Bu Zamanda Çocuk Yetiştirmek Çok (mu) Zor!?

Sayı : 10 / Aralık 2012, Konu Başlığı : Kapak

Hocaüveys Vakfı’nın güzel bir hizmeti var, isteyen herkesin gelip kitap okuyabileceği veya kitap ödünç alabileceği bir kütüphane kurmuşlar. Zaman zaman ben de yayınları takip etmek ve kitap ödünç almak için oraya giderim.

Kütüphanenin müdavimlerinin çoğu her yaştan öğrencilerdir. Bazen etrafımdaki masalarda ödevleri için araştırma yapan öğrencilerin konuşmaları kulağıma çalınır. Onlar vesilesiyle gençleri izlerim, onların dünyasını anlamaya çalışırım.

İşte yine böyle bir günde kütüphaneye on iki-on üç yaşlarında görünen iki erkek öğrenci girdi. Öğrencilerden biri hemen o günün gazetelerinden birini aldı ve açıp göz gezdirmeye başladı. Hem de spor sayfalarına değil, siyaset sayfalarına… Üstelik okuduğu haberler ve köşe yazıları üstüne ciddi ve aklı başında yorumlar yapıyordu.

Doğrusu bu yaştaki delikanlıların çoğu meclis başkanının kim olduğunu bile bilmezken onun böyle gündemi dikkatle takip eden, fikir sahibi bir genç olması dikkatimi çekti. Gazeteyi incelemesi bitince hemen kalktı ve beni hayran bırakan bir söz sarf etti: “Haydi, fazla zaman kaybetmeyelim. İşimize bakalım.”

Yaşıtların çoğu oyun ve eğlenceyle harcadığı saatlere aldırış etmezken bu delikanlı gazete okumaya sarf ettiği dakikalarının bile hesabını yapıyordu. İçimden “Maşaallah” dedim ve onu yetiştiren anne babaya gıpta ettim.

Sonra kendi kendime düşündüm. Galiba gençlere haksızlık ediyoruz. Hani bazen biz yetişkinler diyoruz ya “Bu zamanın çocukları zevk, eğlence tutkunu. Nerede bizim zamanımızdaki idealist, fikir sahibi gençler… Olsa olsa kendi kişisel başarılarına odaklanmış, onunla da sadece kazanç ve dünya zevkini hedefleyen gençler.” diye. Aslında yanlış düşünüyoruz.

Elbette her çağda hayatını boş şeyler peşinde tüketen gençler oldu ve bu çağda da olacak. Bunun yanında her zaman hayatını manalı ve değerli bir gaye uğruna sarf eden, inancına hizmet için kendini en güzel bir şekilde yetiştiren gençler de oldu ve hep olacak…

Eğlenceler Hep Vardı…

Arkeologlar yaptıkları kazılarda, binlerce yıl öncesine ait bazı kitabelerde şöyle yazdığını görmüşler: “Bu zamanın gençlerin heveslerinin peşinde. Gayesizce yaşıyorlar.”

Demek ki gençlerin gayeli olmalarının veya heveslerine peşinde koşmalarının zamanla alakası yok. Her çağda çocukları, gençleri hatta çocuk kalmış yetişkinleri peşinde sürükleyen eğlenceler vardı. Şimdilerde ülkemize gelen turistlerin gezdiği viranelerde, bir zamanlar, savaşçı köleleri aslanlarla dövüştürerek eğlenen insanlar gelip geçmişler. Av partileri, şölenler, karnavallar, şenlikler her zaman birilerini oyalayıp yaratılış gayesini unutturmuş.

Günümüzde tek fark bütün bu oyalayıcı eğlencelerin parmakların ucuna kadar gelmiş olması…

Evet, günümüzde çeldiricilere takılma tehlikesi biraz daha fazla ama bunların emsali her çağda bulunuyordu. Hatta Allah Resulünün delikanlılık çağında, Allah'ın evinin yanında dahi iğfal edici eğlenceler tertipleniyordu. Üstelik o zamanlar insanlara hakikati gösterip hakka davet eden davetçiler de bulunmuyordu. Ancak Cenab-ı Hakk Resulünü çeşitli engellerle muhafaza ediyordu.

Bugün hiç değilse doğru yolda yürümek niyetinde olanlar için apaçık Hak yolunu gösteren rehberler bulmak mümkün. Hem eğlencelerin parmak uçlarımıza kadar gelmesine mukabil, ilim de parmaklarımızın ucuna kadar gelmiş durumda. Asırların ilmi mirasına birkaç tuşa basmakla ulaşabilirsiniz, yeter ki okumak isteyin.

Öyleyse “Bu zamanda çocuk yetiştirmek zor,” gibi düşünceler de çok doğru düşünceler değil. Hangi zamanda çocuk yetiştirmek bundan daha kolaydı ki?

Hangi çağda kıtlık, tabi afet, salgın hastalık, savaş, göç ve toplumsal karmaşa gibi tehlikeler bu günkünden daha azdı? Hangi çağda eğitim, sağlık, bayındırlık gibi imkanlar bugünkünden daha çoktu?

Peygamberlerin bile katledildiği çağlar geldi geçti. O zamanlar hak yola tabi olmak bugünden daha mı kolaydı?

Öyleyse bugün de zorluklar olacaktır. Bu durumda “Bu çağda çocuk yetiştirmek zor” bahanesine sığınmamalı. Kısıtlı sermayemiz olan ömrümüzü, sonsuz bir kar getirebilecek bir yatırımla değerlendirmekten geri durmamalı…

Sonsuza Uzanan Yatırım

Allah Resulü buyuruyor ki;

“İnsan ölünce üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i câriye kendisinden istifade edilen ilim arkasından dua eden hayırlı evlât.” (Müslim, “Vasiyyet”, 3; Ebu Dâvûd, “Vesâyâ”, 14)

Evet, kısıtlı ömrümüzü muhakkak akarsular gibi devam eden sevap vesilelerine yatırım yapmak için harcamalıyız. Bizler büyük âlimler gibi ilim öğretemeyebiliriz veya servet sahipleri gibi vakıf eserler bırakamayabiliriz. Ama hepimiz arkamızdan ümmet-i Muhammed’e mensup bir nefer, arkamızdan dua edecek bir hayırlı evlat bırakabiliriz.

Hatta büyük âlimlerin ve hayırsever zenginlerin de arkalarında bir nesil bırakmaktan geri durmadıklarını görüyoruz. Çünkü arkanızda okuyacak ve okutacak bir nesil kalmamışsa kütüphaneler dolusu eser bırakmanın bir faydası yok.

Yahut sahiplenip, kuruluş maksadına uygun bir şekilde idare edilmediği sürece vakıf eserler bırakmanın da bir faydası olmadığını, bugün viran olmuş vakıf çarşılarının kalıntılarından anlıyoruz. Demek ki arkamızda bırakacağımız şey ne olursa olsun, gayemize uygun bir şekilde yetiştirdiğimiz evlatlar bırakmadığımız sürece manası yok.

Zaten bu sebepledir ki arkalarında ilim ve hizmet mirası bırakmak isteyenler daima aynı yolu takip etmişler. Kendi hayatlarını Allah yolunda sarf ettikleri gibi, evlatlarını da ilim ve hizmet yolunda yetiştirerek vakfetmişler. Peki ya biz ne yapıyoruz?

Emeğimize Değecek mi?

Belki Özal’lı yıllarda yapılan “aile planlaması” propagandalarının etkisiyle; belki de eski zamanlarda geçerli olan “Çocuk yetiştirelim de büyüyünce bize baksınlar,” düşüncesinin anlamını yitirmesi sebebiyle artık çocuk sahibi olma konusunda çok tereddüt ediyoruz.

Muhtemelen “Biz kendi anne babamıza ne kadar evlatlık yaptık ki; çocuklarımız bize ne kadar evlatlık yapacak?” diye düşünüyoruz.

Dahası çocuk yetiştirme konusunda derin endişelere sahibiz. “Onca emek sarf edeceğim de ne olacak? ‘İki dünyada anne babamın yüzünü ak edeyim, bana verilen emeği boşa çıkarmayayım’ diye düşünecek mi sanki? Yoksa iki dünyada da yakama yapışacak, başıma bela mı olacak?

Belki de bizi en fazla ümitsizliğe düşüren kendi durumumuz. Kendimize bakıp hayat telaşı içinde nasıl savrulduğumuzu, oyalayıcı tuzaklara nasıl kapıldığımızı, ömür sermayemizi nasıl da amaçsızca sarf ettiğimizi gördükçe esef ediyoruz.

Elbette böyle bizim gibi ömür çürütecek, boşuna bir hayat yaşayacak çocuklar yetiştirmeye pek heves etmiyoruz.

Çoğu zaman çocuklarımıza bir iki kere “Kalk, namazını kıl” “Kur’an oku” “Eline bir kitap al da oku” diyoruz. Fakat söylerken bile gömülüp kaldığı koltuktan doğrulmasını, televizyonun düğmesini kapatmasını beklemiyoruz.

Onlar da biliyor ümitsizce, baştan savma söylediğimizi, ciddiye almıyor. Çünkü bizde ahirete yakinen inanmış insanların ciddiyetini ve kararlılığını görmüyor.

Mesela uzandığı o kanepe tutuşmuş olsa, bu ses tonuyla mı “Kalk” derdik? Hayır! Elbette ki kendimizi paralarcasına bir telaşla “Kalk, hemen kalkmazsan yanacaksın!” diye koşuştururduk. Bizi dinlemezse ite kaka kaldırırdık. Gerekirse başından aşağı su döker uyandırırdık.

İşte çocuğumuz bizde böyle bir endişe, öyle bir kararlılık hissetmediği için inanmıyor. Biz ne kadar iman ediyorsak, o da bizi o kadar ciddiye alıyor.
Hep şikâyet ediyoruz ama bilelim ki problem çocuklarda değil bizde…

Çocuklarımıza Güveniyor muyuz?

Çocuklarımız kendilerine güvensin, kendilerine yüksek gayeler seçsin, gayretli olsun, çalışsın diye bekliyoruz. Peki, biz onlara güveniyor muyuz?

Yüksek gayelere yönlendiriyor muyuz?

Gayretli olmaya alıştırıyor muyuz?

Her şeyden önce biz çocuğumuzu yüce davalara adamaya hazır mıyız?

Sırf geleceğe gönderilen bir mektup manasında evlat yetiştirmek…

Kutlu ve mutlu bir istikbale doğru atılan bir adım niyetine…

Nesilleri aydınlatmak üzere tutuşturulmuş bir meşale misali bir evlat…

Sadaka-i cariye kıvamında bir nesil bırakmayı kendimize gaye ediniyor muyuz?

Kesinlikle inanalım ki, eğer imanımız bizi, çocuklarımızı Allah yoluna adanmış kahramanlar olarak yetiştirmeye azmettirecek kadar kuvvetli olursa, o zaman çocuklarımız gerçekten de amel defterimizin kapanmamasını sağlayan hayr-ul halef olarak yetişir.

Çünkü çocuklarımız bizde o imanı ve adanmışlığı hissederse kendilerinde o gücü ve azmi bulurlar.

En başta çocuk sahibi olurken niyetimiz sırf ahiret olsa, o niyet tohumu muhakkak bir gün yeşerir.

Eğer biz evlat sahibi olurken, “oğlan olsun” veya “oğlum var bir de kız olsun” ya da “güzel olsun, akıllı olsun, bana benzesin, gözünün rengi şöyle olsun” değil de; “Allah yolunda çalışacak bir nefer olsun” diye niyet edersek, onlar hakkında çok daha iyimser ve ümitli oluruz.

O zaman ona daha fazla güvenir, daha fazla ümit besler, daha büyük emek veririz. O da içtenliğimizi hisseder, kendinde bir mesuliyet hissi hâsıl olur ve gayret etme ihtiyacı duyar.

Eğer ağzına verdiğimiz her lokmada “Helal lokma yedireyim de çocuğum temiz yaratılışlı olsun. Hak yoluna davet edildiği zaman dinlesin.

Batıl yolarla çağrıldığı zaman temiz yaratılışı bundan huzursuzluk duysun” diye hassasiyet gösterirsek, muhakkak ki Allah-u Zülcelâl çocuğumuzu muhafaza eder.

Çocuğumuzu küçük yaştan itibaren şuurlandırırsak, büyük gayelere yöneltsek, ondan “Tüm varlığını, İslam sancağını zirveye çıkarmak için adamasını” beklesek, o da kendinde bu cesareti ve gücü bulur. Ama biz onun dünyalık geçimi için endişe edip dururken onun kendisini böyle büyük gayelere adamasını nasıl bekleyebiliriz?

En ufak bir pürüzle karşılaştığında hemen inancından ve hayat tarzından taviz vermesini öğütlersek kendisinde mücadele azmini nasıl bulacak?

Zaman değişmedi ve hiçbir zaman değişmez. Zaman bizim zihnimizdedir. Bütün zamanlarda bütün insanlar aynı esaslar üzerinden imtihan edilirler. İmtihanı kazanmanın şartları da her zaman aynıdır.

Öyleyse “bu zamanda…” karamsarlığını zihnimizden atalım. Çocuklarımızı istikbali şekillendirecek büyük adamlar olarak görüp o şekilde yetiştirelim.

Eğer Müslümanlar geleceğin dünyasında söz sahibi olacaksa bu ancak o gördüğüm çocuk gibi evlat yetiştiren anne babalar sayesinde olacak. Allah öyle anne babalardan bin kere razı olsun. Bizlere de böyle anne baba olmayı nasip etsin. Amin


Sayı : 10
Büyük Kapak