadar huzur buluyordu ki, kalan ömrünü ibadet etmekle geçirmek istiyordu.

Bir gün kendi kendine şöyle düşündü: “Artık yaşlandım. Gözlerim pek iyi görmüyor. Bu yaşta hala ip eğirmekle ömrümü harcıyorum. Keşke çocuklarımı geçindirecek kadar param olsaydı da ben de ibadetle vakit geçirseydim. Abdulkadir Geylanî Hazretlerinin sohbetlerini dinleyip, Allah'a güzelce kulluğumu yapsaydım.”

Kadın böyle düşünerek hafta boyunca eğirdiği iplik yumaklarını da aldı, Bağdat merkezine doğru yola çıktı. Niyeti önce Abdulkadir Geylanî Hazretlerinin sohbetini dinlemekti. Dönüşte de iplik yumaklarını tüccarlara gösterip müşteri arayacak, ne kadar ücret verirlerse alıp, onunla çocuklarının karnını doyurmak için bir şeyler alacaktı.

Düşündüğü gibi yaptı. Önce Şeyh Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin dergâhına gidip sohbetini dinledi. Sohbetten sonra kalkıp iplik yumaklarıyla dolu torbasını sırtına yükledi. Kendi kendine, “İnşaallah insaflı bir tüccara rastgelirim de, ipliklerim için iyi bir ücret öder. Böylece yetim çocuklarımın ihtiyaçlarını alabilirim.” Diye düşünüyordu.

Bu sırada Şeyh Abdulkadir Geylanî, dergahın kapısından çıkmakta olan yaşlı kadını görmüştü. Ona:

- Ey, Hatun. O elindeki torbada ne var? diye sordu. Kadın:

- Efendim, ben iplik eğiririm. Torbada da eğirdiğim iplik var, pazara götürüp satacağım. Şeyh:

-Onu bana bin altına satar mısın? Yalnız parası haftaya gelecek.

Kadın çok sevinmiş ve biraz da şaşırmıştı. Çünkü iplik yumaklarının bin altın etmesi mümkün değildi. Hemen iplik torbasını Abdulkadir Geylanî’ye uzattı.

Abdülkadir Geylani Hazretleri iplik torbasını eline aldığı gibi, dergâhın damına atıverdi. Atmasıyla birlikte nereden geldiği belli olmayan, kocaman bir kuş gelip, torbayı kaptı, gitti. Ama Şeyh Hazretleri;

- Haftaya gel, parasını al, diyerek yürüyüp gitmişti.

Kadın şaşkın bir halde evine gitti. Bir hafta boyunca şeytan ona vesvese veriyor; “Kuş ipliği alıp gitti. Onun parası nereden gelecek? Keşke şu dergâha gideceğine doğru pazara gitseydin. Her zaman olduğu gibi üç beş kuruş kazanır, çocuklarına bir şeyler alırdın,” diyordu.

Kadın ise şeytana karşı mücadele ediyor; “Bu işte bir hikmet vardır. Allah-u Zülcelâl benim sabrımı ve teslimiyetimi imtihan ediyor olmalı.” Diyordu.

Kadın bir hafta idare etti. Cuma günü gelince doğruca dergâhın yolunu tuttu. Yine sohbeti dinledi ve çıkışta bir kenarda Şeyhin çıkmasını bekledi. Şeyh hazretleri dergâhtan çıkarken kadını gördü;

- Ey hatun, ipliğin satıldı yalnız parası gelmedi. Yarın gel, paranı al, dedi.

Kadının yüreği daralmaya başlamıştı. Şeytan ona daha çok vesvese vermeye başlamıştı. “Gördün mü bak! Hani para gelecekti?”

Kadın bunaldıysa da, “Bu kadar bekledim, bir gün daha beklerim.” dedi, boynunu büküp evinin yolunu tuttu. Ertesi gün son bir ümitle dergâhın yolunu tuttu.

O gün Abdülkadir Geylani Hazretlerini hiç kimsenin tanımadığı bazı kişiler ziyarete gelmişti. Adamlardan biri, Müslüman bir tüccar, diğeri ise Rum bir gemiciydi.

Müslüman tüccar anlatmaya başladı:

- Ticaret mallarımızı gemiye yüklemiş, yola çıkmıştık. Denizin ortasına gelmiştik ki, aniden korkunç bir fırtına çıktı ve geminin yelkeni yırtıldı. Daha sonra fırtına dindi ama yelken yırtık olunca gemi ilerleyemez oldu. Açık denizde kalakaldık. Kaptana “Bu işin bir çaresi yok mu?” diye sorduk.

Kaptan, “Bolca ipimiz olsaydı geminin yelkenini tamir eder, yola devam ederdik. Ama yanımızda o kadar ip yok” dedi.

Bu çaresiz anımızda, yanımızda bulunan şeyh hazretlerinin sevenlerinden biri, “Şeyh Abdulkadir hazretlerinin dergâhına bağış yapmayı adayarak, onu vesile kılarak Allah'a dua edelim” diye teklif etti.

Biz de hep birlikte ellerimizi kaldırıp Allah'a dua ettik ve “Ya Rabbi! Bizi bu sıkıntıdan kurtarırsan Abdulkadir Geylanî Hazretlerini ziyarete gideceğiz. Ona bin altın hediye edeceğiz. Onun senin katındaki hatırı için bizi kurtar!” diye dua ettik.

Duadan hemen sonra bir de baktık ki, büyük bir kuş ağzında bir torba ile geldi, torbayı geminin güvertesine bırakıp uçtu gitti. Torbayı açınca tam ihtiyacımız kadar iplikle dolu olduğunu gördük.

Anladık ki, Allah-u Zülcelâl duamızı kabul etti, Şeyh hazretlerinin manen bu halimizden haberdar etti. İşte şimdi biz o adağımızı yerine getirmek için buradayız. Bu da adadığımız gibi bin altın, dediler. Yanlarında getirdikleri bin altını takdim ettiler.

Herkes Abdulkadir Geylanî’nin bu kerameti karşısında şaşırıp kalmıştı. Rum gemici de şehadet getirip Müslüman oldu. Şeyh hazretleri dul kadını çağırıp, bin altınla dolu keseyi kendisine uzattı.

Kadın sabrının mükafatına ermiş, bir anda geçim kaygısından kurtulmuş, rahata ermişti. Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne bağlılığı bir kat daha artmış olarak huzurundan ayrıldı.


Sayı : 40
Büyük Kapak