Cesaret ve Metanet Kahramanı: Hz. Safiyye

Sayı : 37 / Mart 2015, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hz. Safiyye radıyallahu anhâ, Mekke şehrinin en asilzade hanımlarından biriydi. Babası Abdülmuttalib Zemzem kuyusunu kazmış, hacılara su dağıtma işini ailesiyle birlikte yüklenmişti. Ebrehe Fil ordusuyla Kâbe’yi yıkmaya geldiği zaman “Kâbe’nin de sahibi var ve onu koruyacaktır!” demişti. Dediği gibi de olmuştu. Bu ve benzeri basiretli davranışları sebebiyle yalnız Mekke’nin değil bölgenin en sevilen ve sayılan şahsiyetlerinden biri olmuştu. Hz. Safiye de Abdulmuttalib’in terbiyesinde yetişmiş, tertemiz ahlaklı, faziletli bir hanımdı.

Peygamberimize henüz nübüvvet görevi verilmeden önce Hâris İbni Harb ile evlenmiş ve bir oğlu olmuştu. Kocası öldükten sonra Hz. Hatice annemizin kardeşi Avvam İbni Huveylid ile hayatını birleştirmişti. Bu evlilikten üç oğlu oldu. Zübeyr, Sâib ve Abdülkâbe.

Hz. Hatice ile hem hısımlık bağı hem de arkadaşlık ilişkileri çok samimiydi. Her iki hanım da, cemiyetin sevilen sayılan simalarındandı. Hz. Safiye yeğeni Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi de çok severdi. Onu küçük yaşlardan beri yakından tanırdı ve hallerinde bir fevkaladelik olduğunu sezerdi. O hiçbir zaman putperestlik adetlerine uymaz, onların merasimlerine katılmazdı. Bir keresinde Buvane putunun etrafında yaptıkları merasime katılması için çok ısrar ettiler. "İlahlarımızdan yüz çevirmenden dolayı bir felakete uğramandan korkuyoruz" diyerek putun yanına yaklaşması için zorladılar. Fakat Peygamber efendimizin aniden ortadan kaybolduğunu fark ettiler. Bir müddet sonra onu bulduklarında yüzü solgun ve korkmuş vaziyetteydi.

- Ne oldu sana ya Muhammed? dediler. Efendimiz,
- Başıma bir felaket gelmesinden korkuyorum, buyurdular. Halaları,
- Hayır, sana kötülük dokunmaz. Sen yüce bir ahlaka ve üstün bir yaratılışa sahipsin... Ne oldu, anlat bize?
- Bu putun yanına yaklaştığım zaman beyazlar giymiş uzun boylu biri ortaya çıkarak, "Ya Muhammed! Hemen geri çekil ve sakın puta yaklaşma!" diyerek beni itti. Öyle korktum ki hemen oradan uzaklaştım.

Efendimiz bir daha da putlara yaklaşmamış, onlar için kesinlen kurbanlardan yememişti. Günah ve azgınca eğlencelerden uzak duruyor, koyun gütmek için şehrin dışında zaman geçiriyordu.

Hz. Safiye bu tertemiz yaratılışlı yeğenini çok seviyordu. Yetişme çağı boyunca ona şefkat ve ihtimam gösterdi. Onun Hz. Hatice’nin kervanlarıyla ticaret yapması için aracılık etti. Efendimizin bu tertemiz hanımla evlenmesine de çok memnun olmuştu. Peygamberimize risalet görevi verilince de ona iman edenler arasına girdi.

Peygamberimiz insanları İslâm'a davet ederken işe en yakın akrabasından başlamıştı. Çünkü Allah-u Zülcelal, "Önce en yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere merhamet kanadını indir (yumuşak davran)." (Şuâra, 214-215) buyurmuştu.

Sevgili Peygamberimiz bunun üzerine akrabalarını topladı, yemek ikram etti ve onları Müslüman olarak Allah'ın dinine hizmet etmeye davet etti.

Hz. Safiyye ile oğlu Zübeyr birlikte İslâm'a koşanların öncülerinden oldular. Peygamberimiz, halası Safiyye’nin seçkin hanımlardan olduğunu seziyor, ondaki maneviyatın inkişaf etmesi için devamlı teşvik ediyordu. Akrabalarını ve kavmini davet ederken kızı Fatıma ile halası Safiyye’yi hususen zikretmişti:

"Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Haşimoğulları! Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Muhammed'in Kızı Fâtıma! Ey Abdulmuttalib'in kızı Safiyye! Kendini ateşten kurtar. Ben size Allah'tan gelecek bir zararı önleyemem. Ama benim malımdan dilediğinizi isteyin." buyurdu.

Allah Resulü’nün Destekçisi

Hz. Safiyye radıyallahu anha, kardeşi Ebû Leheb'in müslüman olması ve yeğenini desteklemesini çok istiyordu. Ebû Leheb ise yeğenine düşmanca bir tavır takınıp onun davetine engel olmaya çalıştı. Çünkü onun başarılı olabileceğine inanmıyordu. Ailesini büyük bir tehlikeye attığını söyleyerek yeğenine karşı çıkıyordu.

Ne zaman Peygamberimiz çıkıp kavmini İslam’a davet etse kötü sözler söyleyerek onu incitiyordu. Hz. Safiyye, Ebu Leheb’in gururunu okşayacak sözler söyleyerek onu sevgili yeğenine karşı yumuşatmak istedi:

"Sevgili Ağabeyim! Yeğenini ve onun dinini yardımsız bırakmak sana yakışır mı? Ehl-i kitab âlimleri ahir zamanda bir peygamber çıkacağını bildiriyorlardı. İşte o peygamber yeğenimiz Muhammed'dir. Ona yardım etmek en çok sana yakışır," dedi. Ebû Leheb ise kaba bir konuşma tarzıyla kız kardeşinin kalbini kırdı ve ona: "Zâten siz kadınların sözleri erkeklere ayak bağıdır." diyerek aşağılayıcı bir tavır takındı.

Ne yazık ki Hz. Safiyye’nin gördüğünü Ebu Leheb göremiyordu. Çünkü her şeyi bildiğini zannediyor, kendi aklını aşan bir hakikate iman etmeyi nefsine yediremiyordu. Kendi aklınca kabilesinin dinine karşı çıkıp kavmi içinde ayrılıkçılık çıkarmayı mantığa aykırı görüyordu. Bu yüzden aklı ermez takımının, kadınların, gençlerin, fakirlerin iman ettiği gibi iman etmeyi, akıllı adama yakıştıramıyordu. Allah'ın verdiği akıl onun gözüne perde olmuştu.

Hz. Safiyye ise Ebu Leheb'in gönlündeki perdeyi yırtamamanın, Allah'ın Habibi’ndeki güzellikleri ona gösterememenin hüznüyle oradan ayrıldı. Ağabeyi her ne kadar ailelerinin büyüğü olsa da o yeğenine tabi oldu. Sevgili yeğenini koruma konusunda elinden geldiği kadar gayret gösterdi. Oğlu Hz. Zübeyr’in Peygamberimizin fedailerinden biri olarak yetiştirdi ve daima onun emrinde olmaya teşvik etti.

Hz. Safiyye radıyallahu anha çocuk terbiyesinde örnek bir anneydi. Oğluna karşı sevgi ve şefkati ne kadar çok olsa da terbiyesini vermeyi de ihmal etmezdi. Bu sayede Hz. Zübeyr radıyallahu anhu genç yaşta Peygamberimizin fedaisi bir İslâm kahramanı oldu. Rasulullah efendimiz, ona: "Her peygamberin havârisi, yardımcısı vardır. Benim de havârim Zübeyr'dir," sözleriyle iltifat etmiş ve sağlığında cennetle müjdelemişti.

Cesaret Timsali

Hz. Hamza’nın anne baba bir kardeşi olan Hz. Safiyye onun gibi gözü pek, cesûr ve korkusuz bir İslâm hanımıydı. Müthiş bir cesarete ve metânete sahibdi. Hanım sahâbîler arasında bir erkek düşman askerini öldüren ilk müslüman hanım olarak tarihe geçmiştir.

Olay şöyle gerçekleşti: Müslümanlar Uhud harbine çıkacağı zaman ailelerini toplayıp Medine'deki konakların en sağlamı olan Hassan İbni Sâbit'in evine yerleştirmişlerdi. Hz. Hassan, yaşlı ve sakat olduğu için savaşa iştirak edememişti. Harbin kızıştığı sırada bir yahudi fırsat bilip kadınların bulunduğu eve yaklaştı. Bunu farkeden Hz. Safiyye Hz. Hassan'a durumu bildirip,

- Şu yahûdinin icabına bak! dedi. Fakat Hz. Hassan radıyallahu anhu, hem yaşlı hem de engelliydi.
- Ey Abdülmuttalib'in kızı, Allah seni esirgesin. Ben onun yanına inecek kadar kuvveti kendimde bulsaydım Allah Resûlü ile Uhud'a gider, savaşırdım, diye cevap verdi.

Bunun üzerine Hz. Safiyye çadır direği olarak kullanılan bir sırığı alıp aşağıya indi. Kapıyı yavaşça aralayıp birden sırığı başına indirdi. Yahûdi yediği darbe sonucu olduğu yere yığıldı. Onun başına gelenlerden sonra kimse Müslüman kadınların yanına yaklaşamadı. Sonra evin çatısına çıkıp ve harb meydanını görmeye çalıştı. Müslümanların sıkıntıya düştüğünü öğrenince Sevgili Yeğenine bir zarar gelmesinden endişe ederek birkaç kadınla Uhud yolunu tuttu. Karşılaştığı kişilerden Rasûlullah 'in durumunu sordu. Onun sağ olduğunu fakat kardeşi Hamza'nın şehid edildiğini öğrendi.

Hz. Safiyye radıyallahu anha aynı zamanda başına gelen musibetlere sabır ve metanet hususunda da örnek bir hanımdı.

Hz. Hamza, onun en yakınıydı. Şehid edildiğini duyunca başucuna gidip son kez görmek istedi. Ancak müşrik kadınlar o gün şehitlerin cenazelerini de rahat bırakmamışlar, iğrenç davranışlar göstermişlerdi. İntikam hırsıyla yanıp tutuşan Hind de, Hz. Hamza’nın cesedinin göğsünü yarıp ciğerini çıkarmıştı. Allah Resûlü sevgili halasının bu manzarayı görünce isyan etmesinden korkarak oğlu Zübeyr'e:

- Anneni geri çevir. Kardeşi Hamza'nın cesedini görmesin, buyurdu. Zübeyr radıyallahu anh koşup annesini karşıladı ve:
- Anneciğim!.. Rasûlullah senin geri çekilmeni söylüyor. dedi. Hz. Safiyye büyük bir teslimiyet ve sabır içerisinde oğluna:
- Şayet kardeşime yapılanı görmeyeyim diye geri döneceksem, ben onun kesilip parçalandığını zaten öğrenmiş bulunuyorum. Kardeşim bu felâkete Allah yolunda uğradı. Bundan daha büyük bir makam var mı? Biz Allah yolunda bundan daha fazlasına uğramaya da rıza gösteririz. İnşaallah sabredecek ve sevâbını Allah'tan bekleyeceğim, dedi.

Hz. Zübeyr radıyallahu anh, annesinin ısrarını ve söylediklerini gidip İki Cihan Güneşi efendimize haber verdi. Sevgili halasının metânetine ve samimiyetine inanan Efendimiz:

- O halde bırakın görsün. buyurdu.

Aklî dengesinin bozulmaması ve manevi haline bir zarar gelmemesi için elini sevgili halasının göğsüne koyarak ona duâ etti.

Hz. Safiyye Efendimizin duâsıyla biraz sâkinleşti. Kardeşi Hz. Hamza'nın cesedi başına geldi, dehşet verici manzara karşısında içli içli ağlamağa başladı. Tevekkülle: "İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn = Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz." Diyerek

Rabbinin takdirine boyun eğmenin huzuruna vardı.

Peygamber Efendimiz sevgili halasına şu müjdeyi verdi.

"Bana Cebrâil aleyhisselâm geldi Melekler katında Hamza'nın "Allah'ın ve Rasûlünün arslanıdır" diye yazıldığını haber verdi"dedi.


Hz. Safiyye metaneti ve kahramanlığı yanında şâirliği ile de tanınmıştı. O korkusuz bir yüreğe sahip olduğu kadar, ince ruhlu ve şiir söylemeye kabiliyetli bir İslâm hanımı idi. Resûl-i Ekrem 'in irtihali üzerine söylediği mersiyesi meşhurdur. O şöyle söylemiştir:

"Ey Allah'ın Rasûlü, sen bizim ümit kaynağımızdın,
Sen bize karşı iyilik yapandın, cefa eden olmadın.
Sen esirgeyen, yol gösteren ve öğreten olmuştun,
Allah'ın Resûlüne anam, teyzem ve amcam
Dayım sonra kendi nefsim fedâdır.
Şayet insanların Rabbi, seni bize bıraksaydı
Mes'ud olurduk. Fakat Allah'ın emri geçerlidir.
Allah'ın selâmı sana olsun ya Rasûlallah!
Senden râzı olarak Adn Cennetlerine koysun.


Hz. Safiyye Peygamberimizin vefatından sonra on sene daha yaşadı. Hz. Ömer'in hilafeti zamanında dâr-ı bekâya göçtü.

Allah-u Zülcelâl bizlere de onunki gibi iman, gayret, sabır ve teslimiyet nasip eylesin. Ahiret günü şefaatlerine nail eylesin. Amin.


Sayı : 37
Büyük Kapak