Bir Vefasızın Ardından…

Sayı : 11 / Ocak 2013, Konu Başlığı : Goncagül

Sessizliğe öyle gömülmüştü ki telefonun sesiyle adeta irkildi. Arayan en samimi arkadaşıydı. Ama bu onu neşelendirmeye yetmemişti. Arkadaşı da sesindeki bezginliği hissetmişti. Teselli verici sözler bulmaya çalışıyordu. Ama ona hiç tesir etmiyordu bu sözler:

- Söylemesi kolay, öyle olmuyor işte, dedi. Derin bir nefes alıp bıraktı. Arkadaşı:
- Seni anlıyorum, kolay değil tabi ama… Böyle eve kapanmakla da bir şey çözülmez ki. Aramıza dön. Dertler paylaşıldıkça azalırmış…
- Ya ne bileyim. Bana iyi gelmiyor sanki. Herkes bana acıyor gibi geliyor.

Aslında dile getiremediği şeyler de vardı. Yalnız kala kala insanlar hakkında kuşkular geliştirmeye başlamıştı. Sanki her fısıldaşan onu konuşuyor, her nasihat eden ona laf dokunduruyor gibi geliyordu.

Sanki herkes, “Kocası onu bırakmış, başkasını bulmuş. Demek ki kocasını eve bağlamayı becerememiş.” Diyordu…

Ah şu gıybet ne kötü şeydi… İnsanda huzur bırakmıyordu.

Arkadaşı ise onu rahatlatmak istercesine:

- Yok canım, ne diye acıyacaklarmış? Senin acınacak neyin var? Allah’a şükür hasta değilsin, sakat değilsin. Hem zannediyor musun ki, herkesin hayatı güllük gülistanlık… Herkesin kendine göre bir derdi var. Haydi sözümü dinle de sohbete gel…

-Bilmiyorum… Kendimde hiç enerji bulamıyorum. Canım ne giyinmek istiyor, ne de evden çıkmak…

- Anlaşılan sende depresyon belirtileri başlamış. Ama biliyor musun, böyle eve kapandıkça depresyon derinleşir. Kendini zorlamalısın. Bu hale teslim olursan beyninde hastalık oluşur, Allah korusun. Haydi sözümü dinle… Hem sohbetler insana şifa oluyor.

- Doğru söylüyorsun, biliyorum… Ama bu hafta beni kendi halime bırak.

Telefonu kapattığında arkadaşı ikna olmuş gibiydi. Ama bir sürpriz yapmış; yarım saat sonra kapıya dikilmişti. Onu birden karşısında görünce duygusallaşmıştı iyice… Hiçbir şey söylemeden sarıldı, ağladı, ağladı…

Arkadaşının da gözleri nemlenmişti. Onun haline üzüldüğü belliydi.

- Çok zoruma gidiyor. Bunu bana neden yaptı? Ben kime ne yaptım ki başıma bunlar geldi?

- Hayır, kesinlikle senin bir suçun yok. Sen iyi bir hanım, iyi bir annesin. Hiç boşuna suçluluk duygusuna kapılma. Aslında sen Allahtan korkmayanların vefasızlığına ve zulmüne uğradın. Maalesef İslami kurallara uygun olmayan bir hayat tarzı yüzünden senin gibi niceleri acı çekiyor. Bir kısım adamlar gayr-ı İslami hayat tarzı sebebiyle namahremle muhatap olmak yüzünden böyle yoldan çıkıyor. Gençliğini kocasına ve çocuklarına adamış hanımına vefasızlık yapıyor. Eşlerini aldatan, terk eden adamların çoğu bunu hanımının yetersizliği sebebiyle değil nefsani arzularına mağlup olmaktan ötürü yapıyor.

- Peki neden benim başıma geldi? Kocası vefalı olanların benden üstünlüğü ne? Benim onlardan neyim eksik ki kocama bana bunu yaptı?

- Yok kardeşim, böyle düşünme. Bu bir imtihan meselesi… Kimisinin imtihanı seninki gibi kocasından olur, kimisinin ki çocuğundan… Kimisi malını kaybeder. Hiçbir derdi olmayana da imrenme… Eğer son nefeste gaflet üzere yakalanıverirse, o mutlu mesut geçen günlerin ona ne faydası var? Dünyanın saadeti de musibeti de geçici… Eğer sabredersen ebedi mükâfat var.

- Sabretmek kolay mı? Böyle zavallı bir duruma düşmek çok ağrıma gidiyor. Hiçbir şey yapamamak, acizce seyretmek o kadar zor ki… Kendime güvenimi tamamen kaybettim.

- Musibetlerin hikmeti de budur işte. Onlar sayesinde acziyetimizin şuuruna varırız. Musibetler bize çok şey söyler ama manasını çözebilmek için şifre çözücülere ihtiyacımız var. Haydi gel, sohbete gidelim de şifreleri çözmeyi öğrenelim.

Arkadaşının elinden tutup adeta sürüklemesiyle güçlükle kalktı. İsteksizce giyindi. Arkadaşı moral vermek istediği için olsa gerek:

- Bu elbise sana çok yakışıyor, dedi.

Arkadaşının sözüne acı acı gülümsedi.

- Kızımın sözlendiği gün için kendi elerimle dikmiştim. Bir zamanlar bu ellerle neler neler yapardım. Ama ne fayda… Sanki kıymeti bilindi mi?

- Öyle deme; Allah-u Teâlâ görüyor, biliyor. Mükâfatını da ondan alacaksın… Hiçbir şey boşa gitmez… Hem çok şükür çocuklarının evlilikleri iyi. Hepsi sana destek olmaya hazır.

- Yok ben onlardan hiçbir şey istemem. Benim yüzümden huzurları bozulmasın. Şimdiki zamanda kim ister kayınvalideyi… Ah… Ben hep “Beraber yaşlanacağız, hacca umreye gideceğiz, torunlarımızı seveceğiz,” diye hayal etmiştim.

- Kim ne yaparsa kendine yapar… Sen Allah-u Teâlâ katında mazlumsun, bu sana yetmez mi? Hem belki Allah azze ve celle seni kendisi için seçmiştir. İmam Gazali diyor ki, “Allahü Teâlâ bu yolla; belâ, hastalık, sevda ve mihnet ile halkı kendisine çağırıyor ve diyor ki: ‘Bu hastalık değildir. Bizim lütuf kemendimizdir. Sevdiğim kullarımı bununla kendime çağırırım. Belâ önce peygamberlere, sonra evliyaya ve sonra da herkesin fazilet ve derecesine göredir.’

- Buna bir inanabilsem…

- İnan inan… Hem Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam buyurmuş ki, “Başa gelen bir musibet yoktur ki, onunla ya bir kısım günahlarımız affedilmesin, ya derecemiz yükseltilmesin.” Haydi gel, hocamız sana ötesini de anlatır…


Sayı : 11
Büyük Kapak