Cesaret ve Vefa Kahramanı Ümmü Hakim

Sayı : 45 / Kasım 2015, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

O’nun hayatı Mekke’nin fethedildiği gün tamamen değişmişti. Allah'ın izniyle o gün gönüller İslam’a açılmış, kin ve intikam hislerinin yerini muhabbet almıştı. Çünkü Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Kutlu Nebi, daha önce kendisine kötülük edenlerden intikam almamış, af ve şefkatinin enginliğini bir kere daha göstermişti. O gün gönlü İslam’a açılanlar arasında Ümmü Hakîm de bulunuyordu.

Ümmü Hakîm, Ebu Cehil adıyla nam salmış İslam düşmanının ağabeyi Harisin kızıydı. Mensup oldukları Mahzum oğulları kabilesi, Peygamber efendimizin davetini engelleyen ve Müslümanlara en büyük işkenceleri yapanların başında geliyordu.

Ümmü Hakîm de amcası Ebu Cehil’in oğlu İkrime ile evliydi. Kabilesinin bütün erkek ve kadınları gibi o da İslam’a karşı kin ve nefretle doluydu. Öyle ki, Ümmü Hakîm, Uhud harbine katılarak erkekleri savaşa teşvik eden kadınlar arasındaydı. Davullar tefler çalarak, savaştan kaçan erkeklerle alay eden şiirler okuyarak onları Bedir’de öldürülenlerin intikamını almaya teşvik ediyorlardı.

Ne yazık ki cahiliyye asabiyeti onları yıllarca İslam nurunun en büyük düşmanı haline getirmişti. Ancak aradan geçen zamanla çok şey değişmişti. Değişim, Hudeybiye sulhu ile başlamıştı. Allah-u Zülcelâl’in yüce kitabında büyük bir fetih olarak tavsif ettiği bu anlaşma sayesinde Kureyş’in akli selim sahibi gençleri birer birer Müslüman olmuştu. İslam’ın nuruna koşanlar arasında Ümmü Hakîm’in dayısı ünlü komutan Halid bin Velid de bulunuyordu.

Halid’in hidayeti, Ümmü Hakîm’in annesi Fatıma binti Velid’in kalbine de tesir etmişti. Artık Ümmü Hakîm’in anne babası İslam’a karşı olumsuz duygulardan sıyrılmışlardı. Gerçi kendilerinde imanlarını ilan ederek ve Medine’ye hicret edecek gücü bulamıyorlardı ama kalplerindeki önyargılar yıkılmıştı. Mekke’nin fethi ve Peygamberimizin affedici tavrı onların Müslüman olmalarını kolaylaştırmıştı.

Ümmü Hakîm de anne babasıyla birlikte Müslüman olmuştu. Hatta yıllarca İslam düşmanlığında işbirliği yaptığı, Hz. Hamza’nın ciğerini dişlemesiyle ünlü Hind binti Utbe ile birlikte Peygamber efendimize biat etmeye gelenler arasında o da vardı.
Erkeklerin bey’atı bitince hanımlara Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle hitap etti:

“Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak üzere bana biat edin. Zina yapmayın, çocuklarınızı öldürmeyin, iftira etmeyin. Marufta bana (Peygamberin emirlerine) karşı gelmeyin.”

Hz. Ömer’in konuşması bitince dinleyici hanımlar arasında bulunan Hint ile Ümmü Hakîm ayağa kalkıp, tüm kadınların sözcüsü olarak: “Ya Rasûlallah! Sen bize ancak doğruyu ve güzel ahlâkı emrediyorsun.” Dediler ve biat ettiklerini söylediler. Hep birlikte kelime-i şehadet getirerek İslâm’la şereflendiler.

Kocası İçin Eman İstedi

Ümmü Hakîm artık şirkin pisliğinden kurtulmuştu ve kalbi hidayet nuruyla dolmuştu. Ancak kocası İkrime iman etmeye yanaşmayıp Yemen tarafına kaçıp gitmişti. Bu durum Ümmü Hakîm’i çok üzüyordu.

Ümmü Hakîm, kocasının yıllarca katı kalpli Ebu Cehil’in dolduruşuna geldiğini ve onun zehirli sözlerinin tesiriyle Peygamberimize düşman olduğunu biliyordu. Eğer yakından tanısa Peygamberimizin güzel ahlakına hayran kalacağından emindi.

Bu sebeple Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin huzuruna çıkıp: “Ya Rasûlallah İkrime öldürüleceğinden korktuğu için Yemen tarafına kaçtı. Ona eman verirsen geri dönecektir.” dedi. Rahmet Peygamberi Efendimiz: “Ona eman verilmiştir.” Buyurunca sevinçle kocasının bulmak için yollara düştü.

O çağlarda bir kadın için vadiler çöllerin içinden geçerek uzun yolculuklar yapmak hiç de kolay bir iş değildi. Fakat kocasının imanına vesile olma arzusu Ümmü Hakîm’i bu zorlu yolculuğu göze almaya sevk etmişti.

Hemen hazırlıklarını yaparak yola koyuldu. Rum asıllı kölesi Akke de ona bu yolculukta refakat edecekti. Uzun yolculuk boyunca bin bir sıkıntıya katlanan Ümmü Hakîm, nihayet Tihame sahillerine varmıştı. İkrime’yi yola çıkmak üzere olan bir gemiye binenler arasında buldu.

- İkrime!.. İkrime!.. Ne olur geri dön! İnsanların en merhametlisinden senin için eman aldım. Haydi geri dön! diyerek seslenmeğe başladı.

İkrime karşısında hanımı Ümmü Hakîm’i görünce çok şaşırmıştı. Kendisi de geri dönüp dönmemek konusunda tereddüt içindeydi. Bir yandan kalbinde İslam’a karşı meyil oluşmuştu ama bir yandan da yıllarca İslam’a düşmanlık yaptığını düşünüp umutsuzluğa düşüyordu. O kadar kötülük ve zulümden sonra Peygamber efendimiz ve Müslümanlar onu affedecek miydi? Onu kendi aralarına kabul edecekler miydi?

Bütün bu tereddütler yüzünden geri dönmeye bir türlü cesaret edememişken birden bire hanımını karşısında görünce umutları güçlendi. Müslüman olan hanımı onun için o kadar zorlu bir yolculuk yapmıştı. Bu fedakârlık ve bağlılık karşısında etkilenmişti.

Gemiden inip hanımının yanına geldi.

- Yâ Ümmü Hakîm! Gerçekten beni bağışladı mı? Benden o kadar fenalık görmüşken eman verdi mi?

Ümmü Hakîm:

- Evet! Onun affediciliği ve keremi anlatmakla bitmez, ya İkrime! Dedi.

İkrime ikna olmuştu. Mekke’ye dönmek üzere hanımıyla beraber yola düştü. Ümmü Hakîm’in bundan sonraki hedefi, kocasının iman etmesiydi. Yol boyunca kocasının iman etmesi için dil döktü. Müslümanların Mekke’ye kan dökmeden girdiklerini, kimsenin namusuna şerefine halel gelmediğini, Kureyşlilerin bu güzel ahlak karşısında iman ettiğini anlattı.

İkrime’nin gönlü biraz olsun yatışmıştı. Ancak Peygamberimizin huzuruna çıktığı zaman nasıl bir muamele göreceğini merak ediyordu. Gerçekten en küçük bir başa kakma ve ayıplama olmadan onu bağışlayacak mıydı?

Pişmanlık Ateşi

Ah ne kadar da pişmandı, o cahilliklerinden… Neden ilk Müslümanlar gibi Hakka teslim olmamıştı. Bu kadar geç kalmış olmasından dolayı çok utanıyordu. Hele babasının işlediği kötülükleri düşündükçe böyle bir babanın oğlu olarak anılmaktan utanç duyuyordu.

Merhamet pınarı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise o sırada ashabı kirama, “İkrime şimdi mü'min olarak yanınıza geliyor. Bundan sonra sakın babası hakkında kötü sözler söyleyip onu gücendirmeyin. Sizin kötü sözleriniz ölüye zarar vermez ama dirinin kalbine zarar verir," buyuruyordu.

Kendisi de en büyük düşmanının oğluna karşı çok büyük bir muhabbet ve teveccüh göstererek, hoşuna gidecek şekilde hitap etti:

“Hoş geldin ey Süvari!”

İkrime bu kerem ve merhamet ahlakı karşısında mahcubiyetinden adeta erimişti.

- Yâ Resûlallah!. Zevcem bana eman verdiğinizi söyledi, dedi.

- Evet, doğru söylemiş, cevabını alınca ümitle dopdolu olarak:

- Ya Rasulallah, önceki yaptıklarıma pişman oldum. Bana İslâmiyeti talim et, dedi. Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin öğrettiği gibi:

- Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ediyorum diyerek müslüman oldu. Peygamber efendimiz onun kalbine ümit vermek için elini açıp Cenâb-ı Hakka duâ ederek onun için af ve mağfiret talebinde bulundu.

İkrime, Bu engin şefkat karşısında duyduğu coşkun bir muhabbetle şöyle söz verdi:

- Ey Allah'ın Resûlü! Ben bu kadar kötülük yapmışken yine affettiniz. Bundan sonra Müslümanlara karşı olan düşmanlığımın iki mislini kâfirlere göstereceğim!

İkrime, artık Hz. İkrime olmuştu. O gün Peygamberimize verdiği sözü tutmak için Medine’ye hicret etti ve ömrü savaş meydanlarında geçti.

Kureyş kabilesinin saygın bir kabilesine mensup olduğu için nüfuz sahibi bir kişiydi. Peygamberimiz bu sebeple ondan zekât toplamak ve ordu komutanlığı gibi çeşitli devlet hizmetlerinde faydalanıyordu.

Peygamberimizin ahirete irtihali ile birlikte geç dönemde İslam’a giren bazı kabileler arasında fitneler çıkmıştı. Hz. İkrime, Hz. Ebû Bekir devrinde bir ordu ile Yemame’de bulunan yalancı peygamberlik dâvasına kalkışan Müseyleme’tül-Kezzab üzerine ve Yemen’e gönderildi. Fitneleri ortadan kaldırmak için savaştı. Suriye tarafına gönderilen orduyla birlikte Ecnadin’de Bizanslılara karşı savaştı. Bu savaşta ağır yaralandı. İyileşince tekrar savaş meydanlarına döndü ve Yermük savaşına katıldı. Bu savaşta oğlu ile birlikte şehid oldu. Şehit düştüğü zaman yetmişten fazla yarası vardı.

Cesaret Timsali Hanım Kahraman

Hanımı Ümmü Hakîm de, cahiliye çağında yaptığı İslam düşmanlığından kat kat fazla İslâm hizmetinde bulunmaya karar vermişti. O da kocasının yanında gazalara katılıp, İslâm ordusunun hizmetlerine koştu.

Hz. İkrime, Hz. Ebû Bekir radıyallahu anh devrinde Bizanslılarla yapılan Yermük savaşında büyük kahramanlıklar göstererek şehadet şerbetini içmişti. Ümmü Hakim de kocası gibi Allah yolunda şehit düşene kadar İslam için savaşmaya azimliydi.

Öyle ki, sahabeden Halid bin Said ile evlendiği gecenin sabahında, üzerinde zifaf için sürülmüş kokular olduğu halde savaşa katıldı. Silahı ise bizzat zifaf çadırının direği olarak kullandıkları mızrak idi. Ümmü Hakîm’e o gün, bu mızrak ile yedi düşman askerini öldürmek nasip olmuştu. Onun bu kahramanlığı gösterdiği yerde inşa edilen köprüye bu kahraman hanım sahabinin adı verildi: "Kantaratu Ümmü Hakîm"

Hz. Hâlid radıyallahu anhu da şehit düşünce bu kahraman hanımı Hz. Ömer radıyallahu anhu nikâhlayarak himayesine aldı. Hz. Ömer radıyallahu anhudan bir kız çocuk dünyaya getiren Ümmü Hakîm, şu fani dünyadan ebedi âleme Allah'a verdiği sözü yerine getirmek için her türlü fedakârlığı yapmış, cesur, özgüvenli, dirayetli ve gayretli bir hanım olarak göçtü.

Allah-u Zülcelâl şefaatine nail eylesin. Onun gibi olmayı bizlere de nasip etsin. Âmin.


Sayı : 45
Büyük Kapak