Cabir Bin Hayyan

Yazar : Emre Uyar
Sayı : 40 / Haziran 2015, Konu Başlığı : Delikanlıca

Sadık bugün çok heyecanlıydı. Çünkü kimya öğretmenleri bugün deney yapacaklarını söylemişti. Bilimsel deneyler yapmayı çok seviyordu. Arkadaşı Ercan ile birlikte laboratuarda gerekli hazırlıkları yaptılar. Öğretmenleri Mustafa Bey gelmeden deney tüplerini ve ısıtıcıları hazırladılar.

Mustafa Bey, deneye başlamadan önce kimyada kullanılan metotlardan bahsetti:

- Çocuklar. Kimya deneylerinde maddeleri karıştırmak, ısıtmak, buharlaştırarak çökelti elde etmek gibi yöntemler kullanılır. Şu gördüğünüz araç ise imbiktir.

İmbik ismi Ercan’a ilginç gelmişti. Güldü:

- İmbik mi? Ne demek ki imbik? Mustafa Bey,

- İmbik buharlaştırma ve soğutma yöntemiyle maddeleri damıtmaya yarar. Yani bir karışımın içindeki istediğimiz maddeyi damıtma yöntemiyle ayrıştırırız. Biliyor musun, bu aracı Cabir bin Hayyan geliştirmiştir. İsmini de o vermiştir. Birçok batılı bilim adamı, kimya ilmini Cabir bin Hayyan’ın kurduğunu kabul eder. Hala kullanılan birçok yöntemi ve araç gereci de kendisi icat etmiştir.

Ercan şaşırmıştı:

- Nasıl yani? Kimya bilimini bir Arap mı kurmuş?

- Arap değil de, Müslüman demek daha doğru olur. Horasan’da doğmuş, İslam diyarlarında, bilhassa Kufe’de eğitim almış. Babası eczacıymış. Ondan öğrendiği pratik yöntemleri bilimde kullanmış. Abbasî halifesi Harun Reşid'in döneminde birçok ilmi eser Arapçaya çevrilmişti ve büyük kütüphaneler kurulmuştu. Cabir bin Hayyan bu sayede çok bilgi edinmişti. Ancak o sadece eski kitapları okumuyor, deneyler yapıyordu. O zamana kadar bilgi anlayışı, eski bilgileri kitaplardan okuyup üzerinde tartışmak şeklindeydi. Bu şekilde bir bilgi üzerinde yıllarca tartışılıyor ama hiçbir ilerleme kaydedilemiyordu. Cabir bin Hayyan bilgiyi gözlem deneyler yoluyla elde etme veya sınama yönteminin en önemli öncüsü oldu. Buharlaşma, süblimasyon, eritme ve kristalleştirme için hala kullanılan metotları Cabir bin Hayyan geliştirmişti. Ham sülfürik asit ve nitrik asitlerin nasıl yapılacağını kesin olarak ortaya koyan oydu. Madenlerin o zamana kadar bilinen basit eritilme metotları yerine, bizzat ürettiği nitrik asit, sülfürik asit ve altın eritme suyunun yardımıyla eritme metotlarını geliştirdi.

-Vay be! Biz de deney yapmayı batılılar icad etti sanıyoruz?

- Sadece kimya alanında değil birçok bilim dalında etkileyici başarılara imza atmıştır. Optik kanunların keşfi ve mercekler teorisinde, iç bükey aynalar vasıtasıyla güneş ışınlarını bir yere toplama ve güneş enerjisinden istifade etme yöntemini de dünya medeniyetine O kazandırdı. Ayrıca tıp, eczacılık, metalürji, fizik, astronomi dallarında da çalışmalar yaptı, görüşler ortaya koydu…

Sınıfın tembel öğrencilerinden Kayhan,

- Üf! Biz birini bile öğrenemiyoruz! Deyince hepsi gülmeye başladı.

Sadık ise başka bir konuyu merak ediyordu:

- Hocam, o zamanın imkânlarıyla bu kadar farklı konularda nasıl bilgi edinebilmiş?

Mustafa Bey içini çekti:

- Çocuklar, İslam medeniyet dinidir. Müslümanlar sadece ülkeler fethetmemiş, ilim adamlarına keşif ve icatlar yapabilecekleri ilmi müesseseler kurma imkânı da tanımıştır. Böylece bilim tarihine adını altın harflerle yazdıran Müslüman bilginler yetişmiştir. Bunlardan sadece biri Cabir bin Hayyan’dır.

Cabir bin Hayyan, daha o çağda, atomun parçalanabileceğini ileri sürüyordu. Onun Niels Bohr, Albert Einstein gibi bilim adamlarından çok önce, “Maddenin en küçük parçası olan cüz-ü la cüz-ü la yetecezza (atom) da yoğun enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi, bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu Allah-u Teâlâ’nın kudretinin bir nişanıdır.” Demiş olması hala hayret edilen bir konudur. Sizce o bu bilgiyi nereden öğrendi?

- Nasıl olur hocam? Bu bilgiyi deneylerle öğrenmiş olması mümkün görünmüyor.

Mustafa Bey gülümsedi.

- Sadece bu da değil, onun genetik bilimine işaret eden sözleri de var. İslam âleminde böyle birçok bilim adamı yetişmiştir ve batıda onların kitapları okutulmuştur. Belki Moğol istilası ve Haçlı seferleri olmasaydı bilimsel keşifleri Müslümanlar yapacaktı.
Sadık üzüntüyle;

- Ah keşke öyle olsaydı! Peki, hocam şimdi neden öyle olmuyor? Neden Müslümanlar böyle geri kaldı?

Mustafa Bey bir yandan deney tüpüne beyaz bir tozdan koyarken bir yandan da anlatmaya başladı:

- Moğol ve Haçlı orduları kütüphaneleri yaktı, o zamanın üniversitelerini yıktı, şehirler ahalisini katletti. Haçlılar bir kısım eserleri kendi ülkelerine götürdüler, dillerine çevirip faydalandılar. Birçok bilgiyi Cabir bin Hayyan’ın ve diğer İslam âlimlerinin kitaplarından alıp kendi görüşleri gibi yayınladılar.

Ercan sinirlenmişti:

- Ama bu haksızlık!

- Evet, artık birçoğu bunu kendileri de itiraf ediyorlar. “Müslüman bilginlerden çok faydalandık” diyorlar. Evet, İslam bilginlerinin bazı keşifleri var ki, onları nereden öğrendiğini tam olarak bilmiyoruz. Sadece şunu biliyoruz, Cabir bin Hayyan aynı zamanda sufi idi. Sadece fen bilimleriyle değil, metafizik konularla da ilgileniyor, kapsayıcı görüşler ileri sürüyordu. Bugün batı bilimleri dallara ayırarak çok sahada uzmanlaştı ama bütüncül bakışı kaybetti. Artık batıda bilgi var ama hikmet yok. Kâinatın var oluş nedeni, insanın kâinattaki yeri, konumu, hikmeti nedir, buna olan inançlarını kaybettiler. Öyle olunca bilgi de kirli ihtiraslara alet oluyor. Öyleyse biz onların kaybettikleri alanda ilerleyip onları geride bırakabiliriz.

Bütün sınıf hep bir ağızdan;

- İnşallah hocam! Dediler.

Mustafa Bey, elindeki deney tüpüne koyduğu maddeleri sallayarak karıştırırken;

- Haydi, bakalım, şimdi biraz da deneyimizle ilgilenelim. Diyerek yaptığı deney hakkında bilgi vermeye başladı.

Sadık şimdi bilime daha çok ilgi duyuyordu. Çünkü dünyanın, bilgiyi hikmetle birleştirecek bilim adamlarına ihtiyacı vardı.


Sayı : 40
Büyük Kapak