Bir Karışla Kurtulan Adam

Sayı : 39 / Mayıs 2015, Konu Başlığı : Masal Annesi

Eski zamanlarda bir ülke vardı. Bu ülkenin başkentinde çoğunlukla zenginler, makam mevki sahipleri ve dünya hayatına dalmış, zevk düşkünü kişiler yaşıyordu. Bunlar zamanla zulüm ve haksızlık yapmaya başladılar. Ticarette hile yaptılar, emirleri altındaki hizmetçilere kötü davrandılar. Bu sebeple bu şehirde ahlaki durum kötüleşmeye başladı. Bazı gençler de haksızlığa dayanamayıp eşkıyalık yapmaya başladı.

Ülkenin iç kesimlerinde bir başka şehir vardı. Bu şehirde temiz ahlaklı kişiler yaşardı. Allah'a karşı kulluk görevlerini yerine getiren bu kişiler dünya işlerinde helal ve harama dikkat ederler, kul hakkı yemezlerdi.

Ülkenin başkentinde yetişen bir genç adam, eşkıyalık yoluna sapmış ve birçok kötülüklere bulaşmıştı. Ancak yaptıklarından dolayı vicdanı rahat değildi. Bu yolun yanlış olduğuna inanıyordu. Öte yandan bu yoldan vazgeçerse tevbesi kabul olur mu,
bilmiyordu.

Bir gün bu genç çevresindekilere sordu:

- Bu ülkenin en büyük âlimi kimdir?

Etrafındaki arkadaşları bunu neden sorduğunu anlamamışlardı. Yüzüne şaşkınlıkla baktılar.

- Bizimle dalga mı geçiyorsun? Senin alimle ne işin olur? dediler.

Genç ise ciddiydi.

- Size ne? Bana sorumun cevabını verin!

İçlerinden biri;

- Âlimler hakkında pek bilgim yok. Ama herhalde krala danışmanlık yapan Rahipler en bilgili alimler olsa gerek.

Bunu duyan genç, bir gece gizlice kralın danışmanı olan Rahibin yaşadığı eve girdi. Rahip bu silahlı adamı birden evinde görünce çok şaşırmıştı:

- Kimsin sen? Ne istiyorsun? Genç,

- sen bu ülkenin en büyük bilginiymişsin öyle mi? Dedi. Rahip;

- Evet, öyleyim, diye cevap verdi. Genç:

- Peki söyle bana, doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam tevbe etse Allah tevbesini kabul eder mi?

Rahip, dalkavuklukla bu makama yükselmiş riyakar bir adamdı. Karşısındaki gencin tevbe etmesine yardımcı olacağı yerde, bilgiç bir edayla:

- Olur mu hiç? Dedi. O kadar kişiyi öldüren birisi tevbe etmekle kurtulamaz! Dur bakayım! Yoksa o doksan dokuz kişiyi öldüren sen misin? Nöbetçiler, koşun, yakalayın şu adamı!

Genç kapıdaki muhafızların kendisine doğru koştuğunu görünce bu riyakar adamı da bir kılıç darbesiyle hakladı. Arkasından da girdiği gibi yine pencereden çıktı gitti.

Genç adam çok üzüntülüydü. Öldürdüğü kişilerin sayısı yüz olmuştu. Üstelik bunların içinde bir de alim şahıs vardı.

- Artık Allah beni affetmez. Benim tevbem kabul edilmez, diyordu. Onun için eşkıyalığa devam etmekten başka bir yol olmadığına karar vermişti.

O sırada arkadaşlarının yanına döndü. Arkadaşlarının arasında bulunan bir kişi, onun yanına yaklaşıp;

-Sen yeryüzündeki en büyük alim kim, diye soruyormuşsun öyle mi? Dedi. Genç,

- Evet, deyince, karşısındaki kişi:

- Halk arasında yaşayan samimi bir âlim var. O’nun dünyevî bir makamı yok ama Allah'a karşısı saygısı ve sevgisi çok fazladır. Herkese Allah'ı sevdirmeye çalışıyor. İnsanları da tevbeye çağırıyor. Sanırım o bu yeryüzünün en büyük âlimidir, dedi.

Genç bu habere çok sevindi. Hemen o alimin yaşadığı köyü öğrenip yola çıktı. Onun yanına varınca kalbinde ona karşı büyük bir sevgi hissetti. Şimdiye kadar hiç hissetmediği bir duyguydu bu.

Hayatı boyunca hep karşısına katı kalpli kişiler çıkmış, ona kötü davranmışlardı. Ama bu alim çok güler yüzlüydü ve hep müjdeler veriyordu. Alim zatın yanına varınca,

- Ben yüz kişi öldürdüm. Yine de tevbe etsem Allah kabul eder mi? Diye sordu. Alim:

- Elbette, kim tevbenle arana girebilir? Yalnız tevbe ettiğin zaman bir daha günah ve zulümlere dönmemek için kötülerin arasından ayrıl. İyi insanların yaşadığı şehre git. Orada Allah’a ibadet eden insanlarla beraber Allah’a kulluk et. Bir daha da seni kötülüğe sürükleyen memlekete dönme. Zira sen onların arasında kötülükten korunamazsın, dedi.

Bu sözleri dinleyen genç adam çok sevinmişti. Demek ki onun için hala bir ümit vardı.

Bu alimin güler yüzü ona ümit aşılamıştı. Geçmişte yaptığı bütün kötülüklerden, içi yanarak pişmanlık duydu. Bir daha o hayata dönmemeyi samimi olarak istiyordu. Hemen o alimin bahsettiği iyi kimselerin şehrine gitmek üzere yola çıktı.

Genç adam yolun yarısına varmıştı ki, eceli geldi, ölüm meleği canını almaya geldi. Adamın ruhunu alan melekler, bu adamın ruhunu rahmet meleklerine mi, azap meleklerine mi vereceklerine karar veremediler. Rahmet melekleri:

- Bu adam, kalbini Allah’a bağlayarak, günahlarından tevbe etti, ruhunu bize ver, cennet bahçelerinden bir bahçeye götürelim, diyordu. Azap melekleri ise:

- Bu adam, hayatı boyunca zulmetti, hiç hayırlı bir amel işlemedi. Onun hakkı cennet değil, günahları kadar azap görmesi gerekir, diyorlardı.

Bu sırada Allah-u Zülcelal onlara bir meleğini gönderdi. O şöyle bir çözüm yolu gösterdi:

Gencin çıktığı şehirle, gideceği yerin arasını ölçün. Hangisine daha yakınsa oralı sayılır.

Melekler ölçtüler, iyilerin şehrine bir karış daha yakın olduğunu gördüler. Aslında adam çıktığı şehre daha yakındı ama Allah o kulunun samimi tevbesini kabul etmiş, bu yüzden iyi şehri yaklaştırmıştı. Bunun üzerine ruhunu rahmet melekleri alıp cennet bahçesine götürdü. Böylece genç adam tevbe etmenin ve iyilere bir karış da olsa yakın olmanın faydasını gördü. (Buhari, Müslim, İbn Mace)


Sayı : 39
Büyük Kapak