Dargınları Barıştırmanın Fazileti

Sayı : 62 / Nisan 2017, Konu Başlığı : Saadethane

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem sık sık kızı Hz. Fatıma radıyallahu anha'nın evine uğrardı. Bir gün onlara gittiğinde Hz. Ali'yi evde bulamadı ve nerede olduğunu sordu. Hz. Fatıma radıyallahu anhâ:

- Aramızda küçük bir şey geçmişti de bana öfkelenerek evden çıktı gitti, öğle uykusunu benim yanımda geçirmedi, cevabını verdi.

Allah Resulu aleyhisselatu vesselam kalkıp mescide gitti, Hz. Ali radıyallahu anhın orada toprağın üzerine yan gelip yattığını gördü. Ridası omuzundan düşmüş, vücudu toz toprak olmuştu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem üzerindeki toprakları silkelerken bir yandan da ona,

- Kalk toprak babası, kalk, diyordu. Daha sonra kızına nasihat ederek onların arasını buldu.

Hz. Ali kerremallahu veche kendisine "Ebe't-türab=toprak babası" denilmesinden çok hoşlanırdı. Zira bu lakap ona Allah Resülünün verdiği bir lakap idi.

Bu ve benzer hadis-i şeriflerde görüyoruz ki, bazen en faziletli insanlar arasında da ufak tefek kırgınlıklar olabilmiştir. Bunlar insan tabiatından kaynaklanan kaçınılmaz bir durumdur.

Her insanın kendine ait duyguları, düşünceleri vardır. Birbirini seven insanlar da bazen bir hadiseye farklı açılardan bakıp farklı şekillerde düşünebilirler. Yahut birinin duyguları diğerine çok anlaşılır gelmeyebilir. Bazen anlaşmazlıklar ve çatışmalı bir iletişim şekli ortaya çıkabilir. Bunlar kalpte ani bir kırgınlığa da sebep olabilir. İslam ahlakına göre böyle durumlarda kırgınlığı sürdürmemek, arayı hemen düzeltmeye çalışmak gerekir.

Birbirlerine darılanlar bu dargınlık uzadıkça kinlenirler. Artık nefis bu kin ve nefretini haklı görmek adına kardeşi hakkında hep suizanda bulunur. Halbuki dargınlığı bitirmek için hemen adım atılsa mesele kısa yoldan çözülebilir.

Duygusal dargınlıklar veya fikir ayrılıkları insanların arasındaki fıtri kardeşliği koparan şeytani fitnelerdir. Bu fitnelerin kökleşip tefrika ve nefrete yol açmaması için kısa zamanda çözülmesi gerekir. Bunun için de Müslümanlar arasında dargınlığın üç günden fazla uzaması yasaklanmıştır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor ki:

“Müslüman bir kimsenin müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durarak birbirleriyle karşılaştıkları vakit bunun yüzünü bu tarafa, ötekinin de yönünü beri tarafa çevirmesi ve bu dargınlıklarını sürdürmeleri helâl değildir. Bu ikisinden en hayırlı olanı da selamı önce başlatandır.” (Buharî; 7, 90)

İslam ahlakına göre müminlerin birbiri üzerindeki haklarından biri de, selam verdiği zaman selamını almaktır. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâm verince selamını almak, hastalanınca ziyaret etmek, cenazesine iştirak etmek, dâvete icabet etmek, aksırana “yerhamukellah” demek.” (Buhârî, Cenâiz 2; Müslim, Selâm 4; İbn Mâce, Cenâiz 1)

Aralarında anlaşmazlık olan kişilerden biri ilk adımı atar, selam verirse diğerinin de selamı alıp barışmak için atılan adımı kabul etmesi gerekir. Selamı almayıp küslüğü uzatmakta direnmek Allah'ın razı olmadığı bir davranıştır.

Kindarlık Kibirden Kaynaklanır

İnsanları kindarlığa sürükleyen bir neden, kalplerindeki kibirdir. Bazı kişiler, kendilerini üstün gördükleri için ufak tefek hataları affetmez veya kendisi hatalı olduğunu kabul etmez. Halbuki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.” Buyurarak kesin bir şekilde kalplerimizi kibirden temizlememizi emretmektedir.

Bir sahâbî bu korkutucu haber üzerine endişelenerek:

“Ya Rasulallah insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder,(bu kibir midir?)” dedi. Resullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah güzeldir güzeli sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir.” (Müslim, Îmân 147) buyurmuştur.

Dargınlıkları uzatmanın bir başka sebebi de herkesin kendi görüşünde ısrar etmesi, olaya başka açıdan bakmayı kabul etmemesidir. Her iki taraf da karşısındakini anlamak için çaba göstermezse anlaşmazlık uzar gider. Bu gibi durumlarda ailelerden kişilerin hakkaniyetli bir şekilde hakemlik yapması uygun olur. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Nisa, 35)

Dargınları Barıştırın

Küsleri barıştırmak dinimizde çok faziletli bir davranıştır. Müminler birbirlerine daima iyiliği emretmeli, kötülükten sakındırmalıdır. Birbirine dargın karıkocaları veya diğer kişileri barıştıran, aralarını düzelten bir kişi de iyiliği emretmiş kötülükten sakındırmış olmaktadır. Bunun yanında gitgide katılaşacak bir kinleşmenin önüne geçtiği için ileride ortaya çıkabilecek zulümlere de mani olmuş demektir.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede:

“Şüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah’tan sakının ki size merhamet etsin.” (Hucurat; 10)

Müslümanlar arasında ve bilhassa mümin karı koca arasında dargınlık olduğu zaman onların arasını düzeltmek için işbirliği içinde hareket edilirse hayırlı netice alınabilir. Nitekim ayeti kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Onların gizli konuşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya bir iyilik yapmayı yahut insanların arasını düzeltmeyi isteyenler böyle değildir.” (Nisâ, 114)

Bu ayet-i kerimede baş başa verip şunun bunun hakkında konuşmanın ancak bu gibi iyi niyetlerle yapılabileceği bildirilmektedir.

Bir kişiye sadaka vermek isteyen ama bunu mahcup etmeden yapmak isteyen bir kişi bunun için onun yakınlarıyla konuşup nasıl yardım edebileceğini konuşursa bu gıybet, yani arkadan konuşma sayılmaz. Aynı şekilde araları açılmış eşleri veya iki müslümanı barıştırmanın çarelerini aramak için neler yapılabileceğine dair konuşmak da gıybet sayılmamaktadır.

Bu ayet-i kerimelerden anladığımız kadarıyla Müslümanların arasını bulmak, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bir davranıştır. Bunun için kötü bir niyet taşımadan arkadan gizlice konuşmalar yapmaya da izin verilmiştir.

Dargınları barıştırmak çeşitli şekillerde olabilir. Bazı durumlarda aralarında adaletle hükmetmek, hangi taraf haksızsa ona nasihat etmek, haklı tarafı da affedici olmaya teşvik etmekle olabilir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem dargınların veya darılmaları mümkün olan anlaşamayan tarafların arasını bulacak adil ve uzlaştırıcı bir hüküm vermenin, sadaka gibi sevap olduğunu bildirmiştir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İnsanın her bir eklemi için her Allah’ın günü bir sadaka vermek gerekir: İki kişinin arasını bulman, (haklarında adaletle hükmetmen) bir sadakadır…” (Buhârî, Sulh 11)

Dargınları barıştırmak bazen de aralarındaki sevgiyi artıracak şekilde onları birbirine yaklaştırmakla olabilir. Bilhassa karı koca arasında dargınlık meydana gelmişse her birine diğeri hakkında güzel şeyler söylemek, eşinin onu sevdiğini söylemek gibi… Hatta bu hususta zararsız yalanlar söylemeye de izin verilmiştir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber götüren (veya hayırlı söz söyleyen) kimse yalancı sayılmaz.” (Buhârî, Sulh 2; Müslim, Birr 101)

Bilindiği gibi dinimizde laf taşımak yani bir kişinin diğeri hakkında konuştuğu sözü ona ulaştırmak kötü bir davranıştır. Buna nemime veya nemmamlık denilir. Allah-u Zülcelâl laf getirip götürmeyi müşriklerin kötü ahlakları arasında saymıştır:

“Ayıp araştıran, nemmamlık ederek söz götürüp getiren kimseye itaat etme.” (Kalem, 11)

Laf getirip götürmek genellikle insanları birbirine düşürmek, arayı açmak için yapılır. Bazı fesatçı kişiler biriyle oturup diğer müslüman hakkında gıybet eder, sonra ondan duyduğu kötü sözleri diğerine ileterek onların arasını açar. Allah-u Zülcelâl böyle kötü huylu kişilerin getirdiği fena haberlere itibar etmemek gerektiğini bildiriyor:

“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu tahkik edin (inceleyin). (Yoksa) bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olan kimseler olursunuz.” (Hucurat 6)

İnsanlar arasında kötü niyetle laf taşıma yapanlara karşı dikkatli olunması gerekir. Ancak insanların arasını düzeltmek için iyi niyetle söz getirilip götürebilir. Bu maksatla hafifçe yalan da söylenebilir. Mesela birbiriyle barışmamak için inatlaşan, ilk adımı karşı taraftan bekleyen eşlere, “Eşin galiba seni özlemiş, senin nasıl olduğunu soruyor. Sanki biraz yumuşamış gibi… Eğer sen de bir adım atarsan barışmayı istiyor gibi görünüyor.” Denilebilir.

Kişinin eşiyle arasındaki geçimsizlik çıkmaması için zararsız yalanlar söylemeye izin verilmiştir. Mesela karısı cimri olan bir adam yaptığı hayır hasenatı ondan gizleyerek yapar. Yahut bir kadın kocasının hoşlanmayacağı bir haberi ona söylemez ya da biraz yumuşatarak söyler.

Ümmü Külsûm radıyallahu anha demiştir ki: “Peygamber aleyhisselâm’ın halkın söyleyip durduğu yalanlardan sadece üçüne izin verdiğini işittim. Bunlar da: Savaşta (düşmanı aldatmak için), iki kişinin arasını bulmak maksadıyla, kocanın karısına, karının da kocasına (aile düzenini korumak düşüncesiyle) söylediği yalandır.”(Müslim, Birr 101)

Elbette söylenen yalan veya saklanan bilgi, bir ihanet maksadı taşımamalı veya bu yalan herhangi bir zarara yol açmamalıdır. Burada genellikle beyaz yalan tabir edilen, nezaket icabı olarak veya iltifat ve övgü olarak söylenen sözler kastedilmiştir. Yahut kişiyi alakadar etmeyen, öğrenmesine gerek olmayan şeyleri ona söylememek, biraz farklı söylemek gibi…

Küsleri barıştırmak sevap olduğu gibi, küslerin barışmasına mani olmak da bir o kadar günahtır. Mesela aralarındaki sorunları çözmüş, tekrar bir araya gelmek isteyen ve aralarında nikaha mani bulunmayan kişilerin barışmasına mani olmamalıdır.
Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor ki:

“Boşanmış kadınlar bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara; 232)


Sayı : 62
Büyük Kapak