Bir Sorun Var

Sayı : 61 / Mart 2017, Konu Başlığı : Gönülden Gönüle

Gidiyor herkes, toprağın bağrına düşüyor bir bir gelenler. Dönüşü olmayan gidişler; sesi duyulmayan hıçkırıklar arasında. Kim kalmış ki zaten geride. Herkes bir yolcu değil mi fani dünyada? “O zaman neden bu didişme?” diyorum içimden. Bitmeyen savaşlar, susmayan ağıtlar, yarım kalan cümleler, vedası olmayan gidişler!

Kim için koşuyoruz nefes bile almadan, neyin yükü omuzlarımızı çökerten? Nedir paylaşılamayan da kıyar oldu herkes birbirine?

Bir teyze tanıdım geçenlerde. Teyze dediğime bakmayın, seksenini geçmiş doksanına merdiven dayamış. Bir beklentisi yok hayattan, duaları hep koynunda. Ağzında hep “Allah” adı ve o çok sevdiği ama yanında olmayan evlatları.

Tek başına yaşıyor. Korkmuyor Allah’tan başka kimseden. Her işini kendisi görüyor, minneti yok kimseye. “İşte iman” diyor baktıkça insan. Allah’a İmanın verdiği gücü kimsenin veremeyeceğini en çok o yaşlı teyzeye bakınca anladım.

Bir teslimiyet belki de, tevekkülü de içinde. Sırtını Yaradanına dayamış, kalbine huzurun tohumlarını ekmiş, cenneti düşlüyor bes belli, cennete giresice. Eşini kaybedeli epey zaman olmuş. Anlattı durdu; evlatlarını, torunlarını, kariyerlerini, işlerini, güçlerini.
“Neden yanında değiller” diye soramıyor insan. Belki de kırmaktan, incitmekten korktuğundan soramaz da kimse kolay kolay. Çünkü çok naif, gözlerinin içi gülüyor sevdiklerini anımsayınca. O kabullenmiş çoktan kimsenin istemediği ama kendisinin seve seve yaşadığı yalnızlığı. Belki de dünya onun ve onun gibilerinin duası ve vefası yüzü suyu hürmetine dönmeye devam ediyordur kim bilir.

Sonra diyor ki; “Haberleri izleyemiyorum. Dayanamıyorum çünkü.”

Haklı, nasıl dayansın yaşlı yüreği. Her gün onlarca şehit haberleri, yetim kalan yavruların gözyaşları, bir hiç uğruna kayıp giden hayatlar, para pul için birbirine kıyanlar en çokta o teyzemiz gibileri vurur en derinden. Çünkü o ve onun gibilerin duyguları ölmedi, hala yaşıyor. İnsan onuruna ve gururuna toz kondurmayan bir yanları var o insanların.

“Neden” diye soruyor bana, iç yüzünü bilmediği için olayların. İç yüzünü bilse ne olacak ki, bir hiç uğruna değil mi yaşananlar. “Niye bombalar patlıyor, niye Müslüman ülkelere savaş açılıyor, niye herkes sessiz, niye herkes suskun, niye vicdanların sesi kısık. Niye, niye, niye…” uzadıkça uzuyor niyeler. Bu niyelerin cevabını birçok kişi bulamayan ben, başımı eğmekten başka çare bulamıyorum.

“Haberleri izleyemiyorum, ama Ayşe teyzen izleyebiliyor, o dayanabiliyor” diyor. Onların dünyalarında karıncayı incitmek bile büyük bir suçken, insanın hiçe sayılan hayatına son vermelerin anlatılıp durduğu o olmayasıca haberlere nasıl dayanabilir ki. Geçen gün izlediğim bir haberde bir engelliye saldırılmış. Tekerlekli sandalyeye mahkûm bir engelliyi hırpalamanın, onu dövmeye kalkanın amacının ne olduğunu nasıl açıklayabilirsiniz ki, karıncayı ezmeye utanan insanlara. Onların utancı da saygısı da Allah’a, işte bu yüzden “İnsan” onlar. Zaten bir kalpten hayâyı, Allah korkusunu, utancını alsanız geriye ne kalır ki!

Yine de hayat dolu, ümidini hiç eskitmiyor. Çünkü dünyalara bile sığmayan bir ahiret inancı var onun. Herkesin er ya da geç hesaba çekileceğini, zerre kadar da olsa kimsenin hakkının kimsede kalmayacağını ve zalimlerin cezasını mutlaka çekeceğini biliyor. Buraya ait acıların burada kalacağını, ötelerde acıya ve kedere yer olmadığını da biliyor inananlar için. Rahat o yüzden, üzülse de, kederlense de.

Bazen ufacık sorunlar karşısında feryat figan eden insanlar geliyor aklıma. Ne dertler, ne ızdıraplar yaşayanlar var da kan kusarken, kızılcık şerbeti içtim diyor. Onların kalbinde ümitsizliğe yer yok üstelik. İşte tam da bu yüzden “Bunalım, depresyon, stres” diye bir kavram yok, onların gönül sözlüklerinde. Ne mi var? “Teslimiyet, tevekkül, rıza, ümit.”

Bunları yazarken aklıma geçtiğimiz aylarda idam edilen İslam âlimleri geliyor. İnsan ölüme gülerek gidebilir mi?

Bakın resimlerde ki göz bebeklerine anlarsınız ve “Evet, insan ölüme gülerek de gidermiş” dersiniz içinizden hayretle. Kendimizi şanslı mı hissediyoruz onların yerinde olmadığımız için. Çünkü onlar idam ediliyor İslam davasını sahiplendikleri için, biz ise sıcak evlerimizde sevdiklerimizle hasbihal içinde.

Bir sorun yok mu bir yerde sizce? Asıl onlar bizim yerimizde olmadıkları için kendilerini şanslı hissediyor olabilir mi acaba?

Onların Allah’a verecek bir cevapları var. Ya bizim! Üstelik bizden şikâyetçi olma olasılıkları da var. Suskunluğumuzu, davamıza sahip çıkmayışımızı, tebliği çoktan unutuşumuzu. Onlar için yaptığımız duaların soğuk ve cansız oluşunu! Birçok ev, birçok ülke yangın yerine dönerken, birçok kalpte kıyametler koparken, milyonlarca mazlumun ahı göklere yükselirken, Ayla’nın cansız bedeni kıyıya vururken, Ümran’ın yüzü gözü toz ve kan içindeyken; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığındaysak bizim cevabımız ne olacak Allah’a!

Sanırım titremesi gereken bizleriz! Hiç de ucuz olamayan Cennet’in hayallerini kuruyorsak şayet, bir daha baştan almalıyız hayatımızı belki de kim bilir. Zira birileri çok ağır bedeller ödeyerek ölüme yürürken, bizler uzaktan seyrederek ne kadar Cennet’in hayalini kurabiliriz ki? Kaçımız bir teheccüd vakti zorda olan kardeşlerimiz için ıslattı seccadesini gözyaşlarıyla. Bir sorun yok mu sizce; hem de uçsuz bucaksız bir sorun!


Sayı : 61
Büyük Kapak