Cennet Kapısı Açan Haslet: Güzel Ahlak

Sayı : 8 / Ekim 2012, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi güzel ahlakı nedeniyle övmüş ve: “Şüphesiz sen yüksek (güzel) bir ahlak üzeresin.” (Kalem; 4) buyurmuştur.

Ahlakın ve ahlaklı olmanın dinimizde önemli yeri vardır. Dinimiz; insanların kendilerini yaratan, yaşatan ve rızıklandıran Allah-u Zülcelâl’i tanımalarını ve O’na ibadet etmelerini emrederken, aynı zamanda ahlaki esaslara uymalarını, güzel ahlak sahibi olarak yaşamalarını da tavsiye etmektedir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mü’min güzel ahlakı sebebiyle, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadet için ayakta bulunan kimsenin derecesine ulaşır.” (Ebu Davud)

İnsanlar için güzel ahlak hususunda en büyük rehber Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selemdir. Öyle ki Onun güzel ahlakı gönüllerin İslam’a ısınmasına vesile olurdu. Âyet-i kerime onun ahlakının Allahın rahmetinin eseri olduğu bildirilmektedir:
"Allah'ın bir rahmet eseridir ki, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer huysuz ve katı kalpli birisi olsaydın muhakkak onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi" buyurmaktadır. (Al-i İmran: 159)

Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem çok büyük bir ahlak sahibi idi. Peygamberimiz şahsına yapılan kötülüklerden dolayı hiçbir şekilde intikam almayı düşünmemiştir. Ayrıca o, insanların en az kızanı, en çabuk razı olanı ve bağışlayanı idi.

Rivayete göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Enes radıyallahu anh ile birlikte bir yere gidiyordu. Arkadan bir bedevi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme yetişti ve cübbesinin eteklerine öylesine asılarak çekti ki, kumaş Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin ensesinde iz bıraktı. Sonra da: “Ey Allah’ın Resulü! Allah-u Teâlâ’nın sana nasip ettiği servetten bana da infak et!” Dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bedeviye dönüp kendisine bir şey verilmesini emretti. (Buhari, Müslim)

İnsanlara mertebeler kazandıran da güzel ahlaktır. Allah-u Zülcelâl’in katında mertebesi en yüksek olanlar, O’nun Resulünün ahlakını yaşayanlardır.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de kendisinin Peygamber olarak gönderiliş nedenini açıklarken: “Ben ancak güzel (yüksek) ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (İmam Malik) Buyurmuştur.

Anlatıldığına göre, Allah-u Zülcelâl imanı yarattığı zaman: “Ya Rabbi! Beni güçlendir.” Demiş, Allah-u Zülcelâl de onu güzel ahlak ve cömertlikle güçlendirmiştir.
Güzel ahlak, cennet nimetlerine açılan bir kapıdır. Allah-u Zülcelâl’in rızasına talip olan kimseler, ilk önce güzel ahlak kapısından girmişlerdir.

Güzel ahlak; güler yüzlü olmak, insanlara iyilik yapmak, hiç kimseye eziyet etmemek ve insanlardan gelen eziyetlere de sabretmektir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Muaz radıyallahu anha şöyle buyurmuştur:

“Ey Muaz! Sana söyleyeceklerime uyarsan, güzel ahlak sahibi olursun. Ey Muaz! Allah'tan kork, sözünde doğru ol, verdiğin sözü yerine getir, emaneti koru, ihaneti terk et, komşularınla iyi geçin, yetime acı, yumuşak sözlü ol, herkese selam ver, salih amellere sarıl, uzun emel peşinde koşma, yemin ettiğin zaman yeminine riayet et, Kur'an’ı iyi anla, ahireti sev, hesap gününden kork, alçak gönüllü ol.” (Beyhaki)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, Muaz radıyallahu anha yaptığı bu nasihat, hepimiz için bir rehberdir. Eğer insan bu söylenilenleri yerine getirirse, güzel ahlak sahibi olur. Güzel ahlak sahibi olmanın da mükâfatı çoktur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Haklı da olsa, sürtüşme ve münakaşayı terk eden kişiye, cennetin çevresinde bir köşk verileceğine; şaka da olsa, yalan söylemeyen kimseye, cennetin ortasında bir köşk verileceğine; ahlakını güzelleştirene de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace)

Abdullah bin Amr radıyallahu anhudan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Size, en çok sevdiğim ve kıyamet gününde bana mevkisi en yakın olanınızı bildireyim mi?” Buyurdu ve bu sözünü iki veya üç defa tekrarladı. Ashab: “Evet, bildir ya Resulallah!” deyince; Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ahlakı en güzel olanınızdır.” (Ahmed bin Hanbel, İbn Hıbban)

Güzel ahlak, Peygamberlerin sıfatlarından bir sıfattır. Güzel ahlak, cennet nimetlerine bir kapıdır. Bunun tersi olarak kötü ahlak, sahibini şeytanın yoluna koyar. Onu ebedi ateşin kapısına götürmeye sebep olup, sahibini ebedi helake uğratacak bir hastalıktır. Kötü ahlak, çok çirkin bir şeydir. Kötü ahlaklı olan kimselerden bütün insanlar uzak durur. İnsanların uzak durduğu bir kimseden Allah-u Zülcelâl de (rahmetiyle) uzak olur.

Kötü ahlak, sahibini hem bu dünyada hem de ahirette helak eden bir hastalıktır. Bir kimse, hem taat ve ibadet yapar, hem de kötü ahlaklı olursa, yaptığı ibadetler kendisine bir menfaat vermiyor demektir. Böyle kimseler, ibadeti adet olarak gafletle yaptıklarından dolayı bir menfaat bulamazlar. Yoksa ihlâslı olarak ibadet yapan kimseler, bu ibadetleri ile kötü ahlak hastalığından kurtulurlar. Çünkü Allah-u Zülcelâl'in ibadeti, insanda bulunan kötülükleri yok eder.

Bir grup sahabe-i kiram Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelerek:
“Ya Resulallah! Filan kadın gündüzleri oruç tutuyor, geceleri de ibadetle geçiriyor. Ama kötü ahlaklıdır. Dili ile komşularını incitiyor.” Dediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Onda hiç hayır yoktur. O ateş ehlindendir.” (Ebu Davud)

İşte bu hadis-i şerifte de görüldüğü gibi, kötü ahlak, sahibini ateş ehli yapmaktadır. Onun için insan, üzerinde bulunan kötü ahlaktan kurtulmanın çarelerini aramalıdır. Kendisini kötü ahlaktan kurtaranlar, kalplerini temizlemiş ve selamete çıkarmış olurlar.

Kötü ahlak, sahibinin burnuna takılmış ve ucu şeytanın elinde bulunan bir azap halkasıdır. Şeytan bu halka ile insanı kötülüğe, kötülük de sahibini cehenneme sürükler. Onun için kötü ahlaktan uzak durmak en selametli yoldur.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz mü’minler kardeştirler” (Hucurat; 10)

Onun için mü’minler evlerinin içinde öz kardeşleri ile nasılsa, mü’min kardeşleri ile ondan daha üstün olmak, birbirlerini daha çok sevmek için gayret göstermelidir. Tabii bunun mümkün olması için her şeyden önce, kişinin kendisini düzeltmesi lazımdır.

Onun için bazı evliyalar şöyle demiştir: “Kim Allah-u Zülcelâl ile arasını düzeltirse, Allah-u Zülcelâl de onunla diğer kullarının arasını düzeltir.” Nitekim Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem de bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Allah, bir kulunu sevdiği zaman, Cebrail'e: ‘Ben onu seviyorum, sen de sev.’ Buyurur. Cebrail de o kulu sever ve gök halkı arasında: ‘Allah, filan kulu seviyor, siz de sevin.’ Diye haber verir. Onlar da onu severler. Sonra da yeryüzünde yaşayanların kalbine onun sevgisi yerleştirilir” (Buhari, Müslim)

Bu sebeple, bir mü’min, Allah-u Zülcelâl'in rızasına giden yolda bir mesafe kat etmek istiyorsa, bu ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere bakarak, mü’min kardeşlerini sevmesi gerektiğini anlaması lazımdır. Buradan anlaşıldığına göre, Allah-u Zülcelâl bir kimseyi severse, mü’minler de ona karşı iyi davranır. Onun için bir mü’minin ilk önce Allah-u Zülcelâl ile kendi arasındaki hali düzeltmesi lazımdır.


Sayı : 8
Büyük Kapak