Boğaz’ın İncisi Telli Baba

Sayı : 69 / Kasım 2017, Konu Başlığı : Tarihten Simalar

Dergimizde İstanbul’un dört manevi bekçisi olarak kabul edilen büyük zatların hayatlarını konu edinmiştik. Bu büyük zatları hatırlayacak olursak, türbeleri; Beşiktaş’da bulunan Beşiktaşlı Yahya Efendi, Üsküdar’da bulunan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, Musa Aleyhisselamla aynı zamanda yaşayan ve Beykoz’da bulunan Yûşa Aleyhisselam ve bu sayımızda bahsi geçecek olan, türbesi Sarıyer Rumeli Kavağı’nda bulunan Telli Baba.

Bu büyük zatların hayatlarına göz attığımızda; hepsinin birer Hak aşığı olduklarını, nefislerini terbiye ederek benliklerine hükmettiklerini ve halkın içinde daima Hak’la beraber yaşadıklarını görürüz. Onlar hayatları boyunca nefislerine değil, Cenab-ı Hakk’ın rızasına tabi olmuşlardır. İşte bu yüzden insanı Allah-u Zülcelâl’den uzaklaştırmaya ve böylece felakete sürüklemeye çalışan nefsi iyice tanımış ve onu en mükemmel şekilde terbiye etme yoluna girmişlerdir.

Onların nefis terbiyesi takdire ve hayrete şayandır. Öylesine ileri seviyede bir terbiye metodu uygulamışlardır ki, hayatları boyunca “Allah” diyerek zikretmiştir dilleri de, kalpleri de. Bu yüzden yaşadıkları ve şahit oldukları her hadiseye daima kalp gözüyle bakmış, kalp gözüyle yorumlamışlardır. Onlar Allah’ın izni ve inayetiyle kalp gözü açık ve mana âleminde yaşayan zatlardı.

Hak dostlarını anlayabilmek Peygamber Efendimizi sallallahu aleyhi ve sellem anlayabilmektir aslında. Çünkü bu mübarek zatlar; Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamı hakkıyla bilmiş ve hayatlarının neredeyse her ânını Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yaşamış, sünnet-i seniyyenin çizgisinden bir adım bile kaymamışlardır. İşte tam da bundan dolayıdır ki evliyâullahın hayatlarını okumak, öğrenmek, yaşantılarını örnek almak çok önemlidir. Ayrıca türbelerine gidip, onları vesile ederek Allah’a dua etmek, okunan Sûreleri, Tevhidleri ruhlarına hediye etmek ayrı bir bereket, huzur ve feyiz kaynağıdır. Mübarek zatların yanına bu niyetle gitmeyi düşünmek bile ferahlık veriyor insanın yüreğine.

Telli Baba Ziyareti

İstanbul Sarıyer’de, Rumeli Kavağı mahallesinde medfun bulunan Telli baba’yı ziyaret etmek için düştük yollara. Dışarı da mahşeri andıran bir sıcaklıkla karşılaştık. Güneş hararetini olabildiği kadar yeryüzüne yayarak, bütün cömertliğini sergilemişti adeta.

İstanbul sokakları bu sıcağa inat, yazın son günlerini fırsat bilerek güneşin yakıcılığına aldırmadan; kimi iş için, kimi de gezmek için koşuşturan insanlarla doluydu. Dar ve kalabalık sokaklardan geçerek vardık türbeye.

Telli Baba türbesine vardığımızda, bu türbenin de boğaza nazır bir konumda olduğunu gördük. Boğaz’ın incilerinden biri olan bu türbe de, diğer türbeler gibi tefekkür edilmek için ziyaretçilerini bekliyor gibiydi. Oldukça küçük olan bir mekânda bulunan türbeye, dar bir koridorda bulunan ve halıfleksle kaplı olan merdivenlerden inerek vardık. Türbenin görevlisi olan, burası için makbuz karşılığında yapılan bağışları teslim alan İzzet amcayla selamlaştıktan sonra Telli Babanın medfun olduğu odaya yöneldik. Küçük bir odada bulunan türbenin yanına adım atar atmaz kalbimize ve ruhumuza derin bir huzurun eşlik ettiğini fark ettik.

Odada bulunan küçük pencereden içeriye vuran ışık huzmeleri, ayrı bir mana kattı solukladığımız havaya. Bu güzel mekânda ziyaretçilerin namaz kılabilmeleri için hazırlanmış küçük bir mescid de bulunuyor.

Ellerimizi açarak önce şanlı Peygamber Efendimizi sallallahu aleyhi ve sellem, sahabe efendilerimizi, ardından diğer büyükleri ve huzurunda bulunduğumuz Telli Baba’yı vesile ederek Allah-u Zülcelâl’e dua ve niyazda bulunduk. O tertemiz ruhlara okuduğumuz Fatiha’yı Şerife’yi hediye ettik.

Mecazi Aşktan Hakiki Aşka Doğru

Telli Baba hakkında halk arasında bazı söylentiler uydurulmuş. Rivayete göre; Boğazdaki yalılardan birbirine komşu olan iki ailenin çocukları birbirilerine âşık olurlar. Bu sebeple evlenmek isteyen bu gençlere aileleri şiddetle karşı çıkar. Çünkü zamanla araları açılan bu iki aile birbirilerine adeta düşman gibi olmuşlardır. Ailelerinin verdiği tepkiye oldukça üzülen bu gençler, gönüllerine söz geçiremeyince çareyi kaçmakta bulurlar.

Yuvalarını kurma hayaliyle bir gece kayıkla Boğaz’a açılırlar. Ancak bunu duyan aileleri peşlerine düşmüştür. Çok geçmeden yakaladıkları gençlere attıkları kurşunla kız vurulur, delikanlı ise denize atlar. Böylece birbirini seven bu iki gencin hayalleri de gecenin karanlığına karışıp gider.

Denize düşen delikanlı azgın sularla baş başa kalır. Ama Allah’ın yardımıyla azgın sularla yaptığı boğuşmayı kazanan delikanlı nihayet Sarıyer sahiline çıkar. Şu anda Telli Baba türbesinin bulunduğu mevkiye gelerek buraya yerleşir. Sevdiceğini kaybederek derin bir üzüntüye gark olan bu delikanlı artık herkesten uzak bir hayat yaşamaya başlar.

Bu delikanlının evlenme hayaliyle yola çıktığı ancak yolda kaybettiği genç kıza olan aşkı zamanla hakiki aşka dönüşür. Allah-u Zülcelâl’in aşkını bulan bu genç, günlerini artık ibadet ve tâatla geçirir. Evlenmek istediği genç kızdan kalan bir tutam gelin telini de takkesine takar. İşte bu sebeple halk ona Telli Baba demeye başlar.

Dinimizde Hurafenin Yeri Yoktur

Bir zamanlar çok meşhur olan, her gelinin bol miktarda kullandığı gelin telleri vardı. İşte Telli Baba türbesinin üzeri tamamen bu gelin telleriyle kaplı. Bu türbeye özellikle evlenmek isteyen genç kızlar, erkekler ve dilekleri olan kişiler sık sık ziyarette bulunuyor ve bu tellerden bir miktar alarak yanlarında taşıyorlar.

Bu gelin tellerinden alanların sahip olduğu düşünceye göre; alınan tel ne kadar kısa olursa dileklerinin gerçekleşmesi de o kadar çabuk olur. Şayet aldıkları tel uzunsa, dileklerinin geçekleşmesi de o kadar uzun zaman alır. Oysa yapılan bu eylem tamamen bir hurafeden ibarettir.

Hurafe; dine sonradan girmiş olan, aslı olmayan inançlardır. Dilek tutmanın İslam’da yer yoktur. İslam'da sadece Allah-u Zülcelâl’e dua edilir, başka bir varlıktan, eşyadan, adetten, medet umulmaz. Böyle davranışların bir dileği gerçekleştirmesi beklenmez.

Müslümanlar olarak bu tür konularda hassas olmalı, dinimizde kaynağı ve aslı olmayan, sonradan dâhil olmuş bidatlerle inancımıza zarar vermemeliyiz. İslam dininin kaynakları Kur’an, sünnet, icma ve kıyastır.

Biz inananların amacı Telli Baba türbesi ve diğer türbeleri ziyaret etmek, ruhlarına Kur’an’dan okuduğumuz sûreleri veya çektiğimiz tevhidleri hediye etmek ve onları vesile ederek Allah’a dua etmek olmalıdır.

Bu büyük zâtları vesile ederek, himmetlerini umarak isteyeceğimiz her şeyi Allah’tan istemeliyiz elbette. Aksi bir durum söz konusu olamaz. Ama maalesef Telli Babanın yattığı türbede halk arasında zamanla gelin teli almak, taşımak gibi bir söylenti uydurulmuş ve böylece ortaya yanlış bir âdet çıkmıştır. Bunların dinimizde yeri yoktur.

Allah Dostlarını Vesile Ederek Dua Etmek

Telli Baba’nın gerçek hikâyesine gelince, bazı rivayetlere göre asıl adı İmam Abdullah Efendi olan Telli baba, Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış, orduda tabur imamı olarak görev yaparken şehit olmuştur. Medfun olduğu yer de bu rivayete uygun düşmektedir.

Merhûm Sahhâflar Şeyhi Muzaffer Ozak Efendi’nin kaleme almış olduğu “Zînetü’l-Kulûb” isimli eserinde; halk arasında Telli Baba olarak anılan zâtın, Kadiri tarikatı şeyhlerinden olan bir evliyaullah olduğunu vurguluyor. Ayrıca bu mübarek zâtın, Allah’ü Teâlâ’nın ahlakıyla ahlaklandığını ve Peygamber efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem siret ve sünnetine canı gönülden bağlı olduğunu da dile getiriyor. Bu sebeple Telli Baba’nın türbesini ziyarette bulunanların bu büyük zâtın manevi himmetinden yararlandıklarının da altını çiziyor.

Eserinde kendisinin de zaman zaman Telli Baba türbesini ziyaret ettiği ve bu büyük zâtı vesile ederek Allah-u Teâlâ’ya yaptığı dualarının kabul olduğunu söylüyor. 24 yıllık evli olmasına rağmen bir evladı bulunmayan Muzaffer Ozak Efendi, ilk önce bir arkadaşının ısrarıyla Telli Baba türbesini ziyaret ediyor. Ziyarette Allah rızası için iki rekât namaz kılarak, gözyaşları içinde ellerini semaya açıyor ve Allah-u Teâlâ’dan hayırlı bir kız ve hayırlı bir erkek evlat diliyor. Duasının akabinde Allah kendisine sağlıklı bir kız evladı bağışlıyor.

Belli bir zaman sonra eşi ve yakın dostları bir erkek evladının olmasını da arzu ettiklerini belirtiyorlar. Oysa Muzaffer Ozak Efendi hayatından memnundur, sağlıklı ve akıllı bir kızı olduğu için daima Allah’a şükreder. Daha sonra kalbine; Telli Baba türbesine giderek orada dua etmek üzerine bir ilham gelir. Vakit kaybetmeden Telli Baba türbesine giderek Allah’a dua eder ve yaptığı bu dua da kısa bir zaman sonra gerçekleşir Allah’ın izniyle.

Hacca gittiği yıl rüyasında kucağına bir erkek çocuğu verilerek bu çocuğun kendisinin olduğu söylenir. İsmini de Muhammed Cüneyd koymasını söylerler. Bu rüyanın üzerine duasının kabul edildiğini anlayan Muzaffer Ozak Efendi’nin bir oğlu olur ve ismini Muhammed Cüneyt koyar.

Muzaffer Ozak Efendinin bizzat kendisinin yaşamış olduğu bu olaylar bizlere dua konusunda ipucu verir nitelikte. Yaptığımız duaları samimane bir şekilde, karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek yapmak ve Hak âşıklarını vesile ederek Cenab-ı Haktan istemek, duaların kabulünü hızlandırır bi-iznillah.

Bir başka rivayete göre, genç ve güzel bir kızın hastalığa yakalanıyor. Doktorlar dahi hiç kimse bu hastalığa bir çare bulamıyor. Bu genç kız daha sonra bir rüya görüyor. Rüyasında Telli Baba türbesi gösteriliyor, bu türbeyi sık sık ziyaret etmesi ve böylece Allah’ın izniyle hastalığından şifa bulacağı söyleniyor. Genç kız gördüğü bu rüya üzerine her gün bu türbeyi ziyaret ediyor ve zamanla, Allah’ın izniyle iyileşerek sağlığına kavuşuyor. İşte bu türbe o günden bu yana Telli Baba türbesi olarak anılıyor ve ziyaret ediliyor.

Dernek Faaliyetleri

Telli Baba türbesi şehir merkezine biraz uzak olduğu için Cuma günleri ve hafta sonları daha çok ziyaretçisi oluyor. Ziyaretçiler arasında birçok kesimden insan bulunuyor. Genci, yaşlısı, öğrencisi olduğu gibi turistlerin de ziyaret ettikleri bir türbe burası.

Burada görevli olan İzzet amaca, “Telli baba Güzelleştirme ve Çevre Koruma Derneğinin” çok güzel çalışmaları olduğunu söylüyor. Toplanan bağışların ihtiyaç sahiplerine dağıtıldığını, özellikle Ramazan aylarında ihtiyacı olanlara gıda yardımı yapıldığını söyleyen İzzet amca; “Buranın gideri çok ama bir bakıyorsunuz bir yerlerden bir bağış gelmiş ve o ihtiyaç hallolmuş” diyerek Telli Babanın bereketini vurguluyor. Bir örnekle de taçlandırıyor anlattıklarını; “Lavaboların kapıları çok kötüydü bakım gerekiyordu.

Geçenlerde makam sahibi bir beyefendi geldi, türbeyi ziyaret ederek duasını etti, ardından ‘Bir ihtiyaç var mı?’ diye sordu. Biz de anlattık durumu. Beyefendi gitti ve kısa bir süre sonra yardımcısıyla hatırı sayılır bir para yolladı” diyor.

Muammer adlı bir arkadaşıyla haftalık nöbetleşerek türbeyi beklediklerini söyleyen İzzet amca, maddi olarak cüzi bir miktar karşılığında görev yaptıklarını söylüyor. Yaptığı hizmetten sevinç duyduğu ve bir gönül işi yaptığı her halinden belli olan İzzet amcaya “Allah razı olsun hizmetinizden dolayı” diyerek vedalaşıyoruz.

Türbeden ayrılırken derin bir hüzün kaplıyor içimizi. Ruhları dinlendiren yerlerden ayrılmanın zorluğunu ve hüznünü bir kez daha yaşıyoruz. Tekrar ziyaret etmek niyetiyle ayrılıyoruz Telli Babanın yanından. Şimdi onu her hatırladığımızda mecazi aşkın, hakiki aşka nasıl dönüşebileceğini yâd ediyoruz. Sevdiklerine kavuşamayınca isyan eden, Allah’a sığınmadan karaları bağlayan, teselliyi olmadık yollarda arayan gençler düşüyor aklımıza. Her gencin, Telli Babanın hayatına bakarak alacak çok nasihatlerinin olduğunu düşünmeden edemiyoruz. Selam, dua ve hakiki aşk olan Hak aşk-ı ile.

İlim ise maksâd eğer ârif-i nefs ol Gâlib
Kendini bilmeyen adam gibi nâdân olmaz
Dermiş hâkim bilmediğim nesne kalmadı
Dünyâ’yı bildi bîçâre kendini bilmedi!

Şeyh Gâlib


Sayı : 69
Büyük Kapak