Bir Lisan Bir İnsan...

Sayı : 66 / Ağustos 2017, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

İdealist bir müslüman hararetle anlatıyor:

–Dört yaşında başlayacaksın, İngilizce, Arapça, hattâ başka diller de öğretilebilir. Çocuklar o yaşta sünger gibi her şeyi öğrenir. Şöyle sistemler var, böyle yöntemler var...

Dedim ki:

–Yabancı dil öğretmekten daha mühim bir şeyi unutmasak?

–Nedir o?

–Türkçeyi dört dörtlük öğretebilsek!

–Türkçe zaten ana dili ya?

Eğitim-öğretim üzerine eğilen, bu sahaya emek, sermaye, güç, zaman sarf etmeyi, dünkü nesillere göre kat kat fazla göze alabilen, bu işe ehemmiyet veren müslümanların yaşadığı bir devirdeyiz. Lâkin gayeye dair yukarıdaki gibi savrulmalar yaşanabiliyor.

Bir insanın eğitilmesinden ilk hedef; onun entelektüel, şuurlu, kültürlü, medenî, münevver bir insan olmasıdır. Bunun için en mühim şeylerden biri de lisandır, kabul. Fakat pazarlama İngilizcesi ve turist / umre rehberi Arapçası öğretmenin bu gayeyle hiçbir alâkası yoktur.

Eğer, biz İngilizce ile de Arapça ile de daha ötesini kastediyoruz, diyorsak, o hâlde unutmamalı ki, o “öteler”in önce Türkçesini öğrenmesi, anlaması, özümsemesi gerekir insanın.

Bilmiyorsa, özümsememişse, başka dillerde onların karşılığına yapışır. İngilizce düşünmeye başlar. Diller de Allâh’ın sanatıdır. Lâkin, burada bir millet olarak İngiliz’ce, Amerikan’ca düşünmeyi kastediyoruz.

Arapçada da durum çok farklı değildir. Mısır’daki modernistçe veya Suudî selefistçe konuşmaya koyulabilir. Yani önce esasları yerli yerine yerleştirmek lâzım.

Eğer gaye noktasında bu “esasa müteallik ayar” düzelmezse, kendi ellerimizle, istemediğimiz ideolojilere adam yetiştiririz.

Bunun “kurumsal” şekli, ferdî şekli hakkında fikir verecektir:

Anadolu’nun bir şehri. Varlıklı bir insan, geniş bir arazisini bir vakfa, İslâmî eğitim maksadıyla verir. O vakıf, zaman içinde kolejler açar. Günümüzde koca bir vakıf üniversitesine kadar ulaşmıştır gayretler. Fakat birkaç sembolik şeyden başka başlangıçtaki niyet ve hedeflerden eser yoktur. Ne ilim, ne ortam, ne şuur, ne profil... Ha bol dil bilen mühendisler filan yetişmekte midir?.. Evet...

ŞEKİL ve ÖZ...

Kitaptan çok Sosyal Medya mesajı okuduğumuz bir devirdeyiz. Orada karşılaştığım bir mantık var:

“Haram yemek sol elle yemek kadar dikkat çekmedi bu ülkede...”

Bir başkasında ise;

“Kur’ân’ın mânâsını, ahkâmını öğretecekleri yerde, makamını, okuyuşunu öğrettiler bize...”

Bu sözlerin mantığı, öz dururken şekille niye uğraşıyoruz mesajıdır. Hâlbuki bizim dînimiz, pekâlâ şekle de değer vermiştir. Yerince kararınca. Ama şekilsiz bir din değildir.

Mühim bir husus da, bilhassa küçüklerin eğitiminde “şeklî” unsurların; müşahhastan mücerrede, somuttan soyuta doğru bir idrak kazandırdığı gerçeğidir.

Eğitimde bu hususta da sıkıntılar yaşanabiliyor. Ortaokul beşinci sınıf için yapılmış Kur’ân dersi müfredatını incelemiştim meselâ, baştan sona soyut mefhumlarla dolu idi... Değerler, bebek yaşta bile verilebilir, o ayrı. Fakat o da tatbikatla, mesellerle, misallerle olur. Yani yine somut, müşahhas alan ile. Lâkin Kur’ân dersinin, talim, tecvid, hurufat, ezber gibi sahaları var mı? Var. Bunlar soyut düşüncenin gelişimini de beklemeyen şeyler mi? Evet. O hâlde işin tekniğinden kaçmamalı.

Sol elle yemek ile haram yemek arasında, tezat yok ki! Paralellik var. İkisi de Allâh’ın ve Rasûlü’nün sevmediği şeyler... Sol elle yemek yemeyi ehemmiyetsiz bulan, 25 kuruşluk bir haramı yemeyi de küçük görebilir. Sonra 25 kuruş, büyür gider... Fakat sol elle yemek yememe terbiyesi verilirken, aynı zamanda sağ elle yediklerinin de helâl, temiz, nezih olması gerektiği de öğretilecek.

Fakat öyle bir hava estiriliyor ki, âdeta sol elle yedirmeme terbiyesi, “haram yeme” suçunun mes’ulüymüş gibi!.. Hiç öyle şey olur mu?

Sanki Kur’ân’ı anlamanın önündeki engel, tecvid! İnsaf yahu!..

Bu iddiayı teknik olarak da çürütebiliriz:

Toplumumuzda, Kur’ân’ı anlayabilecek seviyeye ulaşmış olanların hemen hepsi, aynı zamanda tecvid de bilir. Yani tecvid vb. şeklî eğitimler, sırasıyla onları, Arapça ve İslâmî eğitime uzanan yollarında bir merhale olmuştur.

Lâkin yolunu tecvide, Kur’ân kursuna ve rahle başına uğratamamış olanların büyük ekseriyeti, Kur’ân’ın düz mealine, her yerde bulunabilecek Türkçe açıklamalarına bile iltifat etmemiştir.

Çünkü Kur’ân’a davet kapısından giren, onun tilâvetiyle de alâkalanır.

Tabiî ki şekil terbiyesi başka, şekilcilik ve her şeyi şekle hasretmek başka. Şekilcilik ile mücadele, şekil terbiyesini terk etmekle olmaz. O tavır, ifrattan tefrite savrulmak olur. Tarihimizde, “Namaz dediğiniz duâdır, bizim kalbimiz bir an bile namazdan uzak kalmaz,” diyerek namazı terk etmiş, sapmış, sapıtmış ve saptırmış kimseler çıkmıştır.

Dînin amelî ahkâm sahasıyla meşgul olan ilme, fıkıh dendiği malum. Günümüzde tarihselcilik gibi bazı yaklaşımlar, fıkhı, ayak bağı görüyorlar. Onu şekilcilik diyerek dışlamaya çalışıyorlar. Buna karşılık, bilhassa somut pratiklerden soyut düşünceye yol alacak gençlerin eğitiminde, öz muhafızı şeklin ehemmiyetini unutmamalı, küçük görmemeli...


Sayı : 66
Büyük Kapak