Buyurun Lokma Tatlısına

Sayı : 3 / Mayıs 2012, Konu Başlığı : Kutlu Mevsim

Ömür helezonu bir yıllık döngüsünü dönüp bizi yeniden Recep ayına ulaştırdı, hamdolsun…

Zamanın başlangıcından beri muhterem kılınmış olan bir ay, Recep ayı… Hz. İbrahim’in hanif dinine göre bu ayda kan dökmekten ve her türlü kötülükten titizlikle kaçınılmalı.

Arap kabileleri İslam’ dan evvel dahi bu aylara hürmet göstermeyip savaşmayı büyük bir çirkinlik olarak görürlerdi. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’ in dedesi Abdulmuttalib’ in bu ayda Mekke civarındaki dağlarda tefekküre çekildiği söylenir. Peygamberimizin de Hira nur dağına çekilip tefekküre dalmasının, dedesinden gördüğü bu adetten kaynaklandığı ileri sürülür.

Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) Recep ayı hakkında,
“Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen, Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır.” (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9) buyurmuştur.
Hadiste geçen Mudar kabilesi, İsmail (a.s.)’ın torunlarından Adnan’ ın soyundan gelen ve Kureyş’in de atası olan geniş bir kabiledir. Hadisten anlaşıldığı kadarıyla Peygamberimizin de mensup olduğu bu kabile Recep ayında ibadet etme âdetine devam ediyorlardı.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in getirdiği şeriat Ramazan orucunu farz kılınca, Recep ayı ile Şaban ayını hayırlarla değerlendirmek ise Peygamberimizin sünneti oldu. Demek ki üç aylar ve kandil gecelerini ibadetle değerlendirme geleneğimiz doğrudan Peygamberimiz (s.a.v.)’ in hayatından kaynağını almaktadır. Elbette farz olan yalnız Ramazan orucudur, diğer aylarda yapılan ibadetler nafiledir.

Peygamber efendimiz Receb ayı girdiğinde Ramazan için heyecan duyar ve ona hazırlığa başlardı. Enes b. Malik (r.a.)’dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle dua ederdi: “Allahım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)

İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri: “Resulullah (s.a.v.) Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi (oruç tutmazdı) ki; biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Buhari, Savm: 53; Müslim, Siyâm: 179; Ebû Dâvud, Savm 55)

Yine Peygamberimiz (s.a.v.) bu üç ay için; “Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)

İlk Müjde: Regaip Kandili

Recep ayının içinde birbirinden kıymetli iki gece vardır. Bunlardan ilkini 24 Mayısı 25 Mayısa bağlayan gece idrak edeceğiz. Recep ayının ilk Cuma gecesine, Cenab ı Hakkın rızasına rağbet gösterenlere cömertçe mükâfatlar müjdelediği için Regaip gecesi diyoruz.

Rahmetine susayanlar için zamanın bağrına saklanmış pırlanta gecelerden bir gece Regaib… Gerçi Rabbimizin kapısı dua ve ibadet etmek isteyenlere her zaman açık… Ama bu geceler, bizzat Rabbimizin seçtiği, çok özel buluşma zamanları…

Kandil gecelerinin geleneğimizde de ayrı bir yeri var. Kimi yörelerde lokmalar, kimi yörelerde helvalar dağıtılarak bu günü şenlendirmek; hem çocukların bu geceyi fark etmesine vesile oluyor, hem de kapısı ne zamandır çalınmayan garipleri sevindirmeye…

Her ümmetin kendine özgü özel günleri vardır. Kandillerimiz ve onları kutlama biçimimiz de bizim bir özelliğimizdir…

Atalarımız bu topraklarda Hıristiyanlarla karşılaşınca onların birçok yortular kutladığını gördüler. Yumurtaların boyandığı Paskalya yortusu ve benzeri…

Müslümanlar kendi çocuklarının bu renkli kültüre özenmemeleri için kandillerde, aşure gününde ve buna benzer zamanlarda bazı gelenekler geliştirdiler. Kandillerde lokma tatlısı veya aşure gününde aşure tatlısı yapmak gibi…

Bu hayırlı gelenekler son zamanlarda ihmal edilir oldu. Hâlbuki daha hayırlısını yerine ikame etmedikçe bir hayırlı geleneği ortadan kaldırmamalı…

Bazı kesimlerin, başka mücadele edecek bir şey kalmamış gibi bu geleneklerimize savaş açtığını görüyoruz. Diyorlar ki Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında böyle uygulamalar yoktu!

Hâlbuki kandillerin Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında bu şekliyle kutlanmaması, bu kutlamaların onun sünnetinin rûhuna ve maksadına uygun olmadığı anlamına gelmez. Tam aksine atalarımızın Peygamberimizin sünnetinin ruhunu çok iyi kavradıklarını gösterir.

Peygamberimizden önce Medine’de ateşperest İran milletinin iki bayramı kutlanırdı. Çünkü Arap halkı Yahudilerin bayramlarına mukabil bir bayram günü ihdas etmek istemişlerdi. Bu iki bayramı İranlılara özenerek onlardan almışlardı.

Peygamberimiz (s.a.v.) “Yüce Allah, size, o ikisinin yerine, onlardan daha hayırlı iki gün (bayram) verdi: Ramazan ve Kurban Bayramı” (Ahmed B. Hanbel, Müsned, III/103-178.) buyurarak o günleri kaldırdı.

Anadolu halkı da, başka dinlerin adetlerinden etkilenmemek için kendilerine mahsus bir adet edinmek istedikleri zaman Peygamberimiz (s.a.v.) ile ve dinî günlerle alakalı bir hatırayı seçiyorlardı. İşte kandil günlerinin değerlendirilmesiyle ilgili adetler de böyle bir ihtiyacın sonucuydu.

Şimdi bize düşen bu günleri oradan kaldırmak mı yoksa onları bu zamana en güzel şekilde adapte etmek mi? Batıdan ithal, yılbaşı, sevgililer günü, vb. özel günleri yerleştirmek isteyenlerin inadına, bizim kendimize ait olanı korumamız veya geliştirmemiz gerekmez mi?

Eğer yapabiliyorsak helvadan, lokmadan daha güzelini yapalım ama mutlaka bir şeyler yapalım. Kandil gününün diğer günlerden bir farkı olsun. Bu gün çocuklarımızın damağında farklı bir tat bıraksın. Tabi ki bizler asıl lezzeti seccademizin yününde ve duaların fısıltısında arayalım…


Sayı : 3
Büyük Kapak