Cennet Aroması

Sayı : 67 / Eylül 2017, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Dış görünüşü bildiğin limonata... Rengi canlı sarı değil, limonata gibi bulanık sarı... İçince de ferahlatıcı limon rayihasını ve tadını hissediyorsunuz. Nefis... Fakat üzerindeki kanunen yazılması gereken ibare, ikaz ediyor insanı:

“Limon aromalı içecek.”

İçindekiler’e bakıyorsunuz: Su, şeker, asitlik düzenleyici, aroma, ıvır-zıvır...

Limon nerede?

Yok.

Limonata da neticede sâfî limondan yapılmaz. Şekerle tatlandırılır, su ile seyreltilir ama tadını, kokusunu veren limonun suyu ve kabuğunun kokusudur. Asıl önemlisi limonun vitamin ve mineral gibi faydalarını ihtiva eder. Limon aromalı içecek ise sadece kimyevi aromalarla limonun tat ve kokusunu taklit ediyor, ama içinde limonun faydaları yok.

Aynı manzarayı, şeftali, portakal, kayısı suyu zannederek içtiğimiz “şeftalili” içecek, “portakallı” içecek, “kayısılı” içeceklerde de görüyoruz.

Tüketicinin doğru bilgi edinme hakkını korumak için konulan kanunlar gereği üretici müesseseler ürünün tamamı, % 100 o meyvenin suyu ise, ancak o zaman “meyve suyu” diyebiliyorlar.

Eğer meyveden elde edilmiş orijinal meyvenin çözeltisini yüzde 25’ten az katmışlarsa “meyveli içecek” diyebiliyorlar. Daha fazla sulandırılmış “nektar”larda da müesseseler, meyve oranını bildiriyor. En az % 10 meyvedir gibi ibareler. Eğer meyve oranı sıfır yahut % 10’un altında ise ona ancak “aromalı içecek” denebiliyor.

Aroma, gıdalara tat ve koku vermek amacıyla kullanılan maddelere deniliyor. Aromayı ilk icad edenlerin Araplar olduğu ve doğal aromaları gerçek bitkilerden damıtma yoluyla elde ettikleri biliniyor. Ancak günümüzde çok daha ucuz kimyasal aromalar kullanılıyor.
Tabi gıdaların koku ve tadını taklit eden kimyasal aromalar sayesinde içinde hiç meyve olmayan sıvıları biz pür iştihâ içebiliyoruz. Çünkü aroması damağımıza o tadı veriyor, fiyatı da ucuz... Ne gam!..

Aroma kadar, gıda boyası macerası da bir tuhaf...

Bizim vişne aroması sayesinde lezzetle içtiğimiz vişne aromalı içeceğe, bazen tropikal bir böceğin kanından, bazen bir bitkinin kök boyasından, bazen kara havuç gibi vişneden ucuz ve daha boyayıcı mahsullerden elde edilen boyalar da katılıyor.

Niye? Vişne algımız kuvvetlensin diye.

Aroma meselesi o kadar ileri gitmiş durumda ki, sağlık için içtiğiniz “yaseminli yeşil çay”ın içinde bile yüzde 1 yasemin ve yasemin aroması var. Düşünün yaklaşık 1 gr. olan poşet çayın % 1’i yasemin imiş!.. Aroma olmasa o, 0,01 gr yasemin bir bardak sıcak suya ne katabilir?

Eğer Sağlık Bakanlığı kaideleri gereğince ambalâj üzerine bu tür “ibareler” ve “içindekiler” yazmak mecburiyeti olmasa idi ne olurdu, kim bilir!..

Gerçi bilmemiz de çok şeyi değiştirmiyor. Çoğu kez, meyve oranı yüksek ürünün niye daha pahalı olduğunu, meyveli içeceğin niye ucuz olduğunu vs. anlamamıza yardımcı oluyor. O kadar...

Bu mevzu da mühim fakat bu yazının gayesi, gıda katkı maddelerine dikkat çekmek değil. Buradan algılarımız ve davranışlarımız üzerine asıl bir başka tefekküre kapı aralamak istiyorum.

Yaldızlı Sözlerle Kandıranlar

MAK firmasının yayımladığı son anket de ispatladı ki, 17 Aralık’tan 15 Temmuz’a yaşanan ve hâlen devam eden malûm süreç, tarîkat-cemaat tarzı yapılara büyük zarar verdi. Çünkü bütün cemaatlere, “Bunlar da mı potansiyel bir FETÖ?” gölgesi düşürüldü.
Bizler gibi, sağlıklı düzgün cemaat ve tarîkatlerin fert ve topluma çok faydalı olduğunu müdafaa edenler;

“Karıştırmayalım.” dedik:

“Fetö baştan beri belliydi. O yapının içinde şeriat yok, tarîkat yok, hakikat yok, marifet yoktu!..”

Bu yapıda İslam'ın sadece aroması vardı, boyası vardı; aslı yoktu. Lâkin meyve aromalı içeceği hakiki meyve suyu zannetmesinler diye ikaz eden etiket olduğu halde, bu yapı hakkında halkımızı uyaracak bir ikaz yoktu.

Bir yandan devletin laikçi baskıları halkı arayışa sürüklerken bu yapı da süslü, boyalı sözlerle kendilerine samimi bir cemaat süsü vererek halkı cezp ediyordu.

Kur’ân-ı Kerim de ikaz eder: Zuhrufe’l-kavl. “Yaldızlı sözler fısıldayanlar...”

Kalplerinde olmayanı dillerine dökenler...

Dayalı kütükler gibi oldukları hâlde, sözleriyle kendilerini beğendirmeye çalışanlar...

Peygamberimiz de ikaz eder: "Şüphesiz ki Allah Teâlâ, sığırın otu yerken ağzında evirip çevirdiği gibi, sözü ağzında evirip çevirerek lugat paralayan erkeklere buğz eder.” (Ebû Dâvûd, Edeb 94; Tirmizî, Edeb 72)

Günümüzde Kur’ân’ın aydınlığında, uydurulmuş din ile değil indirilmiş din ile hayatımızı tanzim etmek istediklerini söyleyen birtakım ilâhiyatçılar da aynı aroma ve boya endişesini yarınlara taşıyor.

Çare?

“Sağlık bakanlığının gıda maddelerinde yaptığını, Diyanet İşleri Başkanlığı veya âlimler birliği, geçmişteki Meclis-i Meşâyıh tarzı bir müessese yapsa, yapabilse,” diyorlar. Çünkü tasavvufun, İslâm âlimliğinin aromasını ve boyasını kullanan sahtekârlar, hakikî tasavvufa, gerçek mürşidliğe halel getiriyor.

Gerçi bu hususta da baskı ve hürriyet gölgelenmesi endişesi yok değil. Fakat ülkemizdeki devlet-millet barışması kalıcı şekilde devam ederse, yeniden jakoben lâikliğe dönülmesinin yolları tamamen tıkanırsa, böyle bir müesseseye ihtiyaç var. Yeter ki bu müessese, Kur’ân ve Sünnet’ten başka bir otorite altında bulunmasın.

Halka ise söylenecek söz şu:

“Aroma ve boyalara aldanma!.. İşin özüne ve hakikatine bak. Şeriat hassâsiyetine, tarîkat âdâbına, takvâ ve azîmet titizliğine bak.

Her sakallıyı deden zannetme. Cübbe, destar vb. kılıklara yeri geldiğinde Lawrence gibi ajanların bile bürünebildiğini unutma.

Psikolojik telkinlerle, istihareyi, rüyayı bile istismar edebildiklerini unutma.

Sonra; peygamberlerden başka kimsenin ilâhî teminat altında olmadığını, mahşer yerinde Peygamberlerin dahî sorgudan geçeceğini, mutlak hâkimin Cenâb-ı Hak olduğunu unutma!..

Teslîmiyeti doğru zemine oturt. Gâvura dost olma, gâvura dost olanlarla dost olma.

Aromaya bile bile kandığın hâlde, beni kandırdılar deme!.. İçtiğinin hâlis muhlis vişne suyu değil, vişne aromalı, kara havuç renkli, sentetik tatlandırıcılı çeşme suyu olduğunu unutma!..”

Gelelim aromalı sözde hocalara... Onlar da şu hadîs-i şerîfi okusalar iyi olur:

“Kim kendisinde Allâh’ın rızası aranan bir ilmi sadece dünyalığa sahip olmak için öğrenirse, o kimse kıyamet gününde cennetin kokusunu bile duyamaz.” (Ebû Dâvûd, İlim 12. Ayrıca bk. İbn-i Mâce, Mukaddime 23)

Yoksa cehennemde, cennet aroması yoktur! O kaynar sulara, irinlere, cennet şarabı aroması verilmeyecektir!..

Yâ Rabbi!.. Bize hakkı hak bilip hakka ittibâ, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan ictinâb etme firâsetini bahşeyle!..


Sayı : 67
Büyük Kapak