Direnşin Adı: Mavi Marmara

Sayı : 29 / Temmuz 2014, Konu Başlığı : Hizmet Kervanı

31 Mayıs, Gazze’ye doğru yola çıkan insani yardım filosunun saldırıya uğrayışının yıldönümüydü… IHH Mavi Marmara saldırısını, şehitlerimizi ve bilhassa Filistin zulmünü unutturmamak için her yıl çeşitli etkinlikler düzenliyor.

Bu yıl etkinliklere katılmak bana da nasip oldu. Cuma akşamı, Sarayburnu’nda demirli halde bulunan Mavi Marmara gemisindeydim. Şehitlerimizin hatırasına afişler hazırlanmış: “Şehit Cengiz Sarıgür burada vuruldu” diyor. Hepsinin ruhlarına Fatihalar okuyorum. Aslında biliyorum onlar benden daha diri. Ben onlardan daha çok muhtacım o Fatihalara. Zaten şefaatlerini ümit ederek okuyorum.

Cezayir’den, dört yıl önce Mavi Marmara’nın seferine iştirak etmiş, şimdi de sırf bu etkinlik için gelmiş bir aileyle yan yana düştük. Naime Hanıma ülkesindeki İslami hareketleri soruyorum ve dilim döndüğü kadar Türkiye’deki İslami hareketlerin çoğunun tasavvuf cemaatleri olduğunu ama tasavvufta mutedil noktada olduğunu söylüyorum. Buna memnun oluyor. Selefi veya ihvan çizgisinden kişilere sûfi deyince akıllarına aşırı uç noktalar geliyor. Müslümanlar arasında bu sıkıntı var maalesef, biz de onlara ekseriyetle önyargılı bakıyoruz. Hâlbuki benzerlikler farklılıklardan çok daha fazla… İyi anlatılabilse zıt görüşler de giderilebilir…

Çoğu zaman İslami hareketler içinde olanlarla tasavvuf ehli olanlar birbirinden ayrılmış sanılıyor. Oysa şehit İbrahim Bilgen’in örneği, hiç de öyle olmadığını gösteriyor.

Programın akışında şehit yakınlarından ikisi sahne aldı. En yaşlı şehidimizin oğlu, en genç şehidimizin babası… İsmail kardeşimiz, babası İbrahim amcadan bahsederken, tanıdık cümleler kurdu: “O öncelikle kendi ahireti için düştü yollara… Zaten hep ahiret için yaşardı. Geceleri namaza kalkardı, haram lokmadan çok sakınırdı. Düşünmeliyiz, o mazlumlar mı bize muhtaç yoksa biz mi onlara…”

Evet, işte bunu anlamak çok önemli… Allah dileseydi dünyada herkes mümin olurdu. Yahut kâfirler azınlıkta ve güçsüz olur, müminler çoğunlukta ve üstün olurdu. Yahut Allah izin vermeseydi, müminlere hiçbir zulüm yapamazlardı. Ama o zaman dünya imtihan meydanı olmazdı. Zalimler yeryüzünde Allah'ın kamçısı, onlarla bizi gaflet uykumuzdan uyandırıyor…

Furkan’ın babası Ahmet Bey “Oğlum bize rehberlik etti.” diyordu. Onu temsilen Gazze’ye gitmiş, Gazzenin yokluk ve çaresizlik içinde kıvranışını yerinde görmüş. “Gazze’ye ambargo kalkmadan davalarımızdan vazgeçmeyeceğiz.” Diyor.

Cezalandırılan sadece Gazze değil aslında, onun şahsında hepimize gözdağı veriliyor. “Sakın İslamî bir hayat talep etmeyin, bizim düzenimize baş kaldırmayın yoksa sizin de başınıza aynısı gelir…”

Hamas’a oy verdiği için Gazze, İhvana oy verdiği için Mısır, Esed’e artık yeter dediği için Suriye halkı cezalandırılıyor. Bizde de 28 Şubat farklı değildi. İslami bir partiye oy verdiğimiz için cezalandırıldık. Hala entrikalar devam ediyor.

İslam coğrafyasının her yerinde zulümler icra ediliyor. Filistin ise sanki hepsinin sembolü… Hem mukaddes topraklarda sergilenen bu haksızlıklar, hepimizin ortak meselesi. Bu sebeple farklı bir uyanışa sebep oluyor. Başka konularda fikir ayrılıkları olabiliyor ama bu konu ümmetin ortak meselesi…

Cumartesi günü yaptığı konuşmada başkan Bülent Yıldırım da aynısını söyledi. Şu an ülkemizde farklı kesimleri birleştiren bir konu, Mavi Marmara davası… Yapılan anketlerde filonun yola çıkmakta ve saldırı sebebiyle hak aramakta haklı olduğuna inananların oranı yüzde doksanı geçiyormuş. Yani her siyasi görüşten insan bu konuda birleşiyor.

Cumartesi günü düzenlenen yürüyüşte de bunu görmek mümkündü. Beyazıt meydanından başlayıp, Sultanahmet meydanında kortejler halinde Sarayburnu’na kadar devam eden insan seli, yerli yabancı turistler de dahil pek çok kişinin ilgisini çekti. Arabalarıyla geçenlerin onda sekizi ya Rabia işareti yaptı ya kornasıyla sesimize ses kattı. Müslüman turistlerin yüzlerine yayılan o gülümseme bana şöyle düşündürdü: Türkiye’ye geldiklerinden beri gördükleri onca manzaradan sonra bizi bir de böyle görmeleri çok güzel oldu!

Dikkat ettim, yüzünü buruşturarak bakan, para kazanmaktan başka bir hayat gayesi olmayan katı kalpli dükkancılar bile bizim bu yürüyüşümüzden endişe etmiyorlardı. Biliyorlardı ki Müslümanlardan zarar gelmez. Onca insan, tekbir sesleriyle, “Lebbeyk Ya Allah” nidalarıyla, yürüyüp gitti. Yerden bir çakıl taşı alıp atan olmadı.

Avrupalı oldukları anlaşılan turistler de ilgili ve hatta bazıları destekçiydi. Yolun iki yanında fotoğraf ve video çekmek için insan zinciri oluşmuştu. Aklıma geldi, keşke İngilizce sloganlar da hazırlansaydı…

İngilizce dövizlerin yazıları uzundu ve harfleri küçüktü, okunmuyordu. Dikkat ettim, taşıdığımız dövizlerden en çok “Wanted” kelimesiyle, son duruşmada tutuklanmalarına karar verilen dört İsrailli komutanın resmi ilgi çekti.

Ne yazık ki biz Müslümanlar çok duygusalız. O gün sayısız kişi bana “Şu komutanların resmini ne taşıyorsun, at yere de çiğneyelim” dedi. Hâlbuki resmini çiğnemekle bir şey olmuyor ki… Madem böyle bir etkinlik düzenlemişiz, mesajımızı dünyaya iletelim.

Öte yandan bu gibi miting veya gösterilere sadece gövde gösterisi olsun diye katılıyor değilim. Açık söyleyeyim, önce kendim için katılıyorum. O an, o coşku seli içinde akarken sanki kendini unutuyorsun. Bana kalırsa sufiyim diyenlerin ihmal etmemesi gereken bir faaliyet…

Kuran-ı kerimde, Hac ibadetinden bahsedilirken: “insanlarla beraber akın” buyruluyor ya… Birlikte tavaf, şeytan taşlama, cemaatle namaz… Bunlar gerçekten ruhların kaynaşması ve nefislerin hodgamlığının biraz olsun erimesi için vesile…

“Mücahit nefsiyle cihad edendir,” hadisini öyle anlamışlar zaten, alimler… Nefisle cihadın kolay yoludur, aksiyon halinde, yani fiili çalışmalarla cihad etmek. Nefsinle baş başa ve konforlu hayat içinde daha zor, ihlası yakalamak… Bu yüzden Tebukten dönerken “büyük cihada dönüyoruz” buyurmuş ya Efendimiz…

O gün sadece yardım kuruluşunun ve Filistin halkının yanında değildik, Hz. Adem’den kıyamete kadar gelip geçen iman kafilesinin adsız sansız bir mensubuyduk. aslında hep böyle hissetmeli, hayatı hep böyle yaşamalıyız…


Sayı : 29
Büyük Kapak