Boşa Gitmesin Diye…

Sayı : 18 / Ağustos 2013, Konu Başlığı : Goncagül

- Oğlum ne diye zahmet ettin. Bir sürü yemek yapmıştım ben size.

- Çiğköfteyi görünce size canım çekti anne…

Melahat Hanım hem sevinmiş hem üzülmüştü bu işe. Oğlunun getirdiği çiğköfteyi tabağa yerleştirsin diye mutfaktaki gelinine götürürken söylenircesine konuşmaya başladı:

- Enişten de suböreği getirmiş. Hâlbuki ben koca tepsiyle börek yapmıştım. Ne olacak şimdi bu yemekler? Yazık değil mi?

Gelini Asuman, kayınvalidesinin haline gülerek,

- Hakikaten senin de hiç elin aza varmıyor. Kocaman tencerelerle, tepsilerle yemek yapıyorsun. Biz diyetteyiz, salata yiyoruz, yağlı yemek yemiyoruz ki, dedi. Melahat Hanım,

- Ne bileyim ben, eski alışkanlık işte. Ev kalabalıkken alışmışım, çok yapıyorum. Şimdi bunları ziyan olmasın diye yiyeceğim. Sonra da niye şişmanlıyorum acaba diye düşüneceğim.

Elinde boşalttığı börek kutusuyla mutfağa giren kızı:

- Neden yiyorsun anneciğim? Hep bu kiloları böyle almadın mı zaten? Sanki yiyince ziyan olmuyor mu? Aksine hem senin sağlığın, hem boşu boşuna yenmiş olan yemek ziyan oluyor. Doktorun sana hamur işlerini, kızartmaları tamamen yasakladı.

- İyi de, bu yemekler ne olacak?

- Buzluğa kaldırsan? Yemek yapacağına azar azar çıkarırsın. Ben sana saklama kapları almıştım ya hani…

- Buzlukta da yer yok ki… Kış için bir şeyler saklamıştım. Baban da bir sürü balık almış.

- Aman anne, hala buzluğa istif mi yapıyorsun? Bu zamanda her şey elimizin altında. İki kişisiniz zaten. Ne yiyeceksiniz ki? Artık buzluğunu doldurma, böyle misafirden artan yemekleri saklarsın. Öyle değil mi? diyerek gelinleri Asuman’a doğru yöneldi. Ama Melahat hanım buzluğa koyma fikrine soğuk bakıyordu.

- Yemeklerin tadı değişiyor, pirinçli yiyecekler filan lapalaşıyor. Sevmiyorum. Gelinleri de hak verdi:

- Oğlun da sana çekmiş. Taze yemekten başkasını yemiyor. Ben de buzluğa koyamıyorum.

- Eee, misafir gelince ne yapıyorsun o zaman. Annem gibi ziyan olmasın diye yiyor musun, yoksa çöpe mi döküyorsun?

- Yok artık yemiyorum. Bir tane ihtiyaç sahibi buldum, onlara götürüyorum. Bitişik apartmanın bodrumunda oturan yaşlı bir karı koca var. Güzelce folyoyla ambalajlayıp gönderiyorum, oğlumla... Kendim yemeyeceğim şeyleri değil tabi, taze, eli yüzü düzgün, güzel şeyleri… Seviniyorlar, kendileri yapamıyorlar, değişiklik oluyor onlar için.

Melahat Hanım bunu duyduğuna çok sevinmişti:

- Ah ne iyi, bunları da götür o zaman. Dur ben sana yoğurt kovalarımdan çıkarayım da, onlara koyalım güzelce…

- Olur anne, götürürüm. Ama bunlar o yaşlı çift için çok fazla. En iyisi hazır araba altımızdayken eski mahallemize götürelim. Orada çok çocuklu bir aile var, babaları kaza geçirmiş, işsiz. Anneleri temizliğe gidiyor. Onlara ben giyecek, ev eşyası da götürüyorum. Kendilerine lazım değilse köylerine gönderiyorlar hem.

- O zaman dur, ben sana fazla giyeceklerimi de vereyim. Geçen gün dolapları boşalttım, bir sürü eşya birikmiş.

Melahat Hanım aceleyle yatak odasına koşarken kızı:

- Anneciğim gel, artık sofraya oturalım, babam sabırsızlanıyor. Gidecekleri zaman getirirsin, diye seslendi arkasından.

Melahat Hanım elinde tıka basa dolu poşetleri daire kapısının yanına dizerken gelinine seslendi:

- Bak kapının yanına koyuyorum. Unutmayın tamam mı?

Mesut Bey, hanımının evden bir şeyler gönderdiğini görünce biraz huysuzlanmıştı:

- Onlar ne? Yoksa benim giyeceklerim mi? diye sorduendi. Melahat Hanım,

- Yok, yok, senin giyeceklerin değil. Ben indirimlerden almıştım. Baktım giydiğim giyeceğim yok, onları veriyorum… Mesut Bey, fırsatını bulmuşken hanımına şakayla karışık sataştı:

- Ah o indirimler yok mu? Benim ocağıma incir ağacı dikti. Anneniz ucuza bir şey gördü mü dayanamıyor! Dedi.

Damat bey,

- Sadece annem mi? deyince beyler gülüşmeye başladı. Melahat Hanım kendisine söylenene sabretmişti ama kızlarına sataşılmasına razı olamadı:

- Hanımlarınızın kıymetini bilin, ihtiyaçları ucuza almaya çalışıyorlar. Sizi düşünüyorlar, dedi.

Ama kızı gerçeği itiraf etme taraftarıydı. Bir yandan çorbaları doldururken bir yandan:

- Doğru söylüyor, anne dedi. “İndirim var” diye giriyoruz, ihtiyacımıza uymayan bir sürü şeyi “Ah ne kadar ucuzmuş” diye alıyoruz. Hâlbuki giymeyeceğimiz bir şeye para vermek daha büyük israf. Ben düşündüm, onar liraya beş tane gereksiz şey alıp, evime kalabalık edeceğime, ihtiyacım olan bir şeye kırk lira vermek daha ucuza geliyor. Hiç değilse ihtiyacım görülmüş oluyor.

- Doğru söylüyorsun kızım. Ama o kadar güzel şeyleri, o kadar ucuza veriyorlar ki, insan şaşırıyor; “Bu fiyata dikmezler bile” diye… Siz bilmezsiniz, eskiden yokluk vardı. Babamız bize bir parça kumaş alacak, annemiz günlerce uğraşıp dikecek diye nasıl sevinirdik. Şimdi bol bol görünce dayanamıyoruz.

Mesut Bey içini çekerek:

- O günler daha güzeldi, her şeyin tadı vardı, kıymeti vardı, deyince, sanki sofradaki herkesin duygularına tercüman olmuştu.


Sayı : 18
Büyük Kapak