Direniş Abidesi Hz. Ümmü Seleme -r.anhâ-

Sayı : 22 / Aralık 2013, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Mücadeleci hanımların öncüsüydü o… İmanıyla, hicretleriyle, hizmetleriyle iman kahramanı bir hanımdı…

Gencecik bir gelindi, İslam’la şereflendiğinde… Kocası, Ebu Seleme ile birlikte Peygamber sallallahu aleyhi veselleme ilk iman edenlerden olmak nasibine ermişlerdi.

Ama onların bu tercihi kabileleri olan Mahzum oğullarını çok kızdırmıştı. Çünkü bu kabilenin reislerinden Ebu Cehil, İslam düşmanlığını özel bir husumet konusu haline getirmişti. Sebebi de kendi kabilesi ile Peygamberimizin ailesi arasında şeref ve üstünlük bakımından bir rekabet bulunmasıydı.

İşte bu rekabet duygusu köklü bir inada ve nefrete dönüşmüştü Ebu Cehil’de… Baskın kişiliğini son derece etkili bir şekilde kullanarak toplumu Peygamberimizin aleyhine kışkırtıyor, zayıflara karşı acımasız, güçlülere karşı alaycı ve dışlayıcı muamelelerde bulunarak Müslümanları yıldırmaya çalışıyordu.

Onun kışkırtmalarıyla Mahzum oğulları da bütün İslam düşmanı girişimlerin öncüsü durumunda bulunuyorlardı. Ve bütün bunlar olurken birden hiç beklemedikleri bir şey oluyordu, kendi yeğenleri Ebu Seleme ve hanımı iman ediyordu.

Bu hadise kabileyi altüst etmişti. Onlar meydanlarda müminlere işkence ederken nasıl olur da kendi ailesinden gençler iman edebilirdi?

İmanlarından dönmesi için bu yeni aileye olmadık baskı yapıldı ama nafile… Ümmü Seleme, aynı zamanda halasının oğlu olan kocası Ebu Seleme ile adeta yek vücut olmuştu. Birbirlerine destek veren bu genç karı koca yılmadan mücadele ettiler, dinlerinden dönmediler. Baskı gördükçe birbirlerine daha çok kenetlendiler ve direnmeye devam ettiler.

Müslümanlara yapılan işkenceler dayanılmaz hale gelince Peygamberimiz Habeşistan’a hicret etmelerini tavsiye etmişti. Ebu Seleme hanımına,

- Dinimizin selameti için Habeşistana gideceğim. Ama bu zor bir yolculuk olacak. Sen dayanabilir misin? Dedi.

Ümmü Seleme hiç düşünmeden:

- Ben de seninle geleceğim, dedi.

Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra kara kıtada biraz olsun şefkat bulmuşlardı. Necaşi samimi bir Hıristiyandı. Peygamberimizin, beklenen ahir zaman Nebisi olduğunu anlamış ve gizlice iman etmişti. Kendi ülkesine sığınan Müslümanları korudu, onları geri götürmek isteyen Kureyş elçisine vermedi.

Böylece Ebu Seleme ve Ümmü Seleme bir süre burada dinlerini yaşadılar. Üç çocukları bu sürede dünyaya geldi.

Fakat elbette memleketlerinden uzak ve Rasulullah’a hasret olmak da ayrı bir imtihandı. Bu sebeple Mekke’de İslam’ın yayıldığı haberi duyulunca büyük bir ümide kapılarak memleketlerine geri döndüler. Gerçekten de Hz. Ömer, Hz. Hamza gibi yiğitlerin İslam’ı kabul etmesiyle Müslümanlar manevi güç bulmuşlardı. Ama bu durum müşrikleri daha da öfkelendirmişti ve artık Ebu Talip mahallesini kuşatma altına almışlardı.

Boykot sona erdiği zaman da Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam can güvenliğinden mahrumdu. Taif şehrine yaptığı yolculuktan da eli boş döndüğü zaman artık tamamen ümitlerin tükenme noktasına gelmişti. İşte tam o sırada Allah'ın yardımı yetişti. Hac zamanında Akabe tepesinde buluştuğu Medine’li bir grup Müslüman, bu sene daha da kalabalık bir şekilde biat etmeye ve kendisini şehirlerine davet etmeye gelmişlerdi.

İlk Muhacirler

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Müslümanlara Medine’ye hicret etmelerini bildirince ilk önce Ebu Seleme yola düştü. Hanımı Ümmü Seleme’yi çocuklarıyla beraber bir deveye bindiren Ebu Seleme, Allah’a tevekkül ederek yeni bir maceraya doğru yol alıyordu. Dinini yaşama ve onu kuvvetlendirme adına çıkılan bir yolculuktu bu…

Fakat onların Mekke’den ayrılacağını öğrenen Mahzumoğulları hemen koşup:

- Ümmü Seleme’yi götüremezsin. O bizim kızımızdır. Seninle gitmesine izin vermiyoruz dediler ve deveden indirip sürükleye sürükleye evlerine götürdüler. Bu sırada koşup yetişen Ebu Seleme’nin akrabaları ise Ümmü Seleme’nin kucağındaki oğlunu çekip alarak:

- O sizin kızınızsa bu da bizim torunumuzdur. Biz de onu vermiyoruz, dediler.

Zavallı Ümmü Seleme hem kocasından hem çocuğundan zorla ayrılmıştı. Onların hasretiyle tam bir yıl ağladı, yalvardı. Safa tepesine çıkıp Kabe’ye yönelerek kocasına ve çocuğuna kavuşmak için Allah’a dua etti. Nihayet onun böyle ağlayıp günden güne eriyişi karşısında biraz kalbi yumuşayan ailesi, onu serbest bıraktı.

Doğruca kocasının ailesine koşan Ümmü Seleme oğlunu bağrına bastı ve ağladı. Onun bu halini görenler bu aileyi parçalayıp birbirinden ayırmakla ne kadar zulmettiklerini anlıyorlardı. Nihayet kocasının ailesi de oğlunu alıp gitmesine izin verince Ümmü Seleme kadın başına Medine yoluna düştü.

İlk Tesettüre Giren Hanım

Genç yaştaki bir kadının böyle tek başına yolculuk yapması uygun olmayacağından bir örtüye bürünen Ümmü Seleme, henüz tesettür emri inmese de kadının kendisini korumasına en uygun yolun örtünmek olduğunu ferasetiyle bilmişti. Böylece İslam tarihinin ilk örtünen hanımı oldu. Daha sonra tek başına gitmesine gönlü razı olmayan bir Müslüman aile ona, kocasının yerleştiği Kuba köyüne kadar refakat edecekti.

Zorlu bir yolculuğun ardından hasret sona ermiş, müminlerin öncüsü olan aile birbirlerine kavuşmuşlardı. Onların bu sevinci, Peygamberimizin de Medine’ye hicretiyle beraber bir kat daha arttı.

Ebu Seleme, Medine’li Müslümanların bağışladığı arsalardan birine bir kulübe yaptı. Yoksul da olsa mutlu bir hayat yaşamaya başladılar.

Ebu Seleme Müslümanlar arasında az sayıdaki okuma yazma bilen kişilerdendi. Bu yüzden suffada bütün gün yeni Müslüman olanlara Kur’an okumayı öğretirdi. Peygamberimize yeni bir ayet nazil olduğu zaman bunu ezberler ve hanımına öğretirdi. Hanımına öğrettiği bilgilerden biri de şuydu:

"Rasûlüllah aleyhisselatu vesselam'dan bir hadis işittim, çok sevindim. Buyurdu ki ‘Müslümanlardan bir kimse musibete uğradığı zaman "Biz Allah'a aidiz ve yine Allah'a döneceğiz" der, sonra da: "Allah’ım! Bu uğradığım musibetin mükâfatını ihsan et ve beni ondan daha hayırlısına nail eyle" diye duâ ederse, muhakkak Allah onun duasını kabul eder."

Günler geçiyordu. Müslümanlar durmadan İslamı tebliğ ediyor ve bu yolda gerektiğinde İslam düşmanlarıyla cihad ediyorlardı. Uhud dağı eteklerindeki savaş ise çok şiddetli geçmişti. O gün şehid düşenlerin arasında Ebu Seleme de vardı.

Ümmü Seleme kocasının şehadeti üzerine hemen ondan öğrendiği duayı okudu: "Allah’ım! Bu uğradığım musîbetin mükâfatını ihsan et ve beni ondan daha hayırlısına nail eyle."

Gerçi böyle dua etmişti ama bir yandan da evlenmeyi hiç aklından geçirmemişti. Kim onun kocası gibi olabilirdi ki…

Ailesinden uzakta, gurbet ellerde çocuklarıyla baş başa kalakalmıştı Ümmü Seleme… Ona ve çocuklarına sahip çıkmak için Müslümanlar hemen yardıma koştular. Sahabenin önde gelenlerinden bazıları da ona evlenme teklif etmişti. Ama Ümmü Seleme kimseyle evlenmek istemiyordu.

Çünkü çocuklarını sahiplenmek ve onları yetiştirmek istiyordu. “Artık bu yaştan sonra evlenmek bana lazım değil” diye düşünüyordu. Şehid kocasıyla kavuşacağı güne kadar yalnızlığa sabretmek niyetindeydi.

Müminlerin Annesi

Bu sırada Peygamber efendimiz onun gibi mücâhide bir hanım sahabîsinin dört çocuğu ile ortada kalmasına çok üzülüyordu. Ümmü Seleme’ye aracı gönderip, ona müminlerin annesi olmayı teklif etti.

Ümmü Seleme kendi kendine “Kim Ebu seleme gibi olabilir ki, diyordum. İşte Allah ondan daha hayırlısını verdi.” diye düşündü ve bu şerefe layık görülmesine sevindi. Fakat gönlünde bir takım endişeler vardı.

Onun dört tane çocuğu vardı, çok ağır vazifeler ile yüklü olan Rasulullah Efendimizin evine onlarla birlikte nasıl gidebilirdi? Öte yandan bu gurbet diyarında onları bırakması da mümkün değildi. Hem Allah'ın Resulünün Hz. Aişe gibi kendisinden daha genç hanımı vardı, ya kalbine kıskançlık gelip onu incitirse diye endişe ediyordu.

- Ey Allah'ın Resulü, artık ben yaşlandım, çocuklarım da var. Bir de ben kıskanç bir hanımım. Hem ailemden beni nikahlayacak kimse yoktur.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem onun bu endişelerini giderdi.

- Yaşlı olduğunu söylüyorsun, senin başına gelen benim de başımdadır. Çocuklarından bahsettin, senin çocukların benim de çocuklarımdır. Onların geçimleri Allah ve Rasûlüne aittir. Kıskanç olduğunu söylüyorsun. Bunu senden gidermesi için Allah'a duâ ederim. Yanında nikâh şahitliği yapabilecek velinin olmadığını söylüyorsun. Burada olan ve olmayan velîlerin içerisinde bana razı olmayacak yoktur" buyurdu.

Ümmü Seleme oğlu Ömer'e "Yâ Ömer! Kalk! Beni Resûlullah'a nikâhla" dedi. Belki de onun evliliği, amcaoğlu Halid bin Velid gibi nice yiğitlerin İslam’a ısınmasına vesile olacaktı…

Evlendiği zaman evinin eşyası, bir çanak, bir adet su testisi, bir el değirmeni, içi hurma lifi ile dolu bir yastık ve bir yatak, bir de çömlekten ibaretti. Düğün günü yedikleri yemeği şöyle anlatır:

“Çömleğin içinde erimiş yağ, çanakta da arpa bulunuyordu. Arpayı el değirmeninde öğütüp çömlekte bula¬maç yaptım. Biraz da yağ koydum. İşte Rasûlüllah'ın düğün yemeği buydu."

Peygamberin Müşaviri

Ümmü Seleme seferlerde Peygamberimizin yanında olur, ona destek verirdi. Zeki ve basiretli bir hanım olduğu için Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam onunla dertleşir, istişarede bulunurdu.

Allah'ın Resulü umre niyetiyle yola çıkıp Hudeybiye’de müşrikler tarafından geri çevrilmişti. Üstelik bu sırada Müslümanların aleyhine hükümler taşıyan bir antlaşmaya evet demişti. Bu hadise sahabenin üzülmesine sebep olmuştu. Öyle ki Allah'ın Resulü ashabına, kurbanlarını kesip başlarını traş etmelerini emrettiği halde kimsenin eli kolu kalkmıyordu.

Bunun üzerine efendimiz Ümmü Seleme annemizin çadırına girdi ve bu durumla ilgili üzüntüsünü paylaştı.

- Onlara tıraş olun kurbanlarınızı kesin diyorum, hiçbiri kalkmıyorlar diye serzenişte bulundu.

Basiretli bir hanım olan Ümmü Seleme Peygamberimiz aleyhissalatu vesselama teselli verdi ve:

- Ya Rasûlallah! Sen dışarı çık, kurbanlık develerini kes ve tıraşını ol. Ashabın da kalkıp yapacaktır! dedi.

Allah Resulü onunla derdini paylaşıp destek almaktan memnun olarak çıktı ve Ümmü Seleme’nin teklif ettiği gibi hareket etti. Sahabe de her zaman Peygambere tabi oldukları gibi onu izlemeye başladılar.

Böylece Ümmü Seleme annemizin insan halet-i ruhiyesine dair bilgili ve ileri görüşlü bir hanım olduğu da görülmüş oldu. Bu hadise hanımlarla da istişare edilebileceğinin ve hakkın onların lisanıyla da zuhur edebileceğinin bir işareti olarak hadis kitaplarımıza geçmiş oldu.

Peygamberimizden hadisler rivayet eden Ümmü Seleme, kızı Zeyneb'i de İslam bilgini olarak yetiştirdi. Allah onlardan razı olsun, bizlere de onlar gibi olmayı nasip etsin. Amin.


Sayı : 22
Büyük Kapak