Bu Altınlar Kimin?

Sayı : 65 / Temmuz 2017, Konu Başlığı : Masal Annesi

Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul'un fethedince, haksız yere hapse atılmış bütün mahkumların serbest bırakılmasını emretmişti. Askerler bu emir üzerine hapisteki mağdurları salıverdiler. Ama hapiste tutulan iki keşiş “Artık serbestsiniz, gidebilirsiniz,” denildiği halde gitmek istemiyorlardı. Çünkü bu iki keşiş, zamanında Bizans imparatorunun halka zulmetmesi karşısında korkusuzca onun huzuruna çıkıp adil olmasını tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi.

Keşişlerin bu yemini Fatih'e bildirildi. Fatih o keşişleri huzuruna davet etti. Bizans imparatorluğunda yapılan haksızlıkları bir kere de onlardan dinledikten sonra onlara şöyle dedi:

- Siz bir teklifim var, şimdi gidin, memleketimizi gezin. Mahkemelere gidip halkımın davalarına nasıl bakıldığını, adaletin yerini bulup bulmadığını inceleyin. Sonra gelip bana anlatın. Eğer bizde de sizin zamanınızdaki gibi haksızlık yapıldığını görürseniz, yine uzlete çekilmekte haklı olduğunuzu kabul ederim.

Fatih'in bu teklifini duyan keşişler, İslam beldelerini gezmek üzere yola çıktılar. Yolları üzerindeki Müslümanların yaşantısını, dinlerine bağlılıklarını gördüler. Çarşılarda herkesin birbirinin hakkına riayet ettiğini, herkesin birbirine iyilik yapmak için adeta yarıştığını görünce çok şaşırdılar. En sonunda kendi kendilerine şöyle dediler:

- Her toplumda iyi ve kötü insan bulunabilir. Biz asıl mahkemelere gidelim. Orada birbirine düşmüş hasımlar bulunur. İşte asıl bir milletin ahlakı orada meydana çıkar.

Keşişler böyle düşünerek mahkemeye gittiler. Fakat kadı efendiyi oturmuş Kur'an-ı Kerim okurken buldular. Kimse kimseyi şikayete gelmediği için pek fazla dava açılmadığını öğrenirler. Kadı efendi onlara,

- Siz yine de oturup bekleyin. Belki bir dava için başvuran olur. Davayı adaletli bir şekilde çözecek miyim, görmüş olursunuz, der.

Keşişler oturup beklemeye başlarlar. Çok geçmeden iki Müslüman köylü çıkıp gelir. Bunlardan biri diğerinden bir tarla satın almıştır. Satın alan kişi burayı bir üzüm bağı haline getirmeye karar vermiştir. Üzüm çubukları dikmek için tarlayı kazmaya başlayınca tarlada ağzına kadar dolu bir küp altın bulur. Bu altınları küpüyle beraber tarlayı satın aldığı kişiye götürüp teslim etmek ister;

- Kardeşim ben senden tarlayı alırken bu altınları bilmeden aldım. Sen de eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin bu fiyata satmazdın. Bu altınlar benim hakkım olamaz, al şu altınlarını, der.

Tarlanın ilk sahibi ise şöyle söyler:

- Ben sana tarlayı satarken içindeki küpü de sattım. Şimdi oradan çıkan altınları almaya hakkım yoktur. Bu altınlar senin kısmetinmiş, al, dilediğini yap, der.

Tarlayı alanla satan hakları olmayan bir şeyi alıp da harama düşmekten korktukları için kadıya danışmaya karar verirler.

Kadı efendi meseleyi dinler, her ikisine de hak verir. Sonra bu meselenin en uygun çözümüne karar verir ve şöyle der:

- Sizin çocuklarınız var mı?

Tarlanın yeni sahibi,

- Evet efendim, benim yetişmiş bir oğlum var.

Eski sahibi de,

- Benim de gelinlik çağında bir kızım var.

Kadı efendi,

- Öyleyse size teklifim şudur; sen oğluna bu adamın kızını al, bu altınları da onlara mehir ve çeyiz olarak harcayın. Sizin gibi takva ehli insanlar birbiriyle dünür olsun. Çocuklarınız da birbiriyle mutlu mesut geçinsin gitsin, ne dersiniz?

Köylüler bu tekliften çok memnun kalırlar, kadı efendiye teşekkür ederler.

Keşişler bu davayı seyredince hayret ederler.

- Bir milletin mahkemesine başvuranlar böyle faziletli olursa, artık daha fazla gezmeye lüzum yok, derler. İstanbul’a dönmeye karar verirler. Payitahta varınca da Fatih'in huzuruna gelirler ve şahit oldukları hadiseyi anlatırlar. Sonra şöyle derler:

- Bizler artık inandık ki, bu kadar adalet ve kul hakkına saygı ancak hak din İslam’da vardır. Biz artık zindana dönmekten vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inandık.


Sayı : 65
Büyük Kapak