Bir İslam Mücahidesi: Malahayati Hatun

Sayı : 1 / Mart 2012, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

16. yüzyıl Osmanlı’nın en parlak asrıdır. Bu asırda Akdeniz bir iç denizimiz haline gelmiş, ticaret yolları hep müslümanların eline geçmiştir. Ancak Avrupa’lı kavimlerin sömürge emellerinin canlanması da bu asırda başlamıştır.

Sömürge kelimesinin henüz telaffuz edilmediği bir çağda Portekizli ve Hollandalı gemiciler Osmanlı’nın ele geçirdiği ticaret yollarına alternatif bir yol arayışına girmişlerdir. Çok geçmeden bulmuşlardır da…
Artık Afrika sahillerinde ve Hint okyanusunda aç gözlü Avrupalı tüccarlar, askerler ve korsanlar cirit atmaktadır. Gerçi bu coğrafyalara ilk ayak basanlar Avrupalılar değildir. Vasco de Gama (1460-1524), Kalküta’da karaya çıktığında bu liman şehrinde farklı dinlerden ve milletlerden tüccarlarla karşılaşmıştır.

Siyasi ve ticari bakımdan Müslümanların hakim olduğu ticaret yollarında Hindu, Yahudi ve Nasturi dininden bir çok kişi adil bir yönetim altında çalışıp kazanmakta ve kendi inanç ve kültürüne göre yaşamaktadır. Eğer Avrupalı tüccarlar da huzuru bozmadan ticaret yapacak olsalar onlara mani olacak kimse yoktur.

Ancak gözlerini hırs bürümüş aç denizcilerin niyeti başkadır. Bu mukaddesatla, tabiatla, insanla barış içinde yaşayan yerli milletler onların gözünde bir köleden başka bir şey değildir. Bütün arzuları insan olarak bile görmedikleri yerli halkı kendi egemenliklerine boyun eğdirip topraklarını ve kaynaklarını sömürmektir.

O dönemde bugün Endonezya ve Malezya adıyla bildiğimiz ülkelerin bulunduğu yerde Açe Darusselam Sultanlığı bulunmaktadır. Bölgedeki Müslüman tüccarların güven içinde ticaret yapmasını ve hac yolunu güvence altına alan Açe Sultanı Portekiz gemilerinin Hint okyanusu ve Malaka boğazına tasallutu karşısında son derece rahatsızdır. Ellerinde patlayıcı silahlarla yerli halka korku salan bu vahşi kavimler bölgede huzur ve barış bırakmamıştır.

Açe Sultanı bu tehlikeyle tek başına baş edemeyeceğini anlayınca dönemin en büyük İslam devleti ve Müslümanların halifesi olan Osmanlı sultanından yardım ister. Zaten o dönemde denizlerde en güçlü İslam devleti Osmanlıdır. Hatta bölgedeki diğer bir İslam devleti olan Gücerat Sultanlığı’nın donanmasının başında da Osmanlı tarafından eğitilmiş amiraller görev yapmaktadır.

Osmanlı devletinin başında bulunan II. Selim Açe sultanının yardım çağrısını cevapsız bırakmaz. Hemen iyi yetişmiş silah ustaları, askerler ve askeri malzeme dolu 15 kadırgadan ve 2 barçadan oluşan maaşları peşin ödenmiş bir donanma göndermek için hazırlığa koyulur. Ancak o sırada Yemen’de çıkan bir iç isyan yüzünden kadırgalar Açe’ye gönderilemez. Sadece silah, cephane ve Açe’li gençlere askeri eğitim verecek elemanlar gönderilebilir.

Bunların eğittiği askerler arasında Açe Sultanının kızı Malahayati Hatunun kocası da bulunmaktadır. Ancak sultanın damadının da içinde bulunduğu Açeli mücahidler ardı arkası kesilmeyen Portekiz saldırıları sonucu bir bir şehit düşerler. Malahayati Sultan gencecik yaşta dul kalmıştır. Tıpkı binlerce Açe’li kadın gibi…
Ama ne Malahayati Hatun ne de binlerce Açe’li dul kadın yılgınlığa düşmezler. Şehit düşen kocalarının yerine kendileri savaşmak üzere askeri eğitim almaya başlarlar. Kısa zaman sonra Malahayati Hatunun komutanlığı altında 3000 kadın savaşçıdan oluşan milis kuvveti kadırgalara binip cihad meydanına çıkarlar. Şehadete yeminli bu kadınlar ordusu sömürgecilere verebildikleri kadar zayiat verdirir ve kolay lokma olmadıklarını gösterirler.

Açe’lilerin kahramanlıkları her ne kadar Avrupalıların bölgede hakimiyet kurmasına engel olamadıysa da Hint okyanusunda İslam’ın yayılmasına katkıda bulunur. Artık sömürgeci Avrupalılardan kaçanlar Müslüman direnişçilerin yanında saf tutarlar.

Osmanlı devleti de zaman zaman bölgeye destek kuvvetleri ve eğitici kadrolar göndermektedir. Ancak ordunun ve donanmanın o sıralarda Kuzey Afrika, Balkanlar ve Akdeniz’de sürekli mücadele içinde olması, bu uzak bölgeye yardım gönderilmesini engellemektedir. Ayrıca o devrin devlet adamlarının Avrupa ülkeleriyle iyi geçinme siyasetini benimsemesi de bölge halkının sahiplenilmesine engel olmuştur. Ancak II. Abdulhamit Devrinde yeniden bölgeye eğitici kadrolar gönderilecek ve Endonezya ve Malezya gibi ülkelerde bağımsızlık meşalesi yeninde tutuşturulacaktır.

İşte bu bağımsızlık savaşlarında Hollanda sömürge donanmasını Malahayati körfezinde bozguna uğratan“ Dul Kadınlar Ordusu” Endonezya ve Açe’nin en büyük şevk kaynağı olan halk kahramanları olmuşlardır.
Malahayati hatun henüz on dokuz yaşında şehit düşüp, adını tarihe hem “Tek Müslüman Kadın Amiral” hem de “Mücahide ve Şehide Prenses” olarak yazdırır. Fani hayatını ölümsüz bir gayeye adayarak gelecek nesle örnek olan bu mücahide hatun halen ülkesinin en büyük milli kahramanıdır.

Hiç kuşkusuz Malahayati Hatun yalnız Açeliler için değil bütün Müslümanlar için örnektir. Hz. Safiye’nin, Hz. Nesibe’nin, Nene hatun’un ve nice adsız sansız mücahide hanımefendilerin yolunda giden bu mübarek hanıma selam olsun. Allah (c.c.)bizlere de onun yolundan gitmeyi nasip ve müyesser eylesin. (Âmin)


Sayı : 1
Büyük Kapak