Diyanet İşleri Başkanlığı Aile İrşad ve Rehberlik Bürosu ile Röportaj: “Ailede Mutluluk İçin 5- S Formülü”

Sayı : 18 / Ağustos 2013, Konu Başlığı : Röportaj

Aile içinde bir sorun yaşadığımız zaman ne yapmalı, kime başvurmalıyız? Birçoğumuz bu konuda ailesinden, yakınlarından yardım ister. Ama bu bazı durumlarda yangına körükle gidilmesi ve işlerin iyice sarpa sarmasına sebep olur. Bazılarımız psikologlara gider ama bu yöntem bize mahsus bazı sorunların çözülmesine yetmez. Çünkü çoğu zaman psikologların tavsiyeleri bize tam olarak uymaz veya onlar bize özgü durumları anlayamaz. Ne yazık ki birçoğumuz da en son gideceği yer olan avukata en başta gider ve geriye dönüşü olmayan bir yola girmiş olur.

Bir Müslümanın kulluk hayatında ailevi münasebetler önemli bir yere sahiptir. Ancak ne yazık ki yakın zamana kadar tavsiyeler alabileceğimiz veya eşler arasında hakemlik-arabuluculuk yapabilecek manevi bir danışmanlığa sahip değildik. Para ödemek zorunda olmadan derdimizi açabileceğimiz, bizi tanıyan, anlayan bir maneviyat danışmanına ihtiyacımız olduğu nihayet fark edildi. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulan Aile İrşad ve Rehberlik bürosunun temelleri işte bu ihtiyacı karşılamak üzere atıldı.
Yeni kurulan bu büro nasıl bir gelişme gösterecek, ihtiyaçlarımızı karşılamaya yeterli olacak mı, bunu zaman gösterecek. Bizler bu büroyu ve kimlerin nasıl hizmet alabileceğini öğrenmek için Fatih müftülüğünde görevli Umran Kılıçer ile söyleşi yaptık. İstifade etmenizi umuyoruz.

Umran Kılıçer; Siirt doğumlu. Medresede başladığı tahsil hayatı Haseki İhtisas Eğitim Merkezine ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Hukuku yüksek lisansına kadar uzanıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde ülkemizin birçok yerinde ve Almanya’da vazife yapan Umran Kılıçer, halen Fatih Müftülüğü bünyesinde vaizlik ve Aile İrşad ve Rehberlik görevini yürütüyor. Rahmet dergisinde yazıları yayınlanan Umran hocamız evli ve üç çocuk sahibi.

İslami Hayat: Aile İrşad ve rehberlik bürolarının kuruluş amacıyla ve hizmetleriyle ilgili bilgi verir misiniz?

Umran Kılıçer: Aile İrşad ve Rehberlik Büroların amacı; toplumumuzun aile hakkında dinî açıdan doğru bilgilendirilmesini sağlamaktır. Böylece aile yapısının korunmasına katkıda bulunmak, halkımızın özellikle aileyle ilgili dini içerikli soru ve sorunlarının çözümüne katkı sağlamaktır. Gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar yapmaktır. Hizmet içi eğitim amacıyla rehberlik hizmeti veren ekibimiz, aile ve kadın konusunda, ilgili kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen kampanya, proje ve eğitimleri takip eder. Büro personelinin bu eğitime katılmaları sağlanır. Büroya başvuran kişiler, sorunları dikkate alınarak, gerektiğinde psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve avukat gibi uzmanlara yönlendirilir.

İslami Hayat: Rehberlik büroları nerede bulunuyor? Kimler görev yapıyor ve sorunları olan kişilere ne tür hizmetler veriyor?

Umran Kılıçer: Aile İrşad ve Rehberlik Büroları İstanbul’un hemen hemen bütün ilçelerinde müftülüklere bağlı olarak hizmet veriyor. Bu göreve dinî eğitime sahip görevliler seçiliyor. Genellikle hanımlar başvurduğu için hanımlarla hanım vaizeler ve Kur’an kursu öğreticisi hoca hanımlar görüşüyor. Telefonla ya da yüz yüze görüşme yapıyorlar. Başvuranların yüzde yetmiş ikisi hanım olduğu için çalışanlarımızın da beşi hanım, ikisi erkek. Erkekler daha az başvuruyorlar. Hanımlar da ekseriyetle şiddete uğrayınca ve bunun gibi bir problem olunca başvuruyor. Bizim görevimiz bu kişilere manevi destek vererek sorununu en uygun şekilde çözmesine yardımcı olmak. Elhamdülillah boşanma aşamasındaki bazı kişilerin barışmasına vesile oluyoruz.

İslami Hayat: İslam’da ailevi vazifeler de kulluk hayatımızın önemli bir parçası. Sizin daha iyi izah edebileceğiniz gibi, nikâh talak gibi muamelat meseleleri Kur'an ı Kerim’de hududullah yani Allah'ın çizdiği sınırlar olarak adlandırılmış. Peki, Müslümanlar bu hususta bilgili mi? Size daha çok bir sorun çıktığı anda başvuruyorlar ama sorunlar çıkmadan önce “Evliliğimizi İslami bir temel üzerine nasıl oturtmalıyız?” şeklinde bir hizmet istenirse bunu sunan bir çalışma var mı?

Umran Kılıçer: Aile İrşad ve Rehberlik Bürolarının bir görevi de halkı bilinçlendirici sohbetler, seminerler düzenlemek. Biz bugün hem camiye gelen vatandaşımıza, vaazlar ve hutbeler yoluyla bilinçlendirici eğitim veriyoruz hem de gelmeyenlerin ayağına gidiyoruz. Namazdan sonra kahvehane ziyaretleri yapıyoruz, oradaki yirmi otuz kişiye hitap ediyoruz. Hatta meyhaneye gidiyoruz, Kutlu doğum vesilesiyle gittik mesela bir şahıs ağladı. Onun da ailevi meseleleri varmış. Eskiden sözünü bile edemezdik şimdi artık daha açık konuşulabiliyor, aslında nikâh kıyma, yani resmi nikâhları akdetme vazifesi müftülüklere verilmeli, diyen arkadaşlarımız var. Çünkü halkımızın aklı karışık. Dinî nikâh ile resmi nikâhın ayrı telakki edilmesi sorun teşkil ediyor. Mesela üniversiteli gençler geliyor, bize dini nikâh kıyın, diyor. “Resmi nikâhınız var mı, kızın ailesinin haberi var mı?” diyoruz. Çünkü resmi nikâh olmadığı zaman kadınlar mağdur olacak. “Yok” diyorlar, “Biz zaten aynı evde kalıyoruz.” Diyorlar. Dini nikâh aleni olmalıdır, gizli olmaz. Bu nikâh değil, yaşanan duruma bir kılıf uydurmadır.

İslami Hayat: Bir de şöyle oluyor, kadın mahkemeye başvurup boşanma davası açıyor. Mahkeme bunları boşuyor ama erkek kabullenmiyor. “Ben seni üç kere boşsun diyerek boşamadım, sen hala benim karımsın” Medyaya yansıyan bazı kadına şiddet olaylarında eski koca şiddeti yani erkeğin mahkeme kararını kabullenmemesi hadisesi görülebiliyor. Bu nasıl bir iş, bir taraf kendini boşanmış sayarken diğer taraf boşanmamış görebilir mi?

Umran Kılıçer: Toplumuzda bilgi eksikliği var maalesef. İslam’da da kadın mahkemeye başvurabilir ve “Ben şiddet görüyorum, bizi ayırın” diyebilir. Kocalık vazifesini yapmayan veya kötü muamele eden kocanın mahkeme kararıyla karısından ayrılması mümkündür. Tabi mahkemenin de boşanma kararını verirken adil olması, yerli yerince karar vermesi lazım. Bir erkek, mahkeme onları boşadıktan sonra iddet süresince hanımının gönlünü edip geri dönmeye çalışabilir. Ama iddet süresi dolunca ayrılık gerçekleşir, artık “Ben seni boşamadım ki” diyemez. Bugün biz bazı ailevi meseleleri Şafii mezhebinin ruhsatlarıyla çözebiliyoruz. Tabi, İslam hukukunun günümüz şartlarına uygun bir şekilde uygulanması için çalışmalar yapılıyor, yapılması da lazım. Yalnız şu var ki, Aile İrşad ve Rehberlik Bürolarında vazifeli arkadaşlar fetva meselelerine bakmıyorlar, çünkü bu kurum fetva kurumu değildir. Bunun için müftülere başvurulması gerekiyor. Bizim görevimiz daha çok manevî ve ahlakî tavsiyelerle o ailedeki sorunun çözülmesine katkı sağlamaktır.

İslami Hayat: Günümüzde hızlı bir şehirleşmeyle birlikte eski ev düzeninden ve geleneklerimizden uzaklaşıyoruz. Eskiden evler üretim mekânıydı, evin bahçesinde üretim, işbirliği ve daha çok paylaşım vardı. Bugün tüketim mekânı oldu ve kadın da tüketici durumuna düştü. Erkeğin geçim yükü ağırlaştı. Zamanının çoğunu dışarıda çalışarak geçirir oldu, ailesine zaman ayıramaz oldu. Kadın ve çocukların gözünde babalar bankamatik gibi para çekilen bir konuma düştüler. Siz gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Umran Kılıçer: Evet, öyle kişiler duyuyoruz ki ayda ancak bir- iki gün eve geliyormuş. Yurt dışında seyahatlerde, bugün Çin’de yarın Tayvan’da geziyor, para kazanıyor. İmkânlar genişledikçe ne yazık ki insanlar doyumsuzlaşıyor. Gözleri dışarı kayıyor. Kadın diyor ki, “Bana kredi kartını ver de ben biraz alışveriş merkezinde stres atayım.” Bunu yapanlar yapamayanlara kötü örnek oluyor, “Ben niye yapamıyorum” deyince ailenin huzuru bozuluyor. Maddiyatçılık çok fazla etkiliyor toplumu. Kadınlar da çalışıyor, öyle ki anneler daha iki yaşındaki çocuğunu kreşe veriyor. Ben bir ilkokulda din derslerine giriyorum, annelerin yüzde doksanı çalışıyor. Çocuklara soruyorum “Babanızla neler yapıyorsunuz” diye “Babam eve gelince televizyon karşısında uyukluyor.” Diyor. Diğeri “Ben annemi de babamı da ancak hafta sonu bir veya iki gün görüyorum” diyor. Bu gidişat iyi değil.

İslami Hayat: Peki, güzel, huzurlu bir aile hayatı için ne tavsiye edersiniz?

Umran Kılıçer: Benim evlenecek gençlere şöyle bir tavsiyem var, evlenmeden önce gözlerini dört açsınlar, yani evlenecekleri kişiyi seçecekleri zaman. Sonra dördün üçünü kapatsınlar, yani her şeyi görmesinler. Tabi bu ne demektir, Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam buyuruyor, “İnsanlar evlenirken şu dört şeyi tercih eder, ya güzelliği ya zenginliği ya asaleti ya dindarlığı…” biliyorsunuz o hadisi şerifi. İlk tercihimiz, dindar ve güzel ahlaklı olanı tercih etmek. Bir anlık duygularla evlilik yapmamalıyız. Hani diyorlar ya “Elektrik almadım.” Yahut “Âşık olduğum kişiyle evlenmeliyim” Bunlar doğru tercih yapmak için iyi bir yöntem değil. Bunun yanında iyi aile, köklü ve görgülü bir aile çok önemli. Hani “İyi aileden kız almak zordur ama geçinmek kolaydır,” derler ya. Çocuklarına iyi terbiye vermiş, köklü ailelerden kız aldığınız zaman, dikkat ederseniz tok gözlü olurlar, her şeyi maddiyatla ölçmezler. Ailelerinin huzurunu önemserler, bu çok önemli. Elbette sizi mutlu edecek kişiyi seçmekten daha önemlisi sizin eşinizi mutlu etmeniz. Erkekler de “kılıbık” değil ama “kalbi ılık” olmalı. Şefkatli ve anlayışlı olmalı. Benim “ailede 5-S birliği” kuralı dediğim kural var. Seminerlerimde de vaazlarımda da bunu tavsiye ediyorum.

İslami Hayat: Nedir o kurallar, okurlarımızla paylaşalım.

Umran Kılıçer: Birincisi, “Seccade birliği.” Ailede seccade birliği olacak, yani akşam baba imam olacak anne ve çocuklar ona uyacak, cemaat olacaklar. Böylece aile beraber ibadet edecekler. Bakın bu çok önemlidir. Bugün insanlar hayatın amacını unutunca, evliliğin amacını da unuttular. Hayatın amacı ibadettir, evliliğin amacı da ibadet hayatımıza yardımcı olacak bir işbirliği ve dayanışmadır. Aile demek, beraberce ibadet eden insanlar demek olmalıdır. Yuva kurarken ve evliliği yürütürken buna dikkat etmeliyiz. İkinci kuralımız ise “Sofra birliği.” Ailenin sofraya birlikte oturması önemli… Erkek devamlı dışarıda olursa, çocukların her biri bir yerde karnını doyurup gelirse o evde mutluluklar paylaşılmış olmuyor. Mümkünse sabahları beraberce kahvaltı yapıp işe ve okula öyle gitmek çok güzel olur. Hatta babalar da yardım edebilir. Benim üç çocuğum peş peşe doğdu, bu sebeple ben yardım ederim mesela. Bu mümkün olmuyorsa hiç değilse akşam yemeğinde herkes sofra başında olmalı. Neşeyle, güler yüzle, şükrederek aynı sofranın etrafında bir araya gelmeli. Üçüncü kuralımız, “Sayfa birliği” veya buna “Sohbet birliği” de denebilir. Akşamları anne veya babamız bir kitap açıp ailesine birkaç sayfa okumalı. Kur'an ı Kerim tefsirinden olabilir, hadis sohbetleri olabilir. Bunun üzerine sohbet edilebilir. Başka sohbetler de edilmeli. Aile fertleri birbiriyle konuşmalı, birbirinin hayatını bilmeli, paylaşmalı. Günümüz evliliklerinde en büyük eksiklik iletişim ve güven eksikliği. Eşler birbirini dinlemiyor ve birbirine güvenmiyor. Dördüncü kuralımız “Seyahat birliği.” Günümüzde eşler çok sık bir şekilde birbirinden ayrı seyahat ediyor. Bir umre programında bakıyorsunuz, kırk erkeğe mukabil yüz altmış hanım umreci. Erkekler işte, hanımlar seyahatte, tatilde, umrede… Beraber gitmenin bir yolunu bulmalı, gidilen yer neresi olursa olsun. Anne baba çocuklar bir arada gezmenin güzelliğini paylaşmak da, ailenin birlikte hatıralar edinmesinin en önemli yoludur. Bu hatıralardır aileyi aile yapan. Son olarak elbette “Sevgi birliği.” Aileyi bir arada tutan sevgi, saygı gibi duygularda birlik olmalı. Karşılıklı sevgi, karşılıklı saygı önemli. Bir başka yönü de aynı şeyleri sevmektir. Hayata aynı gözle bakmak, aynı şeylere değer vermek.

İslami Hayat: Çok güzel özetlediniz, teşekkür ediyoruz. Son olarak günümüzde ailede veya ailedeki bireylerde sorun olduğu zaman psikologlara gidiliyor. Batıdan çeviri psikoloji kitapları bizim toplum yapımıza uyar mı? Bizim aile meselelerimiz modern psikoloji anlayışıyla çözülebilir mi?

Umran Kılıçer: Birincisi Hayır kesinlikle çözülmüyor. Uzmanlar da aynı görüşte zaten, Nevzat Tarhan, Sefa Saygılı üstadlarımızla da konuştuğumuz zaman aynı şeyi söylüyorlar. Batının anlayışı kendi dünya görüşüne göredir. Hem batı dünyası nefsi tanıma noktasında bizden çok geridedir. Ben Almanya’da görevliyken, onların meşhur şairi ve filozofu Goethe vardır, o diyor ki “Biz Avrupa milletleri bütün imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına vardığı merdivenin biz daha ilk basamağındayız. Hiç kimse bu yarışta onu geçemeyecektir.” Bizim Mevlana’mız, Peygamberimizin yetiştirdiği binlerce büyük insandan biridir. Ona mal edilmiş sözler aslında ondan önce İslam âlimleri tarafından söylenmişti. Ama batıda Mevlana meşhur olmuştur. Onun gibi nice büyük insan yetişmiştir.

İslami Hayat: Tasavvuf mesela, nefsi terbiye etme hususunda çok ileri bilgiler veriyor öyle değil mi? Bugün bu konuda çok eksiklik var.

Umran Kılıçer: Elbette. Bir tasavvuf büyüğü diyor ki, “Öyle nefis vardır ki, sen ona iyilik yapınca mahcup olur o da hemen iyilik yapmak ister. Öyle nefis vardır ki, iyiliği görmezden gelir. Öyle de nefis vardır ki, iyiliğe karşı kötülük yapmaya kalkar. İşte öyle nefse, yaptığı kötülüğün cezasını çektirmek lazımdır ki, kendini tutsun.” Herkesin kalitesine göre muamele…

İslami Hayat: Çok teşekkür ederiz. Yazılarınızı dergimizde görmek isteriz.

Umran Kılıçer: İnşallah. Ben de teşekkür ederim.


Sayı : 18
Büyük Kapak