“Biz Çocuklarımıza Zaman Ayırmazsak Şeytan Vakit Ayırıyor”

Sayı : 54 / Ağustos 2016, Konu Başlığı : Röportaj

Parklarda, sokak köşelerinde dikilen, saçları jöleyle havaya dikilmiş, değişik kıyafetli, kolları dövmeli, konuşma tarzları, hal ve hareketleri biraz hoyrat bir takım gençler görürüz. Issız sokaklarda karşılaşsak ürkeriz, adımlarımızı hızlandırıp geçer gideriz. Onlar, varlıklarını bildiğimiz ama bilmezden geldiğimiz, hatırlamak istemediğimiz gençlerimiz. Kimisine göre tinercidir adları, kimisine göre serseri, kimisine göre maganda. Saç stilleri sebebiyle onlara takılan bir isim de “Apaçi” .

Ekseriyetle bir kabahat işlediklerinde hatırlarız varlıklarını, hatta işlenen her kabahatten onları sorumlu tutarız, ama onları bu hale getirmekten kimi sorumlu tutmamız gerektiğini hiç düşünmeyiz.

Onları yok saysak da, onların hayata bakış tarzları, kıyafetleri, kullandıkları argo kelimeleri, dinledikleri müzikler ve dansları gençler arasında yaygınlaşıyor. İnternette yayınladıkları dans videoları milyonlarca kez tıklanıyor.

İşte sosyolog Ömer Miraç Yaman, bu gençlerin dünyasına girerek araştırma ve görüşmeler sonucunda Apaçi Gençlik adlı bir kitap hazırladı. Kendisiyle bu çalışması hakkında konuştuk.

Ömer Miraç Yaman; İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde, doktora eğitimini Sakarya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji alanında tamamladı. Yalova Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü’nde başladığı Öğretim Üyeliği görevine halen İstanbul Üniversitesinin aynı Bölümünde devam etmektedir. 2010 yılında "Türkiye Gençlik Çalışmaları Bibliyografyası 1923-2010" ve 2013 yılında "Apaçi Gençlik: Gençlerin Toplumsal Davranış ve Yönelimleri İstanbul'da 'Apaçi' Altkültür Grupları Üzerine Nitel Bir Çalışma" adlı çalışmaları yayınlanmış olan Yaman’ın; Gençlik, Madde Bağımlılığı, Göç, Kentleşme, Aile, Alt kültür, Sosyal Hizmet Uygulamaları konularında makaleleri ve kitapları bulunmaktadır.

Ömer Bey, öncelikle bu gençler kimler? Neden onlara Apaçi deniliyor? Bu kıyafet ve saç şekillerinin manası nedir? Nereden çıktı bu gençler?

Ömer Miraç Yaman:
Bu gençler, İstanbul’a göç eden ailelerin çocukları yani bizim çocuklarımız. Büyük çoğunluğu düşük gelir seviyesine sahip ailelerin çocukları. Yaşadıkları ve sosyalleştikleri çevreler de zaten merdiven altı veya fason üretim yapan atölyelerin bulunduğu semtler.

Bu gençler hem maddi hem de ailevi sorunların da etkisiyle eğitimlerini sürdürme imkânından bir şekilde mahrum kalmış, ucuz iş gücü olarak çeşitli sanayi kollarında çalışmakta olan gençler. Ailelerinin kopup geldiği şehirlerdeki kültürle bağları kopma derecesine gelmiş, geldikleri şehre ait olmaya çalışıyorlar. İnsanların çoğu şehir hayatında kendisini tahsiliyle, mesleğiyle, toplumdaki statüsüyle ifade eder. Bu gençler kendilerine bir kimlik edinme ihtiyacı içindeler ve aldıkları tahsil, icra ettikleri meslek onlara bir statü sağlamıyor. Bu sebeple dikkat çekici giyim kuşamla kendilerini ifade etme yolunu seçiyorlar. Sosyete semtlerinde böyle kıyafetleri giyenleri kimse aşağılamıyor ama bunlar giyince özenti deniliyor ve apaçi denilerek ötekileştiriliyor.

Apaçi, bir Kızılderili kabilesinin adıdır. Fransızlar, Amerika kıtasını işgal sırasında, kendilerine ait toprakları ucuz bir fiyata satmaya yanaşmayan, savaşçı geleneklerinden taviz vermeyen, işgale direnen bir kabileyle karşılaşıyorlar. Komançiler gibi bazı kabileler sömürgecilerle uzlaşırken Apaçiler savaşmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tercih ediyor. Onların bu başkaldırısı Fransa’nın Amerika kıtası üzerindeki yayılmacı politikasında ciddi bir kırılma noktasına karşılık geliyor. Çizgi romanlardan hatırlayabileceğiniz üzere, Apaçi kabilesi de saçlarını havaya dikiyordu.

Bu kabilenin adı 1850’lerden sonra Fransız edebiyatında modernleşmeye direnen, barbar, savaşçı, saldırgan insanları tanımlama anlamında kullanılıyor. Sanayi Devriminden sonra ise bir alt kültürün adı olarak kullanıldığına rastlıyoruz. Farklı coğrafyalardan Avrupa’nın sanayi kentlerine gelen göçmen ailelerin çocukları, yaşadıkları kenar mahallelerde yeni bir kültürel atmosferi oluşmasına neden oluyor.

Bilhassa Paris’te, günde 15-16 saat çalışan bu işçi sınıfının çocukları büyüyünce parasız kaldıklarında şiddet olaylarına başvuruyor; yol kesiyor, bıçak çekiyor. Bu gençler kendilerini daha güçlü hissetmek için bir aidiyet geliştiriyor ve kendilerine ait bir imaj ortaya çıkarıyorlar. Tıpkı bugünkü Apaçi olarak tanımlanan gençlere benzer şekilde, parlak ayakkabılar giyiyorlar, rengârenk giyinip, fular takıyorlar ve kendilerine ait bir dans geliştiriyorlar.

Dünyanın birçok farklı bölgesinde de görebilirsiniz bunu. Hemen her yerde göçmenler benzeri refleksler ile adapte olmaya çalıştıkları topluma, bu imajlarıyla “Ben de buradayım, ben de varım,” demiş oluyorlar.

Belki hatırlarsınız, Paris’in banliyölerinde yaşayan Kuzey Afrikalı göçmen gençler 2002-2003 yıllarında ayaklanarak şehri ateşe vermişlerdi. Türkiye’deki Apaçi dansı yapan gençler de, gerek saç şekilleriyle, gerek kıyafetleriyle büyük oranda onların tarzından esinlendiklerini görüyoruz. Fransa’daki göçmen gençlerin internetteki dans videolarını izlediğinizde karşımıza esmer, Mağripli, zenci gençler çıkacaktır.

Apaçi gençliği, 80 öncesi yıllarda "kıro, maganda" ve benzeri tabirlerle nitelenen, toplumun neredeyse bütün kesimleri tarafından dışlayıcı bir bakışla etiketlenen bu kesimlerin adeta kendilerini modifiye etmiş hali olarak ortaya çıktıklarını görüyoruz.

Ömer Bey, bu gençlerin internetteki paylaşımlarını görüyoruz, çok kahırlı, karamsar bir üslup kullanıyorlar. Kitabınızda da bu gençlerin “atarlanmak” veya “gideri olmak” tabir ettikleri fevri halleri olduğunu söylüyorsunuz. Ufak bir yan bakışa bile öfkelenip saldırganlaşabiliyorlar, kendi tabirleriyle “indiriyorlar.” Çoğunlukla bu müzik ve eğlence ortamından suç çetelerine ve madde bağımlılığına geçiş olabiliyor. Peki aileler nelere dikkat etmeli? Ergenlik çağındaki çocuklarımız neden bu gençlik gruplarına katılıyorlar?

Ömer Miraç Yaman:
Bu gençlerin içinde yaşadığı şartları düşünürsek karamsar olmalarını doğal karşılarız. Bunların çoğu bir ay sonrası için hiçbir garantiye sahip değiller. Hatta bir gün sonrasını bile… Bugünkü ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa “Oh, bugünü de ölmeden geçirdim,” diyen bir insanın hayata bakışı nasıl olur?

Birçoğu liseyi bitirememiş veya üniversite için fazla bir beklentisi yok. İster istemez, konfeksiyon atölyelerinde çalışıyorlar, garsonluk, tezgahtar, gibi hizmet sektöründe, fason, taşeron işler yani emek yoğun işlerde çalışıyorlar. Birçoğu gelirlerinin bir kısmını ailesine veriyor. Ergenlik çağında oldukları için kaliteli gıdaya ihtiyaçları var. Bunun yanında üzerlerindeki yoksulluk damgasından kurtulmak için iyi giyinmek istiyorlar. İhtiyaçlarını karşılayacak kadar kazanamayınca çalmaya yönelebiliyorlar. Bilhassa madde kullanıyorlarsa bunu edinmek için çalıyorlar.

Bu gençlerin bu savruluştan kurtulmaları için tek çare okumaları, iyi bir eğitim almaya devam etmeleri. Bunu da istiyorlar ama bu konuda birçok sorunla karşılaşıyorlar.

Okullarda öğretmenlerin ve idarecilerin birçoğunun bu çocuklara karşı önyargılı olduğunu, onları topluma kazandırmak için yeterince gayret göstermediklerini görebiliyoruz. Giyim kuşamı ve saç şekli sebebiyle zaten ona karşı negatif bir bakışı olduğu için dersi takip etmede ve ödevlerini yapmakta en ufak bir aksama olduğunda onu dışlıyorlar.

Zaten bu çocuklar eğitim hayatlarında başarı elde etmek için en temel ihtiyaçtan yani aile desteğinden mahrumlar. Evde ders çalışabilecekleri bir ortam bulamıyorlar, bir yandan bir işte çalıştıkları için ödev yapmaya zamanları olmuyor ve okula da yorgun ve sıkıntılı bir şekilde geliyorlar. Bu durumları sebebiyle de okulda öğretmenleriyle sorun yaşıyorlar.

Bu gençlerin ailelerinin ekonomik durumları iyi değil. Bodrum katı evlerde oturdukları evler rutubetli ve o eve dışarıdan bakanlar çoğu zaman o ortamın pis olduğunu düşünüyor. Bu gençlerin yaşadıkları ailelerde çocuk sayısı fazla, evler ise küçük. Çocuklar yatmaya bile zor yer buluyor. Anne babanın eğitim durumu çocuklarının eğitim ihtiyaçlarını destekleyemeyecek seviyede. Kısacası çocuklarının kent hayatına uyum sağlamasını sağlayamayan bir anne baba profilini görmek mümkün. Dolayısıyla çocuklar da ailelerine karşı oldukça kapalılar. Bu ailelerin birçoğu çocuklarının madde kullandığını, hırsızlık yaptığını, kavgalara karıştığını, kimi kez nezarethaneye girip çıktığını, suça bulaşma eğiliminin çok yüksek olduğunu bilmiyorlar.

Böyle bir aile ortamında yaşayan çocukların okula gittiğinde sergilediği hal ve tavırların nasıl olacağını tahmin etmek zor değil. Bu gençlerin tavırları bazen yanlış anlaşıldığı gibi bazen de gerçekten yanlış anlaşılmaya yol açacak şekilde davranışlarda bulundukları doğrudur. Çoğu zaman bu gençlerin niye bu hareketleri yaptığı üzerinde durulmaz, hemen düzen bozucu ve okul sürecinden dışlanması gereken gençler olarak algılanırlar. Okuyamadıkları zaman da mesleki eğitim anlamında ciddi sorun yaşıyorlar.
Bu gençlerin suç çeteleri oluşturmalarının altında yatan sebep de bu. Toplumun ötekileştirmesine karşı bir tepki olarak kendi aralarında bir akran dayanışmasına, bir tayfa organizasyonuna giriyorlar. Birbirlerini kollamaları gerektiğini düşünüyorlar.

O halde ailelerinde bulamadıkları himayeyi, sevgiyi, ihtiyaçların giderilmesini başka ortamlarda arıyorlar diyebilir miyiz? Ailede ve okulda şefkatli, kucaklayıcı, destekleyici bir ortam sağlamadığımız zaman bu gençlerin teselliyi birbirinde bulduklarını anlayabiliyoruz. Peki neden o gürültülü müzikleri dinliyorlar? Eğlence ortamlarının onlar için anlamı nedir?

Ömer Miraç Yaman:
Evet, çocuklarımıza ayıracak yarım saat vaktimiz yoksa şeytan çok iyi vakit ayırıyor, şeytanın ortakları olan satıcılar onlara çok iyi vakit ayırıyorlar.

Müzik dinlemek ve dans etmek onları gerçek dünyadan koparıp rahatlatan bir unsur. Dinledikleri müzik türleri de damar müzikler. Arabesk dinliyorlar, rap arabesk dinliyorlar. Müzik dinlediklerinde mutlu olduklarını düşünüyorlar. Madde kullanımı ile birlikte müzik dinlerlerse genelde kendilerine faça atıyorlar, yani bıçakla keserek bedenlerine zarar veriyorlar. Faça, hem kız hem de erkeklerde var, sadece erkek olmakla ilgili değil.

Kitabınıza baktığımız zaman, bu gençlerden bir kısmının adının Salih, Muhammed, Recai gibi isimler olduğunu görüyoruz. Siz de bazı röportajlarınızda çoğunun doğulu ve güneydoğu kökenli göçmen ailelerin çocuğunu olduğunu söylüyorsunuz. Peki bu çocukların dini konulara yaklaşımları nasıl?

Ömer Miraç Yaman:
Bu gençlerin aile yapılarına bakıldığında, Alevi’si, Sünni’si, solcusu, deisti, ateisti, Müslüman’ı, mutasavvıfı… Hepsi var. Şiddet mağdurları, tecavüz mağdurları, ensest mağdurları, istismar mağdurları, cinsiyet karmaşası yaşayanlar, madde bağımlıları… Ne yazık ki Müslüman camianın çoğu zaman gözünü kapatıp görmezden geldiği bu sorunlu gençler, bizim toprağımızın çocukları.

Bu çocuklar arasında bulunduğunuz zaman onların bir kısmının günahın günah olduğunu bilerek işlediğini görebiliyorsunuz. Onlara “Bunu yapma” demek fazla bir şey ifade etmiyor. Bir genç şöyle diyor: “Ramazanda oruç tutuyorum ama iftarda bakkaldan çaldığım patates soğanla yemek yapıyorum. Benim orucum kabul olur mu?”

Yoksullukları sebebiyle dışlandıklarını düşünen bu çocukların en büyük ideali, “zengin olmak.” Zengin olmak deyince de genellikle bir ev ve bir araba hayali kuruyorlar. Kızlar evlenerek kendilerini kurtarmayı hayal ediyorlar. Kendi yaşadıkları çevre dışından biriyle evlenme hayali kuruyorlar. Erkekler de askere gidip madde kullanmayı bırakıp dönüşte bir işe girmeyi hedefliyor.

Bu araştırma için size çok teşekkür ediyoruz. İnşaallah hayırlara vesile olur.


Sayı : 54
Büyük Kapak