Bir Tabak Şekerde Kaç Zerre Var?

Sayı : 22 / Aralık 2013, Konu Başlığı : Goncagül

Mürüvvet Hanım seccadesinin üzerinde oturmuş, günlük virdini çekiyordu. Kızı Emine ise mutfağı toparlamakla meşguldü. Zilin çaldığını duyan Mürüvvet Hanımın bir an için dikkati dağıldıysa da “Nasıl olsa Emine bakar,” diye düşündüğü için yerinden kalkmadı.

Gerçekten de Emine hemen kapının yanındaki askıdan şalını alıp bürünmüş ve kapıyı açmıştı. Kapıda dikilen karşı daireye yeni taşınan ailenin küçük oğluydu.

Mürüvvet Hanım kızının içeriye gelip kimin geldiğini haber vermesini bekledi. Ama kızı daire kapısıyla mutfak arasında bir iki kere gidip gelmiş sonra annesine hiçbir şey söylememişti.

Virdini ve dualarını bitiren Mürüvvet Hanım daha fazla sabredememişti.

- Emine, kimmiş gelen? Diye sorarak mutfağa doğru yöneldi. Emine,

- Karşı taşınan komşularmış. Çocuğu şeker istemeye göndermişler. Ama aksi gibi bizde de kalmamış, dedi. Mürüvvet Hanımın içine sinmemişti bu durum.

- Eee, ne yaptın boş mu çevirdin? Kızım iyi baksaydın, dolapta vardır muhakkak.

- Yok anneciğim, kalmamış. Ben de şekerliği dolduracaktım, bulamadım, oradan biliyorum. Hani dün lokma tatlısı yaparken kullanmıştın ya, hiç kalmamış.

Mürüvvet Hanım bizzat kendisi dolapları karıştırıp şeker aramaya başladı. Bir yandan da söyleniyordu:

- Hay aksi. Gerçekten de kalmamış. Ne kadar ayıp oldu. İlk kez kapımızı çalmışlardı.

Emine annesinin komşularıyla iyi münasebetler kurma hassasiyetini bilirdi. Ama bazen abarttığını düşünüyordu. “Ne olmuş yani, istediği bir şeyi vermediysek. Dünyanın sonu değil ya!” diye düşündü.

- Tamam anneciğim kendini üzme. Her yerde bakkallar, marketler var. Şimdiye kadar gidip almışlardır bile. Evde varken vermemiş değiliz ya.

Mürüvvet Hanım kızının onun gayesini anlayamadığını fark etmişti.

- Kızım, kolayca bir iyilik yapmak için ayağımıza kadar fırsat gelmişken kaçırmak zoruma gidiyor. İhtiyacı olana istediği bir şeyi verip onu sıkıntıdan kurtarmak bir sevap, komşuya iyilik yapmak iki sevap… Bir tabak şekerle sevap kazanma fırsatımız varken kaçırdık.

Emine “Bir tabak şeker vermekle o kadar büyük sevap kazanılır mı gerçekten?” diye tereddüt etti. “Sevap kazanmak için daha büyük miktarda sadaka vermek lazım değil mi?”

Annesi aklından geçenleri anlamış gibi,

- Allah-u Zülcelalin hakkında ayet indirdiği bir hususu, basit mi zannediyorsun? Bak Maun suresinde ne buyuruyor, “Konu komşunun birbirinden ödünç istediği küçük ihtiyaçları vermezler.”

Emine biraz durakladı. Gerçekten de “maun” küçük bir yardım, demektir, komşunun istediği kap kacak gibi ufak şeylere de denirdi.

Annesi devam etti:

- Hem başka bir ayette de diyor ki “Kim zerre kadar iyilik işlerse onu görür, kim zerre miktarı kötülük işlerse onu görür.” (Zilzal, 7-8) Zerre ne demek? Havada uçan toz tanesi gibi küçücük bir şey demek. Düşün bir kere, bir tabak şekerde kaç zerre vardır?

Emine bir tabak şekerde kaç zerre olduğunu düşünme fikrine biraz güler gibi olmuştu. Ama Mürüvvet Hanım onun gülmesini zaten bekler gibi sözüne devam etti.

- Senin güldüğün gibi Hz. Aişe’ ye de güldüler. Bir kere bir dilenciye bir üzüm tanesi vermişti. Yanındakiler “Bir üzüm tanesi de verilir mi?” diye güldüler. O da “Allah-u Zülcelal “Kim zerre miktarı iyilik yaparsa onu görür” buyuruyor. O üzüm tanesinde kaç zerre var?”diyerek onlara ders verdi. Mizan terazisi kurulduğu vakit yürekler ağza gelecek. O vakit keşke bir zerre kadar daha iyilik olsaydı diye hasret çekeceksin.

Emine bu sefer gülmüyordu. Annesi haklıydı.

Sohbetlerde devamlı dinlediği dersler sayesinde annesi kendisini iyi yetiştirmişti. Kendisini şu anda onun yanında diplomalı cahil gibi görüyordu. “Demek ki okumak yetmiyor kuvvetle inanmak gerekiyor” diye geçirdi içinden. Sonra birden aklına bir şey geldi.
- Anneciğim, bir dakika hemen geliyorum, diyerek salona koştu. Mürüvvet Hanım kızının arkasından gidince onun vitrinin kapağını açmış, misafir şekerliğini çıkardığını gördü.

- Aferin kızım, Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin buyurduğu gibi, “Sakın iyilikten hiçbir şeyi küçük görme. Hattâ bu iyilik senin kovandan su almak isteyen birisinin kabına su döküvermen, kardeşine güler yüz göstermen bile olsa.”

Emine yeni komşunun kapısını çaldığında onu dışarı çıkmak üzere giyinmeye çalışırken buldu. Komşu hanım, onu elinde şekerlikle görünce sevinmişti.

–Allah razı olsun, çocuk daha buraları bilmiyor diye gönderemedim. Çok sağolun makbule geçti. Buyurun, ben de biraz dinlenmek için çay molası vermiştim, birlikte içelim.

Emine annesine dönüp baktı. Mürüvvet Hanım yeni komşularının böyle cana yakın olmasından çok memnun olmuştu.

Çay molasından sonra yeni komşularının işlerine yardım ettiler. Komşu hanım mahcubiyetle:

- Size de zahmet verdim, deyince Mürüvvet Hanım

- Hiç olur mu? Aksine bize gücümüzün yeteceği bir iyiliği yapma fırsatı verdin, dedi.

Emine annesinin sözleri üzerinde düşünürken aklına Mevlana’nın dizeleri geldi:

“Yoksul kişi nasıl cömertliğe, iyiliğe muhtaç ise, cömertlik ve iyilik de yoksul kişiye muhtaçtır.
Güzeller, güzelliklerini seyretmek için nasıl tozsuz, passız, parlak bir ayna ararlarsa, cömertlik de yoksulları, zayıfları öylece aramaktadır.”(Mevlana rahmetullahi aleyh)


Sayı : 22
Büyük Kapak