Dertli Bir Baba: LOKMAN -aleyhisselâm-

Sayı : 39 / Mayıs 2015, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Hazret-i Lokman...

O Peygamber midir, velî midir, ulemâ kesin bir kanaate varamamış.

Fakat biliriz ki o çok iyi bir babadır.

Evlâdına nasihatleri, onu terbiye edişi, metotları meşhurdur.

Bir sûreye de adı verilen Hazret-i Lokman’ın evlâdına nasihatlerinden bir kısmını Rabbimiz de Kur’ân’da bize duyurur. Bu öğütler;

“Oğulcağızım!” şeklindeki şefkat ve zarafetle başlar.

İlk dile getirilen husus ise, îmânın muhafazasıdır. Allâh’a şirk koşmama uyarısıdır. Bu ikaz da, şirkin büyük bir zulüm yani haksızlık olduğu vurgusuyla pekiştirilir.

Şirk de, zulüm de bir çocuk zihninde mücerret/soyut kavramlardır. Elle tutulur şeyler değildir. Büyüğü, küçüğü bile ayırt edemeyen insan gözü/idraki ise misaller ister. Hattâ çocukların Cenâb-ı Hakk’a dair telâkkileri ekseriyetle, pratiktir, fiilîdir. Soruları çoğunlukla Allâh’ın neler yapabileceğine dairdir.

Lokman -aleyhisselâm- da müşahhas/somut bir misal verir oğluna, Allâh’ın kudreti üzerine:

“Bir tohum, bir habbe düşün oğlum...

Tohum da; erik, kayısı çekirdeği değil miniklik sembolü hardal tohumu kadar olsun...

İsterse bu tohum; açıkta durmasın, asırlar geçse de içinden haberdar etmeyecek bir kayanın ortasında saklanmış olsun...

İsterse bu tohum, uçsuz bucaksız âlemin herhangi bir yerinde olsun...

Bu şartlarda bir amel düşün...

İşte bütün bu küçüklük, gizlilik ve belirsizlik içinde (gördüğün) bir ameli, iyiliği veya kötülüğü Allah kıyâmette ortaya çıkaracak, hakkında işlem yapacaktır.” (Bkz. Lokmân, 16)

Bir misalle muhatabın gönlüne ve dimağına nakşedilen;

Haksızlığın takibatında hassas, âdil, kudretli ve azametli bir Allah inancı...

Bu devâsâ kâinatta zerreyi görebilen bir azamet ve kudret. Her şeyden haberdarlık. Ayrıntılara hükmedicilik.

Bir de hiçbir sıyrılma imkânının bulunmadığı bir âhiret inancı...

Hardal tanesi misali bize neler düşündürür:

Zâhirî küçüklüğüne rağmen, ortaya çıkarılacağına ve hakkında işlem yapılacağına göre, Allâh’a göre küçük bir şey değildir o! Allâh’ın nazarında; helâk edeceği kâinat değil, mîzâna koyup değerlendireceği o hardal tanesi daha büyük ve daha önemlidir.

Evlât eğitiminde ne kadar mühim bir nokta...

Kıyâmet tefekkürü...

Gerçek azamet eğitimi...

Küçüklüğün, gizlenmeye ve ihmal edilmeye yarayacağı şeklindeki dünya yanıltmacasının âhiret için geçerli olmadığının öğretilmesi...

Lokman -âleyhisselâm-; bu esasları evlâdına kazandırdıktan sonra, ibâdet (namaz) ve muamelât/ahlâk (emrbi’l-mâruf, nehyani’l-münker, sabır, tevâzu, kibirli yürümeme ve konuşmama) yönünde tavsiyelerde bulunur.

Kıyâmetin küçük (!) alâmetleri olarak adlandırılan günah furyalarının günümüzde artık zuhur ettiği malûm... Özellikle son yirmi otuz yılda gelişen ve yaygınlaşan iletişim imkânları, eskiden bir şeyleri göze almadan işlenemeyen günahları bir tık öteye getirdi. Sanal adı verilen bu yeni günah çeşitleri, herkesin fakat bilhassa yeni yetişen nesillerin değer yargılarını değiştirdi.

Sanal olunca küçük, önemsiz...

Hele çevre olarak mütedeyyin kesimlerde gizli tutulabildiği müddetçe önemsiz...

Hepsinden daha vahimi, gençlikte yapılan yanlışların önemsiz ve gençliğin bir tezahürüymüş gibi gösterilmesi... Ergenliğin bir isyan, gençliğin bir buhran çağı olarak empoze edilmeye çalışılması...

Gençlikte düşülecek bir yanlışın, bütün bir ömrü berbat edecek; “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz...” hadîsinin işaretiyle, son nefesi de bedbaht ederek, ebedî ufku karartacak bir tohum olabileceğini gençliğe de ebeveynlere de anlatmak şart...

Kıyâmet ile ilgili birçok âyet ve hadiste aynı tohum vurgusunu görürüz:

“Biz, kıyâmet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahî olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz.” (el-Enbiyâ, 47)

Fakat bu minvaldeki âyet-i kerîmelerde insandaki soyut ve somut şeyleri ebadıyla değerlendirme zaafına da bir ikaz olduğunu söyleyebiliriz.

Küçüklük ve büyüklük izâfîdir. Bir Hak dostu ne güzel söylemiştir:

“Günahın küçüklüğüne değil, kendisine isyan ettiğin zâtın büyüklüğüne bak!”

Bir hadîs-i şerif;

“Israr edildiği takdirde küçük günah diye, istiğfar edildiği takdirde de büyük günah diye bir şey yoktur!” diyerek bu izâfîliği izah eder. İnsan aklı, özellikle mânevî mevzularda vahye muhtaçtır. O sahadaki muhakemelerine; nefsin kuruntuları, şeytanın fısıltıları ve dünya şartlarının sirk aynalarına benzer aldatıcı illüzyonları karışır ve insan, çok mühim şeyleri, küçük; çok değersiz şeyleri de çok büyük zannedebilir. İdrakinin beş duyu mahkûmu olması da onu değerlendirmelerinde şaşırtır.

Fakat insanın, o cirm-i sağîrin içinde nice âlemler saklıdır.

Tıpkı bir tohum gibi.

O tohum, içinde bir ağacı, dahası o ağacın, her biri ağaçlar demek olan tohumlarını taşır. İnsanın kalbinde mekân tutan niyetleri ve duyguları birer tohum gibidir.

Rasûller Efendisi buyurur:

“Kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan cennete giremez.”

Kibrin küçüklüğü sahibinin ona bakışında olmasın?

O hardal tanesi kadar kibir, tohum teselsülüyle dağ gibi, orman gibi günah ve kul hakkı yükü getirmez mi?

Tersinde de durum aynıdır:

“Kalbinde hardal tanesi kadar îmân olan hiçbir kimse, cehenneme girmez.” (Müslim, Îmân, 147)

Ölüme değilse de ölümden sonraki hayatın saâdetine tek çare;

Ölümün giremeyeceği bir diyarda, bağlara ve bahçelere, iremlere, firdevslere, cennetlere dönüşecek bir avuç tohumdur. Tohumlar hâlinde, îman, doğruluk, iyilik, tevâzu, sabır, azim, sebat, gayret...

Ölümün çaresi;

Hayatı bir hardal tanesi gibi görmekte...


Sayı : 39
Büyük Kapak